Anadolu Selçuklu Devleti'nin kaderini tayin eden en dramatik dönemlerden birine liderlik eden II. Gıyaseddin Keyhusrev, 1221 yılında dünyaya gözlerini açtı. Devletin on üçüncü sultanı olan bu genç yönetici, babası I. Alaaddin Keykubad'ın 1237 senesinde şüpheli bir zehirlenme vakasıyla hayatını kaybetmesiyle, vezirlerin entrikaları eşliğinde tahta çıktı. Konya merkezli hükümdarlığı boyunca iç karışıklıklar, tehlikeli isyanlar ve yıkıcı Moğol akınlarıyla mücadele etmek zorunda kalan Keyhusrev, meşhur Kösedağ Savaşı'ndaki taktiksel hataları ve dirayetsiz yönetimi sebebiyle imparatorluğun çöküş sürecini başlattı. Henüz yirmili yaşlarının ortasındayken, 1246 yılında Alanya'da trajik ve sıra dışı bir biçimde yaşamını yitiren sultan, gerisinde istikrarsız bir coğrafya ve parçalanmış bir taht bıraktı.
Saray Entrikaları ve Sadeddin Köpek’in Gölgesinde Taht
Genç yaşta Erzincan'da meliklik yaparak devlet tecrübesi edinmeye başlayan II. Gıyaseddin Keyhusrev, atabegleri Mübarüziddin Ertokuş ve Şemseddin Altun-aba'nın gözetiminde yetişti. Meliklik yıllarında Trabzon kuşatması gibi askeri operasyonlarda yer alsa da bu askeri girişim başarıya ulaşamadı. Veliaht aslında kardeşi İzzeddin Kılıç Arslan'dı. Ne var ki, hükümdarın ani ölümü sonrasında hırslı emir Sadeddin Köpek'in başını çektiği klik, dengeleri tamamen değiştirdi. Genç Keyhusrev, bu güçlü emirlerin desteğiyle tahtın yeni sahibi oldu.
Tahta çıkışından itibaren saraydaki güç savaşlarının esiri haline gelen sultan, iktidarını koruma telaşıyla hareket etti. Sadeddin Köpek'in kışkırtmaları neticesinde, devlete sadakatle hizmet eden pek çok değerli yönetici tasfiye edildi. İlk olarak Kayırhan tutuklanarak Zamantı Kalesi zindanlarına gönderildi ve burada can verdi. Bu olayın ardından Harizmli aşiretler Selçuklu ordusundan ayrılıp Fırat boylarında yağmacılığa yöneldi. Keyhusrev'in gönderdiği ordu Harizmliler karşısında ağır bir yenilgi aldı. Güvenlik zafiyetinin derinleştiği bu süreçte, Sadeddin Köpek'in telkinleriyle Kemâleddin Kâmyâr, Şemseddin Altunaba ve Tâceddin Pervâne gibi tecrübeli devlet adamları tek tek katledildi. Hatta eski veliaht İzzeddin Kılıç Arslan, kardeşi Rükneddin ve anneleri Âdiliye Hatun da bu kanlı tasfiyeden kurtulamadı.
Sadeddin Köpek'in nihai hedefi tahta geçmekti. Samsat zaferinin ardından hanedan soyundan geldiği iddiasını yayan emirin niyetini anlayan sultan, nihayet harekete geçti. Sivas Subaşısı Hüsâmeddin Karaca'nın yardımıyla Sadeddin Köpek ortadan kaldırıldı. Bu cinayetin ardından devlet nefes aldı. Keyhusrev, sarayın eski saygın isimlerinden Celaleddin Karatay ve Mühezzebüddin Ali gibi bürokratları yeniden kilit makamlara atayarak düzeni sağlamaya çalıştı.
İsyanlar, Moğol Tehdidi ve Kösedağ Felaketi
İç politikadaki çalkantılar son bulsa da Selçuklu coğrafyası bu kez içeriden sarsıldı. 1240 senesinde Harizmlilerin çıkardığı ayaklanma Harran yakınlarında bastırıldı; akabinde Amid, Ergani ve Çermik gibi stratejik kaleler Selçuklu topraklarına katıldı. Ancak hemen sonrasında patlak veren ve dini bir karakter taşıyan Babaî ayaklanması, devleti adeta felç etti. Baba İlyas liderliğindeki bu büyük isyan, güçlükle kontrol altına alınabildi.
Selçukluların bu zayıf anını gözleyen Moğol kumandanı Baycu Noyan, 1242 sonbaharında Erzurum'u kuşatıp yerle bir etti. Bu büyük tehdit karşısında Sultan Keyhusrev, topladığı kalabalık bir orduyla Moğolları karşılamak üzere Sivas yakınlarındaki Kösedağ mevkisine doğru ilerledi. Ne yazık ki, askeri deha ve tecrübeden yoksun olan genç hükümdar, tecrübeli komutanların tavsiyelerini göz ardı etti. Moğolların Selçuklu öncü birliklerini kolayca bozguna uğratması, ordugah genelinde büyük bir panik dalgasına yol açtı. Güçlü bir direniş sergilemek yerine kaçmayı tercih eden sultan, ordusunu savaş meydanında başsız bıraktı. Tokat'a doğru kaçan hükümdarın bu hareketi, Selçuklu ordusunun savaşmadan dağılmasına neden oldu.
Bu utanç verici mağlubiyetin ardından Moğollar Sivas'ı yağmaladı. Ardından Kayseri kuşatıldı. Şehir halkı kahramanca dirense de bir Ermeni hainin yardımıyla surlar aşıldı ve büyük bir katliam gerçekleştirildi. Selçuklu hanedan üyeleri ve halk kitleleri can havliyle güneye kaçmaya çalışırken, birçoğu Çukurova Ermenileri tarafınden yakalanarak Moğollara teslim edildi. Sultanın Antalya'ya çekilmesiyle devlet otoritesi tamamen çöktü. Trabzon Komnenosları ile Ermeni krallığı Moğol tabiyetini kabul ederek Selçuklu ittifakından ayrıldı.
Tahtın Çöküşü, Sürgün ve Alanya'daki Sıra Dışı Son
Anadolu'nun tamamen yok olmasını önlemek amacıyla Amasya Kadısı ve Vezir Mühezzebüddin Ali, Baycu Noyan'ın karargahına giderek ağır şartlar içeren bir barış antlaşması imzaladı. Selçuklu Devleti, Moğollara yıllık yüksek miktarda vergi ödemeyi kabul etti. Barış haberini alan Keyhusrev Konya'ya döndü. Hemen ardından Çukurova Ermenilerine karşı bir cezalandırma seferi düzenlendi. Vezir Şemseddin İsfahani komutasındaki ordu Tarsus kalesini kuşattı. Lakin çetin kış şartları ve yiyecek sıkıntısı harekatı zora soktu.
Sefer devam ederken Alanya'da bulunan sultanın ani ölüm haberi ulaştı. 1246 yılında, henüz 25 yaşındayken sarayında vahşi hayvanları seyrederken geçirdiği alkol zehirlenmesi ve hayvanların ısırması sonucu vefat eden Keyhusrev, arkasında derin bir kaos bıraktı. Onun vefatıyla ordu Konya'ya döndü ve Ermenilerle Bergama Kalesi'nin teslimi karşılığında barış yapıldı.
Hükümdarın farklı eşlerinden dünyaya gelen üç oğlu, onun vefatının ardından taht kavgalarına girişerek Selçuklu Devleti'ni felakete sürüklemiştir:
- Hristiyan eşi Berduliye'den dünyaya gelen büyük oğlu II. İzzeddin Keykavus,
- Rum cariyesinden doğan ortanca oğlu IV. Kılıç Arslan,
- Gürcü prensesi Tamara'dan (Gürcü Hatun) olan küçük oğlu II. Alaaddin Keykubad.
Mu'îneddin Süleyman Pervane gibi güçlü vezirlerin sükuneti sağlama çabalarına ve Mısır Sultanı Baybars'ın Anadolu'daki geçici askeri müdahalelerine rağmen Selçuklu otoritesi bir daha asla eski gücüne kavuşamadı. Anadolu'da bozulan Türk birliği, asırlar sonra ancak Osmanlı İmparatorluğu döneminde yeniden tesis edilebildi.
