Osmanlı hanedanının son dönemine hem siyasi kimliği hem de sanata olan derin bağlılığıyla damgasını vuran Abdülmecid Efendi, imparatorluğun entelektüel çehresini yansıtan en özgün şahsiyetlerden biridir. Sultan Abdülaziz'in oğlu olarak 29 Mayıs 1868 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelen şehzade, TBMM tarafından seçilen son İslam halifesi unvanıyla adını tarihe yazdırmıştır. Sarayın gözetim altındaki yaşamından Paris'teki sürgün yıllarına uzanan bu sıra dışı ömür, sadece bir taht varisinin değil, aynı zamanda çağının öncülerinden usta bir ressam ve bestekarın hikayesidir. Doğu kültürü ile Batı sanatının estetik sentezine hayat veren son halife, 23 Ağustos 1944'te Paris'te hayata gözlerini yummuştur.
Yıldız Sarayı'ndan İcadiye Köşkü'ne Sanat Dolu Bir Hayat
Babasının 1876 yılında tahttan indirilmesiyle hayatı değişen genç şehzade, Sultan II. Abdülhamid'in gözetimi altında Yıldız Sarayı bünyesindeki Şehzâdegân Mektebi'nde sıkı bir eğitime tabi tutuldu. Edebiyata ve tarihe büyük ilgi duyan Abdülmecid Efendi, yabancı dillere olan yatkınlığı sayesinde Arapça, Farsça, Fransızca ve Almanca dillerini öğrendi. Taht sırasında oldukça gerilerde yer alması, onun siyasi hırslardan uzaklaşarak İcadiye'deki köşkünde sanatla meşgul olmasına zemin hazırladı. Dönemin saray geleneklerine uygun alafranga yaşam tarzına ilgi duyan hanedan üyesi, burada ailesiyle dışa kapalı bir hayat sürdü. Şahsuvar Başkadınefendi ile olan evliliğinden oğlu Ömer Faruk Efendi, Mehista Kadınefendi ile olan birlikteliğinden ise kızı Dürrüşehvar Sultan dünyaya geldi.
II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte köşkünde sürdürdüğü izole hayatı geride bırakan Abdülmecid Efendi, sosyal kurumlara destek vermeye başladı. Ermeni Kadınlar Birliği'nin en büyük destekçileri arasında yer alırken, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin fahri başkanlığını üstlenerek insani yardım çalışmalarına omuz verdi.
Türk Resim Sanatının Öncü Şehzadesi
Osmanlı hanedanının tek ressam üyesi olan Abdülmecid Efendi, dönemin Türk resim sanatının öncü isimleri arasında yer aldı. Sanâyi-i Nefîse hocalarıyla yakın ilişkiler kurarak Osman Hamdi Bey ve Salvatore Valeri gibi ustalardan dersler aldı. İtalyan ressam Fausto Zonaro ile kurduğu yakın dostluk, onun resim tekniğinde derin izler bıraktı. Üretkenliğiyle bilinen şehzade, 1909 yılında hayata geçirilen Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin fahri başkanlığını yürüterek sanat dünyasına yön verdi.
Eserlerini yurt içinde ve yurt dışındaki sergilerde buluşturdu. Ressamın bazı tabloları Paris'teki büyük yıllık sergide boy gösterdi. Kendine has fırçasıyla hayat verdiği ünlü tabloları arasında şunlar öne çıkmaktadır:
- Haremde Beethoven
- Haremde Goethe
- Yavuz Sultan Selim
Bu başyapıtlar, 1917 yılında Viyana'da düzenlenen Türk ressamlar sergisinde büyük beğeni topladı. Portre alanında üstün başarı sergiledi. Sanatçı, şair Abdülhak Hamit Tarhan'ın yanı sıra çocukları Dürrüşehvar Sultan ve Ömer Faruk Efendi'nin portrelerini çizdi. Sanata desteği kendi eserleriyle sınırlı kalmadı. Galatasaray sergileri, Şişli Atölyesi'nin kurulması, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin gazete çıkarma adımları ve ressam Avni Lifij'in Paris'te burslu eğitim alması gibi pek çok sanatsal girişimin arkasındaki isim oldu.
Resim kadar müziğe de tutkuyla bağlıydı. İlk müzik eğitimini Feleksu Kalfa'dan aldı. Macar piyanist Géza de Hegyei ve keman virtüözü Carl Berger ile çalıştı. Hegyei'ye kendi yaptığı Liszt tablosunu armağan etti. Carl Berger'e ise şahsi bestesi olan Elegie adlı eseri hediye etti. Keman, piyano, viyolonsel ve klavsen çalan sanatçının, üzerinde eski Türkçe harflerle isminin yazılı olduğu 1911 yapımı değerli piyanosu bugün Dolmabahçe Sarayı'nda muhafaza edilmektedir. Çok sayıda bestesi olduğu bilinse de bu eserlerin pek azı günümüze ulaşabilmiştir.
Siyasi Çalkantılar ve Halifelik Dönemi
31 Mart Olayı'nın ardından taht dengelerinin değişmesiyle birlikte siyaset sahnesinde de öne çıkmaya başladı. II. Abdülhamid'in tahttan indirilip yerine Sultan Reşat'ın geçmesiyle Abdülmecid Efendi'nin ağabeyi Yusuf İzzeddin Efendi veliaht oldu. Ağabeyinin 1916'daki trajik ölümünün ardından Vahdettin veliaht tayin edildi. Sultan Reşat'ın 3 Temmuz 1918'deki vefatı ve Vahdettin'in tahta çıkışıyla birlikte Abdülmecid Efendi, resmen Osmanlı tahtının veliahdı ilan edildi.
I. Dünya Savaşı sonrasında İstanbul işgal altındayken, vatansever duruşuyla dikkat çeken veliaht, Damat Ferit Paşa hükümetinin politikalarını eleştiren raporları Sultan Vahdettin'e sundu. Kuvâ-yi Milliye hareketini destekleyen açıklamalarda bulundu. Hükümet değişikliğinin ardından muhalif tavrını değiştirerek oğlu Ömer Faruk Efendi'yi Sultan Vahdettin'in kızı Sabiha Sultan ile evlendirdi. Siyasi duyarlılığını halkla paylaşmaktan çekinmeyen şehzade, 13 Ocak 1920'de düzenlenen tarihi Sultanahmet Mitingi'ni otomobilinden takip etti ve kendisini selamlayan gençlere hitap ederek onları coşkulandırdı.
Saltanatın 1 Kasım 1922'de kaldırılmasının ardından veliahtlık sıfatı sona eren Abdülmecid Efendi, TBMM tarafından 18 Kasım 1922'de halife seçildi. İki kutsal caminin hizmetkârı unvanıyla yürüttüğü bu görevi, halifeliğin kaldırıldığı 3 Mart 1924 tarihine kadar sürdürdü. Son Osmanlı halifesi olarak tarihe geçen şahsiyet, 1926 yılından vefatına kadar Osmanlı Hanedan Reisi sıfatını taşıdı ve yaşamını sürgünde noktaladı.
