Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihi sahnesindeki en kritik dönemeçlerden birinde, devletin en yüksek makamı olan sadaret koltuğunda oturan son isim Ahmet Tevfik Okday'dır. 11 Şubat 1843 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelen bu nüfuzlu devlet adamı, yine aynı şehirde 6 Ekim 1936'da hayata gözlerini yummuştur. Kırım Tatarı kökenli olan diplomat, uzun yıllar başarıyla yürüttüğü Hariciye Nazırlığı görevinin ardından fırtınalı dönemlerde sadrazamlık makamına getirilmiştir. Askeri geçmişinin ardından yöneldiği dış ilişkiler alanında büyük bir tecrübe kazanan deneyimli diplomat, ülkenin en zorlu siyasi krizlerinde üstlendiği ara bulucu rolleriyle Osmanlı idari yapısının vazgeçilmez figürlerinden biri haline gelmiştir.
Askerlikten Diplomasinin Zirvesine Uzanan Yol
Soyu Giray Hanedanı'na dayanan Ferik İsmail Hakkı Paşa'nın oğlu olan Ahmet Tevfik, doğumundan kısa süre sonra annesini kaybetmiştir. Hayatının bu erken ve zorlu döneminde onun bakımını ve eğitimini teyzesi üstlendi. Teyzesinin desteğiyle Arapça, Farsça ve Fransızca dillerini çok akıcı şekilde konuşabilecek düzeyde öğrendi.
Gençlik yıllarında askeri eğitime yönelen ve orduda subay rütbesiyle bir süre görev yapan Ahmet Tevfik Bey, yirmi iki yaşına geldiğinde ordudan ayrıldı. Askerlikten yirmi iki yaşında ayrılarak Babıali Tercüme Odası'na geçiş yaptı. Burada edindiği tecrübelerle dış ilişkiler alanında uzmanlaşan Okday, 1872 yılından itibaren imparatorluğu yurt dışında temsil etmek üzere çeşitli görevlere atandı. Deneyimli ismin diplomatik kariyeri boyunca görev yaptığı başlıca şehirler şunlardır:
- Roma
- Viyana
- Petersburg
- Atina
- Berlin
Atina'da maslahatgüzar olarak görev yaptığı 1879 yılında, hayatının en önemli kişisel adımlarından birini attı. Orada görevli bir diplomat ailesinin çocuklarının eğitiminden sorumlu olan İsviçreli Elisabeth Tschumi ile evlendi. İsviçreli bir köy polisinin kızı olan Elisabeth ile evliliğinden beş çocuk sahibi oldu. Atina'nın ardından 1885 yılında Berlin'e atanan Okday, burada on yıl boyunca maslahatgüzarlık ve büyükelçilik görevlerini yürüttü.
Hariciye Nazırlığı ve Ayaspaşa Konağı'nın Hikayesi
Berlin'deki başarılı çalışmalarının ardından 1895 yılında padişah II. Abdülhamid tarafından acil olarak İstanbul'a çağrıldı. Padişahın kararıyla Hariciye Nazırlığı görevine getirilen Ahmet Tevfik Paşa, bu makamda tam 14 yıl boyunca aralıksız şekilde kalarak rekor bir süreye imza attı. Dışişleri Bakanı olduğu bu dönemde Osmanlı-Yunan Savaşı sonrasındaki barış görüşmelerini başarıyla yürüttü ve anlaşmayı bizzat imzaladı. Anlaşmanın imzalanmasının ardından II. Abdülhamid, kendisine başarılarından dolayı mülkiyeti doğrudan padişaha ait olan ve Paşa'nın ikamet ettiği Ayaspaşa'daki Hariciye Konağı'nı hediye etti.
Fırtınalı Dönemlerin Son Sadrazamı
İkinci Meşrutiyet'in ilan edilmesinin ardından Ayan Meclisi üyeliğine atandı. Paşa, 1909 yılında patlak veren 31 Mart İsyanı sırasında kendisini büyük bir siyasi buhranın içinde buldu. Ayaklanmacıların baskısıyla istifa eden Hüseyin Hilmi Paşa'nın yerine, 13 Nisan'ı 14 Nisan'a bağlayan gece sadrazamlık görevini üstlendi. İsyancılar onun sadrazam olmasını özellikle talep etmemişti. Ancak bu görev değişikliğiyle en azından Hüseyin Hilmi Paşa'nın görevden uzaklaştırılması yönündeki istek yerine getirilmiş oldu. Tevfik Paşa padişahın ısrarları üzerine makamı kabul etti.
Ahmet Tevfik Okday, ilki II. Abdülhamid, ardından V. Mehmed ve son olarak VI. Mehmed dönemlerinde olmak üzere üç farklı padişahın saltanatında, toplamda beş kez sadaret makamına getirildi. İstanbul'un fiilen işgal altında bulunduğu o karanlık yıllarda da sorumluluk almaktan kaçınmayarak iki ayrı dönemde daha hükümet başkanlığı yaptı. Görev tarihleri 11 Kasım 1918 - 3 Mart 1919 ile 21 Ekim 1920 - 4 Kasım 1922 aralığını kapsamaktadır. Hükümetin başında toplamda iki yıl, dört ay ve yirmi dokuz gün kalarak büyük bir dirayet sergiledi. Böylelikle Osmanlı İmparatorluğu'nun son sadrazamı olarak tarihe geçti. Yaşamının son yıllarını Cumhuriyet döneminde geçiren ve Soyadı Kanunu ile Okday soyadını alan bu büyük devlet adamı, geride imparatorluğun yıkılışına tanıklık etmiş köklü bir miras bıraktı.
