Osmanlı İmparatorluğu'nun yirmi dördüncü hükümdarı ve seksen dokuzuncu İslam halifesi olan I. Mahmut, Edirne'de 2 Ağustos 1696 tarihinde dünyaya gelerek, çalkantılı bir dönemde devleti barış ve reformlarla buluşturan önemli bir padişahtır. Babası II. Mustafa'nın Saliha Valide Sultan'dan doğan bu şehzadesi, amcası III. Ahmet'in tahtını sarsan kanlı Patrona Halil İsyanı'nın ardından 2 Ekim 1730'da Osmanlı tahtına oturdu. Yirmi yedi yıllık uzun bir kafes hayatından sonra yönetimi devralan yeni padişah, öncelikle isyancı elebaşlarını ortadan kaldırarak başkent İstanbul'da düzeni sağladı. Tahtta kaldığı yirmi dört yıl iki ay boyunca hem doğudaki Safevi tehdidine hem de batıdaki Avusturya-Rusya ittifakına karşı dirençli bir duruş sergiledi. Askeri alanda yaptığı yenilikler ve imar faaliyetleriyle Lale Devri'nin kültürel mirasını korurken, ülkeyi uzun süreli bir istikrar dönemine ulaştırdı.
Kafesten Tahta Uzanan Zorlu Bir Yolculuk
Şehzadelik yıllarını Edirne'de geçiren I. Mahmut, dönemin önemli din ve fen alimlerinden olan Şeyhülislam Feyzullah Efendi'den çok yönlü bir eğitim aldı. Ancak babası II. Mustafa'nın 23 Ağustos 1703 tarihindeki Edirne Vakası ile tahttan indirilmesi, genç şehzadenin hayatını tamamen değiştirdi. Henüz küçük yaşta Topkapı Sarayı'na getirilen şehzade, burada uzun sürecek kafes hayatına adım attı. Tam yirmi yedi yıl boyunca saray odalarında tahta çıkacağı günü bekledi. 1730 yılında patlak veren Patrona Halil İsyanı, devlet idaresinde derin bir kırılma yarattı. İsyancılar taht değişikliği talep edince, amcası III. Ahmet tahtı I. Mahmut'a devretti. Yeğenine eski padişahın verdiği tavsiyeler rehberlik etti. Bu sayede zekasını kullanan I. Mahmut, isyanın elebaşlarını tasfiye ederek başkentteki kaosu hızla dindirdi. Lale Devri'nin başlattığı kültürel ve bilimsel atılımları korumak için yoğun mesai harcadı.
Doğu ve Batı Sınırlarında Diplomatik ve Askeri Mücadeleler
İç asayişi temin eden I. Mahmut, rotasını hemen sınır güvenliğine çevirdi. Doğuda İran Safevi Devleti ile yaşanan gerginlikler, Şah'ın Revan üzerine yürümesiyle savaşa dönüştü. Bunun üzerine Ahmet Paşa ve Hekimoğlu Ali Paşa komutasındaki Osmanlı orduları harekete geçti. Urmiye ve Tebriz'i kontrol altına alan bu başarılı seferlerin ardından Kirmanşah ele geçirildi. Şah'ın barş talep etmesi üzerine 1732 yılında Ahmet Paşa Antlaşması imzalandı. Anlaşmayla Aras Nehri sınır yapıldı. Ancak bu sulh uzun ömürlü olmadı. İran'da yönetimi ele alan Nadir Han, antlaşmayı reddederek Bağdat ve Erbil'i kuşattı. Yapılan çetin mücadelelerde Osmanlı ordusu yenilse de padişah bu sefer esnasında Gazi unvanını aldı. Nadir Şah daha sonra Avşar hanedanını kurup Kars'a kadar dayandı. Nihayetinde 1746 yılında, eski Kasr-ı Şirin Antlaşması hükümlerini esas alan İstanbul Antlaşması imzalanarak doğu sınırları güvenceye alındı.
