I. Alaaddin Keykubad, 1192 yılında Konya'da dünyaya geldi. Anadolu Selçuklu Devleti'nin on ikinci sultanı olan bu hükümdar, ülkesini askeri ve idari açıdan zirveye taşımıştır. İlk tahsilini ve terbiyesini İstanbul'da seçkin atabeylerin gözetiminde son derece nitelikli bir şekilde aldı. Emir Seyfeddin, Ay-Aba ve Emir Bedreddin Gevhertaş gibi kıymetli isimler kendisine eğitim vermekle görevlendirildi. Geniş bir kültürel birikime sahip olan şehzade, küçük yaşlardan itibaren çok sayıda dil öğrendi:
- Ana dili olan Türkçe
- Edebi ve idari yazışmalarda kullanılan Farsça
- Bölgedeki diplomatik temaslar için Rumca
- İslami ilimleri inceleyebilmek amacıyla Arapça
Yüksek İslami ilimlerin yanında astronomi biliminde de kendisini geliştirdi. Hayatı boyunca şekillendirdiği mimari yapıtlar ve sağladığı idari başarılar, hem kendisine hem de devletine büyük bir prestij kazandırdı.
Sultanlığa Uzanan Engebeli Yollar
Babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev, kardeşine tahtı bırakmak zorunda kalınca 1196 yılında İstanbul'a gitmişti. Yıllar sonra dönüp tekrar hükümdar olduğunda Keykubad'ı altı sene yöneteceği Tokat'a melik tayin etti. Tokat melikliği döneminde bastırdığı paralarda gücünü yansıtan gösterişli lakaplar kullandı. Tokat melikliği yđllarında geliştirdiği yönetim becerilerini tahta çıktıktan sonra da sergileyen sultan, Moğol ve Bizans tehditlerine karşı izlediği akılcı politikalarla ülkesini dünyanın en zengin ve ihtişamlı bölgesi haline getirmeyi başarmıştır. Babasının Alaşehir Savaşı'nda ölümünün ardından, ağabeyi I. İzzeddin Keykavus'un başa geçmesini kabul etmeyerek çeşitli ittifaklar kurdu. Erzurum meliki amcası ve Ermeni kralıyla birlikte Kayseri'yi kuşatsa da sonuç alamadı. Ankara Kalesi'ne sığınan şehzade, erzak stokları tükenince halka zarar gelmemesi şartıyla teslim oldu. Malatya ve Kezirbert kalelerindeki uzun hapis hayatı, ağabeyinin vefatıyla son buldu. Ağabeyinin vasiyeti üzerine zindandan çıkarılan Keykubad, 28 yaşında büyük bir törenle Selçuklu tahtına oturdu.
Sınırları Aşan Askeri Hamleler
İktidara gelince Doğu'daki Moğol yıkımına ve Batı'daki Bizans varlığına karşı dengeli bir diplomasi yürüttü. Eyyubi Hükümdarı el-Melikül-Adil'in kızı Melike Adile ile evlenerek bu hanedanla bozulan ilişkileri düzeltti. Moğolların Bağdat'a saldırma ihtimaline karşı halifenin dilediği yardım üzerine bölgeye beş bin kişilik ordu gönderdi. Savunmayı sağlamlaştırmak adına Konya, Kayseri ve Sivas gibi büyük merkezlerin kalelerini hızla tamir ettirdi. Denizlerdeki hükmünü pekiştirmek için 1223 yılında Akdeniz'in kapısı olan Kalonoros limanını fethetti. Bu bölgeye sultanın adına dayanarak Alanya adı verildi ve orada ülkenin ilk büyük tersanesi inşa edildi. Karadeniz ve Akdeniz kıyılarında inşa ettirdiği güçlü donanmalar sayesinde hem ticari yolları güvence altına alan hem de dış tehditleri bertaraf eden sultan, Selçuklu denizciliğini de dünya çapında söz sahibi bir konuma taşıdı. Karadeniz'de güçlenmek amacıyla Sinop'ta yeni donanma kurup Kırım'daki Sugdak limanını ele geçirdi. Akdeniz kıyılarını Silifke'ye kadar genişleten Selçuklu orduları, Ermenistan krallığını cezalandırarak İçel yöresini sınırlara ekledi. Bu bölgelere yerleştirilen Türkmen toplulukları, gelecekte bölgede kurulacak olan Karamanlı Beyliği'nin temelini teşkil etti. Doğu sınırlarını emniyete almak için Mengücekoğulları beyliğini kaldırarak Erzincan, Kemah ve Şebinkarahisar bölgelerini ülkesine kattı. Ahlat'a saldıran Harzemşah Celaleddin Mengüberti'yi 1230'da Yassıçimen Savaşı'nda yenerek Erzurum'u hızla teslim aldı. Moğol akınlarını kışırtan Gürcü kraliçesini dize getirerek Gürcistan'ı haraca bağladı. Açılan Van Gölü havzası fetihleri nedeniyle Eyyubilerle araları bozulunca, yapılan savaşlarla Harput ve Urfa bölgelerini ele geçirdi.
Anadolu Rönesansı ve Bayındırlık Hamleleri
Sultan, yürüttüğü dâhiyane ekonomi ve ticaret siyasetleriyle Anadolu'yu dünyanın en zengin coğrafyalarından biri yapmayı başardı. Aynı zamanda memleketi baştan başa yollarla, kervansaraylarla, medreselerle ve hastanelerle donatarak refah düzeyini yükseltti. Şeker, dokuma ve silah üretimi yapan atölyeler açtırarak yerli imalatı hızlandırdı. Gününü yazlık sarayı Kubadabad'da ve Kayseri yakınındaki Keykubadiye malikanelerinde geçirmeyi tercih ederdi. Konya'daki meşhur Alaeddin Camii, önceki sultanlar döneminde başlayıp onun zamanında tamamlanan en seçkin eserlerden biridir. Türk-İslam tarihinin en büyük devlet adamlarından biri olan Alaaddin Keykubad, Anadolu topraklarını bayındır kılarak geriye kervansaraylar, camiler, köprüler ve tıp merkezleri gibi yüzyıllar boyunca ayakta kalacak paha biçilemez mimari eserler zinciri bırakmıştır. İlim ve sanat ehli insanlara kapısını her daim açık tutarak büyük bir kültür hamlesi yürüttü. Konya bu dönemde kültür merkezi oldu. Konya'ya intikal eden Bahâeddin Veled ile mahdumu Mevlana Celaleddin Rûmî'ye sonsuz bir hürmet gösterdi. Hükümdar ayrıca satranç oynamak, ok atmak ve marangozluk, oymacılık gibi alanlarda çalışmak gibi zengin hobilere sahipti.
Suriye Seferi Öncesi Gelen Hüzünlü Son
Büyük sultan, Suriye bölgesini fethetmek üzere hazırlık yaptığı dönemde Kayseri'de elçiler için büyük bir ziyafet tertip etti. Sarayında önemli devlet elçilerini ağırladı. 30 Mayıs 1237 tarihindeki bu ziyafette yediği zehirli kuş etinden dolayı hayatını kaybetti. On yedi buçuk yıl süren görkemli saltanatının ardından, 45 yaşındayken hayata veda etti. Naaşı Konya'ya götürülerek bizzat tamamlatmış olduğu mabedin yanındaki türbeye defin olundu. Vefatından sonra yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhusrev Selçuklu tahtına geçti. Eşi Mahperi Hatun ise Kayseri'den ayrılmayıp Hunat Camii, Medresesi ve hamamından oluşan büyük yapı külliyesini inşa ettirdi.
