Osmanlı İmparatorluğu'nun otuz altıncı ve son padişahı olan Sultan Vahdettin, diğer adıyla VI. Mehmet, 2 Şubat 1861'de imparatorluğun kalbi İstanbul'da doğdu. Sultan I. Abdülmecit ile Gülüstu Hanım'ın en küçük erkek çocuğu olarak dünyaya gelen şehzade, amcasının oğlu Veliaht Yusuf İzzettin Efendi'nin beklenmedik intiharı üzerine hanedanın tek veliahdı konumuna geldi. Ağabeyi Mehmet V. Reşat'ın vefatının ardından, 4 Temmuz 1918'de Osmanlı tahtına cülus etti. Ülkenin içinde bulunduğu siyasi kargaşa ve savaş ortamı nedeniyle bu ağır görevi üstlenirken oldukça isteksiz davranan yeni hükümdar, kendisini dünya tarihinin en büyük çatışmalarından biri olan I. Dünya Savaşı'nın tam ortasında buldu. Bu tarihi süreçte müttefik Almanya'nın yenilgisinin kesinleşmesiyle birlikte, iktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası hükümetten çekildi. Sultan Vahdettin, devletin geleceğini kurtarmak amacıyla aceleyle yeni adımlar atarak Ahmet İzzet Paşa'yı hükümeti kurmakla görevlendirdi.
Zorlu Bir Dönemde Tahta Çıkışı
Tahta geçişinin hemen ardından gelen süreçte, Osmanlı Devleti adeta uçurumun kenarındaydı. Yeni kurulan Ahmet İzzet Paşa Hükümeti'nin en büyük önceliği, meclis onayından geçecek bir ateşkes anlaşmasını bir an önce imzalamaktı. Bu amaç doğrultusunda Limni Adası'nda yürütülen yoğun müzakereler, 30 Ekim 1918 tarihinde tarihe Mondros Mütarekesi olarak geçecek ağır bir anlaşmayla son buldu. Yirmi beş maddeden oluşan bu antlaşma, imparatorluğun adeta fiilen sona ermesini öngörüyordu. Antlaşmanın öne çıkan bazı maddeleri şunlardı:
- Çanakkale ve İstanbul Boğazları tüm gemilerin geçişine açılacaktır.
- Osmanlı orduları hızla terhis edilecek, orduya ait silah, cephane ve donanma gemileri İtilaf Devletleri'ne teslim edilecektir.
- Ülkedeki limanlar, tüneller, demiryolları ve telsiz-telgraf istasyonları tamamen İtilaf kontrolünde tutulacaktır.
- Anlaşmanın en ağır şartı olan yedinci maddeye göre, İtilaf güçleri güvenliklerini tehdit eden herhangi bir bölgeyi işgal edebilecektir.
- Doğu Anadolu'daki altı vilayette (Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis) karışıklık çıkması durumunda bu bölgeler işgal edilecektir.
Osmanlı ordusunun eski sınırlarına çekilmesiyle birlikte vatan toprakları açık bir hedef haline geldi. Ayrıca anlaşmanın hemen ardından başlayan işgaller ülkeyi derin bir kaosa sürükledi.