Padişah, eş zamanlı olarak batı sınırlarında da zorlu bir sınav verdi. Osmanlı'nın doğudaki İran meşguliyetinden faydalanmak isteyen Avusturya ve Rusya, müttefik olarak taarruza geçti. Avusturya orduları 12 Temmuz 1737 yılında Bosna, Sırbistan ve Eflak'a girdi. I. Mahmut, bu cepheye Muhsinzade Abdullah Efendi ve Hekimoğlu Ali Paşa'yı atadı. Yapılan taktiksel taarruzlarla Avusturya kuvvetleri bozguna uğratıldı. Bu büyük zafer, 18 Eylül 1739 tarihinde imzalanan tarihi Belgrad Antlaşması'nı beraberinde getirdi. Antlaşmayla Tuna ve Sava Nehirleri sınır çizildi. Belgrad Kalesi Osmanlı idaresine geri kazandırıldı. Karadeniz ve Azak Denizi'nde Rus donanması bulundurulması yasaklandı. Ayrıca Rusya ve Kırım Hanlığı arasındaki sınır ihlalleri engellendi. Bu askeri başarılar, imparatorluğa yirmi sekiz yıl sürecek kesintisiz bir barş dönemi hediye etti. Fransa'ya da bu süreçteki yardımları nedeniyle kapitülasyonlar sürekli hale getirildi.
Askeri Islahatlar, Ayanlar ve İstanbul'un İmar Seferberliği
Uzun savaş yılları, Anadolu'da ve taşrada yerel milis liderleri olan Ayanların güçlenmesine yol açtı. Tımar sisteminin zayıflaması ve artan işsizlik nedeniyle ortaya çıkan bu feodal yapıları kontrol altına almak isteyen padişah, 1740 yılında Humbaracı Ahmet Paşa'nın katkılarıyla Ayanları İstanbul'a davet etti. Yayınlanan Adaletname ile bu yöneticilerin devlete bağlılıkları pekiştirildi. Askeri alanda ise modernleşme adımları atıldı. Topçu ve Humbaracı ocakları baştan aşağı ıslah edildi. Üsküdar'da orduya nitelikli subay yetiştirmesi amacıyla Kara Mühendishanesi açıldı.
Aynı zamanda zeki, anlayışlı ve merhametli kişiliğiyle tanınan I. Mahmut, "Sebkâti" takma adıyla şiirler yazan bir şair ve usta bir bestekardı. İstanbul'u modern tesislerle donatan padişah, özellikle Bahçeköy ile Balaban köyleri arasında Topuzlu Bendi'ni inşa ettirdi. Bu tesisle toplanan tatlı sular, Taksim'deki ana depodan şu semtlerdeki çeşmelere ulaştırıldı:
- Tophane Meydan Çeşmesi ve Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi
- Beşiktaş, Galata, Kasımpaşa ve Tepebaşı semtlerindeki kırk kadar çeşme
Mimaride de çığır açan hükümdar, başkente birçok kıymetli eser kazandırdı ve restore ettirdi. Bu seçkin yapılar arasında şunlar öne çıkar:
- Beşiktaş Sarayı'nın büyük bir kısmı ve Bayıldım Kasrı
- Yûşa Tepesi yakınındaki Tokat Köşkü'ne Hümayun-abad, Kandilli Sarayı'na ise Nevabâd ismi verilerek yapılan imar çalışmaları
- Kanlıca'da inşa edilen Mihr-abâd Kasrı
Kültüre büyük önem veren sultan; Ayasofya Camii içinde, Fatih Camii yakınında, Galatasaray'da ve Belgrad'da kütüphaneler kurdu. Ayasofya Kütüphanesi'ne Yakut-ı Musta'sımî, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman gibi devrin en meşhur hattatlarının eserlerini ve kutsal emanet olarak görülen değerli Kur'an-ı Kerim nüshalarını hediye etti. Bu kütüphanenin giderleri için Cağaloğlu Çifte Hamamı'nı vakfetti. İnşaatını başlattığı muazzam Nuruosmaniye Camii ise kendisinden bir yıl sonra tamamlanabildi. Beşiktaş'ta Arap İskelesi Camii, Rumeli Hisarı'nda İskele Camii, Üsküdar'da Sultan Mahmut Camii gibi pek çok ibadethaneyi şehre kazandırdı. Yirmi dört yıllık verimli saltanatının ardından, 13 Aralık 1754'te vefat eden padişah, Turhan Sultan Türbesi'ne defnedildi.
