Necla Hibetullah Sultan, son Osmanlı padişahı Sultan Vahdettin ve son halife Abdülmecid Efendi'nin torunudur. Kendisi, ömrünü gurbette geçiren asil bir hanedan mensubudur. Genç prenses, 15 Mayıs 1926 tarihinde Fransa'nın Nice kentinde dünyaya gelmiştir. Onun Fransa topraklarında ilk çığlığını attığı gün, büyükbabası son Osmanlı padişahı Sultan Vahdettin de İtalya'nın San Remo kentinde hayata gözlerini yumarak hanedanın hüzünlü kaderini adeta mühürlemiştir. Bu tesadüf, hanedanın kaderindeki hüzünlü dönüm noktalarından biridir. Necla Sultan, anne ve babası aracılığıyla iki büyük padişah soyunu birleştirmiştir. Sürgün yollarında başlayan bu hayat, dünyanın farklı köşelerinde şekillenmiştir. Prensesin uzun yıllar ikamet ettiği başlıca ülkeler şunlardır:
- Fransa
- Mısır
- İsviçre
- İspanya
Saray Soyundan Gelen Seçkin Bir Şecere
Necla Hibetullah Sultan, son derece seçkin bir aile şecesine sahipti. Annesi, son padişah Sultan Vahdettin'in kızı olan Sabiha Sultan'dı. Babası ise son İslam halifesi Abdülmecid Efendi'nin oğlu Ömer Faruk Efendi'ydi. Bu evlilik, Osmanlı hanedanının en önemli iki kolunu bir araya getirmiştir. Necla Sultan, bu asil çiftin en küçük kız çocuğu olarak dünyaya gözlerini açmıştır. Kendisi, hanedanın son temsilcilerinden Neslişah Sultan ve Hanzade Sultan'ın en küçük kız kardeşi olarak da tanınır. Neslişah Sultan ve Hanzade Sultan ile birlikte büyüyen Necla Sultan, ablalarıyla beraber asaletleri ve zarafetleriyle girdikleri her ortamda büyük bir hayranlık uyandırmayı başarmışlardır. Çocukluk ve ilk gençlik yılları, sürgün kararının ardından yerleştikleri Fransa topraklarında geçmiştir. Gurbette büyümenin getirdiği zorluklara rağmen, hanedan terbiyesini ve asaletini her zaman korumayı başarmıştır. O dönemde aile, kısıtlı imkanlarla da olsa çocuklarına iyi bir eğitim vermeye çalışmış; genç prenses ayrıca dil ve kültür alanında da kendini geliştirmiştir. Necla Sultan da bu asil terbiye ile yetişerek her ortamda zarafetiyle adından söz ettirmiştir.
Fransa'dan Mısır Saraylarına Uzanan Yolculuk
Genç prensesin hayatı, dünya genelindeki siyasi değişimlerle birlikte sürekli bir seyahat halini almıştır. Aile, 1938 yılında Fransa'dan ayrılarak yeni bir yurt arayışıyla Mısır'a yerleşme kararı almıştır. Mısır, o dönemde Osmanlı hanedan üyelerine kapılarını açan önemli bir sığınak olmuştur. Prenses, burada Mısır aristokrasisi ile son derece sıcak ve yakın ilişkiler kurmayı başarmıştır. Güzelliği ve asil duruşu Mısır sarayının da ilgisini çekmiştir. Onun bu zarafeti herkesi derinden etkilemiştir. Tarih yaprakları 1943 yılını gösterdiğinde, Mısır kraliyet ailesinin en saygın üyelerinden biri olan Prens Amr İbrahim ile hayatını birleştiren prenses, böylece iki farklı hanedanın asalet mirasını omuzlarında taşımaya başlamıştır. Bu evlilik, onu Mısır prensesi yaparak hayatına bambaşka bir boyut kazandırmıştır. Saraydaki seçkin konumu, ona hem saygınlık kazandırmış hem de hanedan geleneklerini sürdürme imkanı vermiştir. Bu güzel ve uyumlu evlilik, 1952 yılında biricik oğulları Osman Rıfat'ın doğumuyla daha da anlam kazanmıştır. Ancak bu mutluluk, ülkede patlak veren büyük bir siyasi fırtına ile kesintiye uğrayacaktır.
İkinci Sürgün ve İsviçre Yılları
1952 yılı, Necla Sultan ve ailesi için adeta bir dönüm noktası olmuştur. Mısır'da yaşanan askeri devrim, krallık rejimini sonlandırırken saray çevresindekileri de zor durumda bırakmıştır. Yaşanan bu köklü askeri ve siyasi değişimlerin hemen ardından, saraydaki tüm haklarını kaybeden prenses ve ailesi, can güvenliklerini koruyabilmek adına Mısır topraklarını çok kısa sürede terk etmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu durum, Necla Sultan'ın hayatındaki ikinci büyük ve sarsıcı sürgün olarak bilinir. Gidilecek yeni yer ise İsviçre olmuştur. Aile, 1953 yılında bu dağlık Avrupa ülkesine yerleşerek gurbet hayatlarına yeni bir sayfa eklemiştir. İsviçre'nin sakin ortamı, sürgünün getirdiği fırtınalı günlerin ardından onlara huzurlu bir sığınak sağlarken, hanedan üyesi aynı zamanda sosyal hayattan da uzak durmayı tercih etmiştir. Necla Sultan, burada oğlunu büyütürken bir yandan da vatanından uzakta olmanın derin hüznünü yüreğinde taşımıştır.
Madrid'de Son Demler ve Türkiye'ye Dönüş Vasiyeti
Hayatının son dönemini İspanya'nın başkenti Madrid'de geçiren Necla Sultan, burada sessiz ve vakur bir yaşam sürdürmüştür. Hanedan asaletini ömrünün son anına kadar koruyan bu değerli şahsiyet, 16 Ekim 2006 tarihinde seksen yaşında ebediyete intikal etmiştir. Onun vefatı, Osmanlı hanedanının en önemli yapraklarından birinin daha kopması anlamına geliyordu. Ömrünün çok büyük bir bölümünü sınırların ötesinde geçiren asil prenses, her ne kadar farklı ülkelerde yaşasa da vatan toprağına duyduğu derin özlemi hiçbir zaman unutmamıştır. Bu doğrultuda hazırladığı vasiyeti, onun en büyük ve en anlamlı son isteği olmuştur. Vasiyet doğrultusunda Necla Sultan'ın naaşı Türkiye'ye getirilmiştir. Cenazesi, İstanbul'un en sakin ve güzel köşelerinden biri olan Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir. Böylece gurbette geçen bu fırtınalı ve onurlu ömür, vatan topraklarının sıcaklığında nihayet bulmuştur.
