Anadolu Selçuklu Devleti'nin kaderini belirleyen I. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1164 yılında dünyaya gelerek Türk tarihinin en hareketli dönemlerinden birine damgasını vurmuştur. Ülkesini askeri fetihlerle büyütürken aynı zamanda ticari atılımlarla denizlere açan büyük hükümdar, 1211 tarihindeki Alaşehir Muharebesi'nde, Bizans sınırında çarpışarak 47 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Babası II. Kılıç Arslan'ın veliahdı olan Keyhüsrev, saltanat serüveninde kardeşlerinin sert muhalefetiyle karşılaşmıştır. Kendisi tahta iki kez çıkmıştır. Genç yaşta Isparta ve Uluborlu melikliği yaparak tecrübe kazanan şehzade, dokuz yıllık sürgün hayatının ardından iktidarını perçinlemeyi başarmıştır. Rum asıllı annesinden dolayı Bizans dilini öğrenen sultan, özel hocalardan Arapça ve Farsça dersleri de almıştır. Gıyaseddin Keyhüsrev, Anadolu Selçuklu Devleti'ni küresel bir ticaret gücüne dönüştürmüştür.
Taht Mücadeleleri ve Sürgünün Zorlu Yolları
Babasının yaşlılık döneminde patlak veren taht kavgaları, ülkeyi derinden sarsan bir süreci beraberinde getirdi. Kardeşler arası amansız rekabet, ülkeyi bölünmenin eşiğine sürükledi. Konya'da sultanlığını ilan eden I. Gıyaseddin Keyhüsrev, abisi Rükneddin Süleyman Şah'ın ordusuyla Konya üzerine yürümesi üzerine büyük bir sınavla karşılaştı. Şehrin tahrip olmasını önlemek amacıyla tahtı abisine devrederek 7 Ekim 1196'da Konya'dan ayrılmak zorunda kaldı. Bu ani ayrılış sırasında iki oğlunu Konya'da bırakacak kadar büyük bir telaş yaşadı. Akşehir civarında uğradığı saldırılardan ise canını zor kurtarabildi.
Zorlu yollarda can güvenliği endişesi yaşayan devrik sultan için böylece yorucu bir sürgün dönemi başladı. İlk olarak Ermeni Kralı Levon'a sığınan Keyhüsrev, sırasıyla Elbistan, Malatya, Halep, Diyarbakır ve Ahlat bölgelerini ziyaret etti. Buralarda sıcak karşılansa da tahtını geri almak için aradığı askeri desteğe bir türlü ulaşamadı. Son çare olarak Trabzon üzerinden gemiyle Bizans İmparatoru III. Aleksios Angelos'un hüküm sürdüğü İstanbul'a sığındı. İstanbul'da kaldığı yıllarda Latin işgaline tanıklık etti. İstanbul'da geçirdiği sıkıntılı günlerde kendisine hakaret eden bir Frank şövalyesiyle, imparatorun tüm vazgeçirme çabalarına rağmen meydana çıkarak onu öldürücü bir darbeyle yere sermiştir. Bizans asilzadesi Manuel Mavrozomes'in kızıyla evlenerek diplomatik bir evlilik gerçekleştirdi ve kayınpederinin adasında korundu.
İkinci Saltanat: Akdeniz'e Açılan Selçuklu Ticareti
II. Süleyman Şah'ın vefatıyla doğan iktidar boşluğu, eski sultana beklediği altın fırsatı sundu. Çocuk yaştaki yeğeni III. Kılıç Arslan'ın sekiz aylık zayıf yönetiminin ardından 1205 yılında yeniden Konya tahtına oturdu. Gıyaseddin Keyhüsrev sürgünden döndükten sonra Konya tahtını ele geçirdiğinde, kendisine muhalefet edenlerin başında gelen Kadı Tirmizi gibi isimleri ortadan kaldırarak devlet otoritesini sağlamlaştırmıştır. Ülke genelinde asayişi sağladıktan sonra yönünü Akdeniz ve Karadeniz ticaretine çevirdi.
Antalya'nın 1206 yılında düzenlenen kararlı bir seferle fethedilmesi, Selçuklu tarihi için gerçek bir dönüm noktası oldu. Bu büyük fethin ardından Avrupalı devletlerle ilk ticari antlaşmalar imzalandı. Sultan, deniz yollarında veya karada malları soyulan yerli ve yabancı tüccarların tüm maddi zararlarını devlet hazinesinden ödeme sözü vererek dünya tarihindeki ilk devlet sigortacılığı sistemlerinden birini kurmuştur. Ayrıca ticaret yollarındaki geçiş vergilerini de kaldırarak iktisadi refahı artırdı.
Savaş Meydanında Son Nefes ve Bıraktığı Eşsiz Miras
Sultanın bu büyük ticari ve askeri başarıları, İznik İmparatoru Theodoros Laskaris ile olan ilişkileri tamamen gerdi. Sınır çatışmaları ve tahtını kaybeden eski Bizans İmparatoru Aleksios'un Selçuklulara sığınması, bardağı taşıran son damla oldu. İki büyük ordu 1211 yılında Alaşehir yakınlarında amansız bir mücadeleye girişti. Çok şiddetli geçen Alaşehir Muharebesi sırasında I. Gıyaseddin Keyhüsrev, savaş meydanında hayatını kaybederek şehit düştü. Naaşı daha sonra Konya'ya götürülerek Alâeddin Camii yanındaki Sultanlar Türbesi'ne defnedildi.
Devlet adamı kimliğinin ötesinde ilme büyük önem veren hükümdar, ardında eşsiz eserler bıraktı. Kız kardeşi adına Kayseri'de inşa ettirdiği Gevher Nesibe Darüşşifası, Anadolu'daki en eski tıp merkezidir. Burası aynı zamanda dünyanın ilk tıp fakültelerinden biri olarak kabul edilir.
II. Kılıç Arslan'ın 1186 yılında ülkeyi paylaştırdığı 11 oğlu ve bölgeleri şu şekildedir:
- Kutbeddin Melikşah — Sivas ve Aksaray dolayları
- Rükneddin Süleyman Şah — Tokat çevresi
- Nureddin Sultanşah — Kayseri havalisi
- Muğiseddin Tuğrulşah — Elbistan bölgesi
- Muizeddin Kayserşah — Malatya dolayları
- Muhiddin Mesud — Ankara merkez olmak üzere Çankırı, Kastamonu ve Eskişehir
- I. Gıyaseddin Keyhüsrev — Uluborlu ve Kütahya havalisi
- Nasreddin Berkyarukşah — Niksar ve Koyulhisar
- Nizameddin Argunşah — Amasya bölgesi
- Arslanşah — Niğde çevresi
- Sancarşah — Ereğli ve güney kesimleri
