Klasik Türk sanatlarının son büyük temsilcilerinden biri kabul edilen Mehmed Necmeddin Okyay, 28 Ocak 1883 tarihinde İstanbul’un tarihi semti Üsküdar’da dünyaya gözlerini açtı. Hat, ebru, ciltçilik ve okçuluk gibi birbirinden tamamen farklı alanlarda gösterdiği olağanüstü becerilerle adeta dönemin canlı bir kültür hazinesi haline gelen sanatçı, çevresinde haklı bir şekilde Hezârfen yani 'bin fenli' unvanıyla anıldı. Geleneksel sanatlarımızın modern döneme taşınmasında köprü vazifesi gören bu çok yönlü deha, ebru sanatına kazandırdığı özgün çiçek tasarımlarıyla adını sanat tarihine altın harflerle yazdırdı.
Sanatla Harmanlanan Bir Hayat Hikayesi
Üsküdar Mahkeme-i Şer'iyye başkâtibi Abdünnebî Efendi ile Binnaz Hanım’ın evladı olan Necmeddin Okyay, ilk dini ve edebi eğitimini babasından aldı. Küçük yaşlarda hıfz eğitimine başlayarak hafızlık unvanını elde eden genç Necmeddin, eğitim hayatını Ravza-i Terakkî Mektebi'nde sürdürdü. Burada okulun hat muallimi olan Hasan Talat Bey ile yolları kesişti. Genç yetenek, ilk yazı derslerini bu hocadan alarak rik'a, divanî ve celî divanî tarzlarında ustalaştı. Sanat aşkıyla dolup taşan Okyay, Nuruosmaniye Medresesi’nde Filibeli Hacı Ârif Efendi’den ve ardından dönemin en büyük celî üstatlarından Hattat Sâmi Efendi’den ta'lik hattını öğrenerek icazetlerini aldı.
Genç sanatçı sadece hat sanatı ile yetinmeyerek Özbekler Tekkesi’ne yöneldi. Tekkenin şeyhi Hezarfen İbrahim Edhem Efendi’den ebru yapımının gizemlerini, kâğıt aharlama ve boyama tekniklerini sabırla öğrendi. Aynı zamanda ince marangozluk ışlerinde de kendini geliştirdi. Okyay'ın öğrenme tutkusu sınır tanımıyordu. Konyalı müderris Mehmed Vehbi Efendi’den is mürekkebi üretmeyi, Sultan Abdülaziz’in okçubaşısı Seyfeddin Bey’den ise kemankeşliği belledi. Dini ve ilmi eğitimini tamamlamak adına Ahmed Nazîf Efendi ve Nûri Efendi gibi saygın hocalardan icazetnameler aldı. Babasının 1907 yılındaki vefatının ardından Ücküdar Valide-i Cedid Camii’nde imamlık ve hatiplik görevini devraldı. Bu ulvi vazifeyi tam kırk yıl boyunca layıkıyla sürdürdü.
Ebruda Bir Devrim: Necmeddin Üsslubu ve Çiçekler
Medresetü'l-Hattatin çatısı altında hem öğrencilik yapan hem de hocalık üstlenen Necmeddin Okyay, ebru sanatında çığır açan yeniliklere imza attı. O güne dek ebru teknelerinde görülmemiş olan çiçek motiflerini suya nakşetmeyi başardı. Lale, karanfil, sümbül ve fulya gibi doğanın zarif süslerini ebruya aktararak ebru tarihinde kendi adıyla anılacak Necmeddin Üsslubu’nu kurdu. Ciltçilik ve eski kitap onarımı alanında da yetkin olan usta, yıpranmış el yazmalarını hayata döndürdü.
Soyadı Kanunu çıktığında okçuluğa duyduğu tutkudan ötür 'Okyay' soyadını seçti. Okmeydanı'ndaki tarihi vakıf arazilerinin satılmasını engellemek için büyük mücadele verdi. Fatih Sultan Mehmed'in okçulara adadığı bu kutsal arazinin hakkını mahkemelerde sonuna kadar savundu. Belge ve vakfiyeler sunarak iki kez satış girişimini boşa çıkardı. Okyay'ın bir diğer büyük tutkusu ise gül yetiştiriciliğiydi. Bahçesinde tam 444 farklı çeşit gül yetiştiren sanatçı, bu alanda düzenlenen yarışmalarda birincilikler kazandı. Yakın dostu Süheyl Ünver, bu çiçek sevdası yüzünden kendisine tatlı bir dille 'gül çapkını' derdi.
Hezârfen Hoca, taklit ve teşhis alanında da eşsiz bir dehaydı. Altında imza bulunmayan eski hat yazılarının kime ait olduğunu tek bir bakışta hatasız tahmin edebiliyordu. Ayrıca farklı yörelerin şivelerini ve tanıdığı kişilerin konuşma tarzlarını büyük bir başarıyla taklit etme yeteneğine sahipti.
Ölümsüz Eserleri ve Kültürel Mirası
Sanatçının geride bıraktığı zengin miras, bugün de geleneksel Türk sanatlarına yön vermeye devam ediyor. Necmeddin Okyay, İstanbul’un kurtuluşu sırasında geri çekilen işgal gemilerinden esinlenerek hazırladığı meşhur 'Gel keyfim gel' ebrusunu tasarladı. 1910 yılında yazar Pierre Loti’nin ikamet ettiği ev için özel bir kitabe hazırlayan usta, 1934 yılında ise İran Şahı Rıza Pehlevi’nin İstanbul ziyareti şerefine devasa boyutlardaki takın üzerine Farsça levhayı yazdı.
Okyay, yetiştirdiği evlatları Nebih, Sami ve Sacid Okyay’ın yanı sıra Türk sanat dünyasına yön veren değerli talebeler yetiştirdi. Aralarında şu isimler bulunmaktadır:
- Mustafa Düzgünman
- Uğur Derman
- Emin Barın
- Hasan Çelebi
- Süheyl Ünver
- Ali Alparslan
- Şefik Bursalı
- Muhsin Demironat
- Fatma Rikkat Kunt
Ustanın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne teslim ettiği 140 levhalık koleksiyonunun bir kısmı İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde korunurken, tezhip edilmeyen diğer kısmı ne yazık ki 2000 yılında rektörlük binasından kayboldu. Kalan değerli koleksiyonunun büyük bölümü ise günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi ile Türk-İslam Eserleri Müzesi bünyesinde sergilenmektedir. 5 Ocak 1976 tarihinde İstanbul’da vefat eden büyük sanatçı, Karacaahmet Mezarlığı’nda ebedi istirahatgahına çekildi. Kendisi, Türk kültür hayatına yaptığı katkılardan ötür 2020 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü.