Alman düşünce dünyasının en özgün isimlerinden olan filozof ve yazar Arthur Schopenhauer, 22 Şubat 1788 tarihinde Polonya'nın Danzig kentinde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Hayatı bir ıstırap olarak tanımlayan düşünür, dünyanın akılsız prensiplere dayanan bir nedensellik üzerine kurulduğunu savunarak felsefe tarihine yön vermiştir. Kendi yaşantısından beslenerek geliştirdiği kötümser dünya görüşüyle tanınan yazar, 21 Eylül 1860'ta Almanya'nın Frankfurt şehrinde, 72 yaşında hayata gözlerini yumuştur.
Tüccarlık Stajından Felsefe Kürsüsüne Ulaşan Yolculuk
Arthur'un babası zengin bir tüccar olan Heinrich Floris Schopenhauer, annesi ise eşinden yirmi yaş genç, bencil ve sosyal çevreleri seven Johanna Schopenhauer'dır. Aile, 1793 yılında Danzig'den Hamburg'a göç etmiştir. Çocukluğunu kız kardeşi Adele ile paylaşan Arthur, ilk eğitimini Hamburg'daki Hamburger Rungesche Privatschule'de almıştır. Özel lise eğitimi almak yerine babasının isteğiyle Avrupa genelinde kapsamlı bir seyahate çıkmış; Hollanda, Fransa, İsveç, İsviçre, Silezya ve Prusya'yı gezdikten sonra İngiltere'de, en çok da Wimbledon'da İngilizce pratiği yapmak için vakit geçirmiştir. 1804'te Danzig'de Jacob Kabrun'un ticaret şirketinde stajyerliğe başlamış, ardından Hamburg'da başka bir ticarethanede devam etmiştir.
20 Nisan 1805'te babasının gizemli ölümüyle annesi ve kız kardeşi Weimar'a taşınmış, Arthur Hamburg'da tek başına kalmıştır. Sevmediği ticareti bırakarak yüksek liseye başlamış ancak öğretmenine yönelttiği sert eleştiriler nedeniyle okuldan ayrılmıştır. Özel filoloji dersleri alıp 1809'da Göttingen Üniversitesi'nde tıp okumaya başlamış, çok geçmeden felsefeye yönelmiştir. Berlin Üniversitesi'ndeki eğitiminin ardından Jena Üniversitesi'nden 18 Ekim 1813'te sunduğu 'Yeter Sebep İlkesinin Dört Farklı Kökü Üzerine' teziyle doktora derecesi almıştır. Eserin ilk okuyucularından biri ise Johann Wolfgang von Goethe olmuştur.
Hegel ile Çatışma ve Frankfurt Yılları
1814 yılında annesiyle Dresden'e giden Schopenhauer, buradaki kütüphaneden yararlanarak edebi çevrelerle dostluklar kurmuştur. Kendisinden on bir yaş büyük Karoline Jagemann ile yaşadığı ilişki ise ruhunda şiddetli bunalımlar yaratmıştır. Yazdığı kitabı şifalı otlar kitabı diyerek küçümseyen annesiyle anlaşamayan filozof, evden ayrılarak bağımsız bir yaşama adım atmıştır. Annesinin Goethe gibi devrin aydınlarını topladığı salonunda birçok düşünürle fikir münasebetinde bulunmuştur. Newton'u eleştirip Goethe'yi öven düşünür, Doğu mistisizmini ve panteizmi araştırmıştır. 1819 yılında İtalya seyahatine çıkarak Venedik, Roma, Napoli, Milano gibi şehirleri gezmiştir.
1820 yılında Berlin Üniversitesi kadrosuna katılan Schopenhauer, bu süreçte genç opera sanatçısı Caroline Richter Medon'a aşık olmuştur. Aynı fakültede ders veren Georg Wilhelm Friedrich Hegel'in çalışmalarını 'eserlerinin dörtte üçü safi saçmalık, dörtte biri de paradoks olan' şeklinde nitelendiren filozof, onunla aynı saatlere ders koyarak insanların kendi dersini seçmesini beklemiştir. Ancak öğrenciler Hegel'i tercih edince dersleri boş kalmış ve Schopenhauer 1821'de yeniden seyahate çıkmıştır. 1825 yılında Berlin'e dönme çabaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Yayınevlerinin ilgi göstermediği çeviri ve editörlük işleriyle uğraşmıştır.
1831 yılındaki kolera salgınından kaçarak Frankfurt'a sığınmıştır. Aşık olduğu Caroline'den çocuğunu bırakıp kendisiyle gelmesini istemiş, kadının bunu reddetmesi üzerine ilişkisini bitirmiştir. 1833 yılından itibaren ömrünün sonuna kadar kalacağı Frankfurt'a yerleşen Schopenhauer, burada hayata dair aforizmalar ve denemeler yazmıştır. Nitekim 1853 yılında, Alman felsefesinde 'putkırıcılık' yaptığı gerekçesiyle dünya çapında takdir görmeye başlamıştır. Besteci Vilhelm Richard Wagner onun sanat görüşlerine atıfta bulunmuş, üniversitelerde düşünceleri ders olarak okutulmuştur.
Kötümserliğin Felsefesi ve Edebi Mirası
Yaşamının son demlerini şöhret sahibi bir düşünür as yıllarını geçiren Schopenhauer, kendisini insanlardan soyutlamış ve tek dostu olarak köpeğini seçmiştir. Anne ve babasından yeterli ilgi görememesi, onu felsefe tarihinin en karamsar figürlerinden biri haline getirmiştir. Annesi Johanna kendi yazılarında oğlunun dünyaya dair bitmek bilmeyen aciz sızlanışlarının kendi sinirlerini bozduğunu aktarmıştır. Filozofun annesine duyduğu bu derin kırgınlık, ilerleyen yaşlarda kadınlara yönelik olumsuz düşüncelerinin temelini atmıştır. Annesi 1838 yılında vefat etmiştir.
Filozof, Immanuel Kant'ın en çok değer verdiği öğrencisi olmasının yanı sıra, Friedrich Nietzsche'nin de ilk akıl hocasıdır. Evhamlı yapısı ve inançsızlığıyla tanınan düşünür, gürültüden nefret etmiş ve insanların çoğunluğunun hor görülmeye layık olduğuna inanmıştır. Kendi hayatını bencil ve insanlardan uzak bir şekilde sürdürüken, geliştirdiği felsefe bunun tam aksine dünyadan el çekmeyi, doğal itki ve güdülerden uzaklaşmayı ve çileci bir yaşam tarzını desteklemeyi öğütlemiştir. Yaşam tarzı eleştirilerine ise bir ahlakçının sadece kendi sahip olduğu erdemleri örnek göstermesinin saçma olduğunu savunarak yanıt vermiştir.
Başlıca Eserleri
- Yeterli Sebebin Dörtlü Kökü (1813)
- İstenç ve Tasarım Olarak Dünya (1818-1819)
- Tabiattaki İrade Üstüne (1836)
- İnsan İradesinin Hürriyeti Üstüne (1839)
- Ahlakın İki Temel Meselesi (1841)
- Parerga ile Paralipomena (1851)
Seçme Aforizmaları
- İnsanın bu dünyada yalnızlık ve bayağılıktan birini seçmekten başka şansı yoktur.
- Kalbin gerçek, derin barışı ve tüm ruhun huzuru sadece yalnızlıkta bulunur.
- Can sıkıntısı öyle bir derttir ki, birbirini sevmeyen insanları birbirine aratır.
- İnsan hayatı, yenileceğinden hiç şüphe etmeksizin, var olmaya çalışmak için harcanmış bir çabadır.
- Bir insanın kötü bir karakter özelliğini unutmak, güçlük ile kazanılmış parayı sokağa atmak gibidir.