İşgaller ve Milli Direnişin Doğuşu
Mütarekenin imzalanmasının hemen ardından İtilaf Devletleri Anadolu topraklarını adım adım işgal etmeye başladı. İngiliz kuvvetleri 3 Kasım 1918'de Musul ve İskenderun'a asker çıkararak ilk hamleyi yaptı. İngilizler bir yıl içerisinde Urfa, Antep, Maraş ve Adana bölgelerini kontrol altına aldı, fakat daha sonra Fransızlarla varılan mutabakat neticesinde bu toprakları Fransız idaresine devretti. İşgal dalgası büyürken, 13 Kasım 1918'de İtilaf donanması İstanbul önlerine demirleyerek Boğazlar'ı fiilen denetimi altına aldı. Bu kasvetli ortamda İstanbul'daki denetimlerin artması üzerine Mustafa Kemal Paşa, 16 Mayıs 1919'da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun'a gitmek üzere yola çıktı. Anadolu'da milli uyanışı başlatan Mustafa Kemal Paşa, 22 Haziran'da yayınladığı Amasya Genelgesi ile mücadelenin şahsi bir karşı koyuş değil, ulusal bir direniş olduğunu ilan etti. Bu sırada saray koridorlarında da hareketli günler yaşanıyordu. Sultan Vahdettin, ittihatçılarla gizli işbirliği yaptığından şüphelendiği Ahmet İzzet Paşa'yı görevden alarak yerine 11 Kasım 1918'de Ahmet Tevfik Paşa'yı getirdi. Ardından 23 Kasım'da Mebuslar Meclisi'ni fesheden padişah, sadrazamlığa Damat Ferid Paşa'yı atadı.
Anadolu'da işgalcilere karşı düzensiz birliklerden oluşan Kuva-i Milliye kurulurken, son Osmanlı Mebuslar Meclisi 12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplanarak tarihi Misak-ı Milli kararlarını kabul etti. Bu karara tepki olarak İtilaf Devletleri 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal etti. Şehirde baskılar artarken, Fransız, İngiliz ve Yunan kuvvetleri Anadolu'nun dört bir yanını istila etmeye devam etti. Fransızlar 18 Haziran'da Zonguldak'ı, İngilizler 6 Temmuz'da İzmit'i işgal etti. Yunan ordusu ise Haziran ve Temmuz ayları boyunca Alaşehir, Balıkesir, Edremit, Bandırma, Mudanya, Karacabey, Bursa, Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli'ni ele geçirdi. İstanbul'daki meclisin kapatılmasının ardından 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. TBMM önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı'nda elde edilen zaferlerle düşman orduları yurttan temizlendi. Bu süreçteki kritik dönüm noktaları şunlardı:
- 10 Ocak 1921 tarihli I. İnönü Muharebesi
- 13 Eylül 1921'de kazanılan Sakarya Meydan Savaşı
- 30 Ağustos 1922'de düşmanı kesin yenilgiye uğratan Başkomutanlık Meydan Savaşı
9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtuluşu ve 13 Ekim 1922'deki Mudanya Mütarekesi ile savaş nihayete erdi. Aynı zamanda hanedanın son padişahlık yapan üyesi olarak tarihe geçti.
Saltanatın Sonu ve Sürgün Yılları
Milli Mücadele'nin zaferle taçlanmasının ardından 6 Ekim'de Refet Paşa komutasındaki Türk ordusu İstanbul'a girdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1922'de çıkardığı kanunla saltanatı resmen kaldırdı. Bu gelişme üzerine tahtını ve gücünü tamamen yitiren Sultan Vahdettin, 17 Kasım 1922 sabahı oğlu Ertuğrul ve harem mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayı'ndan bir kayıkla ayrıldı. Padişah bir İngiliz zırhlısına sığındı. İngiltere'ye girişine izin verilmeyen devrik padişah, bir süre Malta'da ikamet etti. 1922 yılının sonlarında Hicaz Kralı Hüseyin'in davetiyle hac görevini ifa etmek üzere Hicaz'a gitti ve burada 20 Nisan 1923'e kadar kaldı. İngilizlerin uyguladığı diplomatik baskılar sonucu buradan da ayrılmak zorunda kalarak İtalya'nın Cenova kentine geçti. 11 Haziran 1923'te ise Mısır kraliyet ailesinden bir prensin sağladığı mali destekle San Remo kasabasında kiralanan bir villaya yerleşti. Son yılları derin maddi imkansızlıklar ve ciddi sağlık sorunlarıyla mücadele ederek geçen son padişah, 15 Mayıs 1926'da San Remo'da kalp yetmezliği sebebiyle 65 yaşında vefat etti. Cenazesi Şam'a nakledildi. Eski padişah burada bulunan Sultan Selim Camii haziresine defnedildi.
