Napolyon Bonapart'a karşı verilen kurtuluş mücadelesinin alevlendiği 1813 yılında, Almanya'nın Leipzig kentinde gözlerini dünyaya açan Wilhelm Richard Wagner, klasik müzik dünyasında devrim gerçekleştiren en sıra dışı bestecilerdendir. Doğumundan kısa süre sonra polis memuru olan babasını kaybeden sanatçı, üvey babası Ludwig Geyer'in tiyatro dünyasındaki provalarından ve sahnede sergilediği pandomim gösterilerinden sanat hayatı boyunca derinden etkilenmiştir. Sanat dünyasıyla böyle tanışmıştı. Edebiyata tutkuyla bağlanan genç yetenek, henüz on üç yaşındayken Homeros'un ünlü eseri Odisseia'yı Yunancadan çevirmeyi başarmıştır. Gewandhaus konserlerinde dinlediği bir Beethoven senfonisi ise hayatının dönüm noktası olmuş ve onu müzik dünyasına itmiştir. Piyano dersleri ise başarısızdı. Kendi yazdığı bir sahne oyununu müzikalleştirmeye karar vererek tekrar dersler almış ve hazırladığı uvertür, üvey babasının çalıştığı tiyatroda büyük ilgiyle dinlenmiştir.
Leipzig'den Sahnelere Uzanan Sıradışı Bir Serüven
Müzikal yolculuğuna uvertürler besteleyerek adım atan genç besteci, 1830 yılında Leipzig Üniversitesi'ne girmiştir. Viyana'yı görme hayaliyle çıktığı yolda aradığını bulamayınca, antik efsanelere ve İskandinav mitolojisine yönelmiştir. Kendi sanat kuramlarını Geleceğin Sanat Eserleri adlı kitabında toplayan besteci, 1834 yılında ilk operası olan Die Feen (Periler) çalışmasını tamamlamıştır. Ancak yangın çıkarma saplantısı nedeniyle bolca ateş elementine yer verdiği bu ilk yapıt, ancak ölümünden beş yıl sonra sahnelenebilmiştir. Magdeburg'da opera direktörlüğü yaparken tanıştığı oyuncu Wilhemina Planer ile evlenen Wagner, 1836'da Das Liebesverbot (Aşk Yasağı) operasını bestelemiştir. Ne var ki hazırlık için tanınan on günlük kısa süre ve oyuncuların ezber sorunları nedeniyle bu eser büyük bir fiyasko ile neticelenmiştir. Borçlarından kaçmak adına Riga'ya yerleşen sanatçı, burada görkemli yapıtı Rienzi üzerinde çalışmaya başlamıştır. Alacaklılarından kurtulmak amacıyla Letonya'dan gizlice ayrılan aile, zorlu bir kaçış sürecine girmiştir. Bestecinin bu dönemde tasarladığı Der Fliegende Hollaender (Uçan Hollandalı) operası, sonraki başarılarının habercisi olmuştur.
Devrimci Tonalite ve Sürgün Yılları
Dresden Saray Orkestrası yöneticiliğine kadar yükselen Wagner, Tannhauser ve Lohengrin gibi önemli eserlerini bu dönemde izleyiciyle buluşturmuştur. Beklenen ilgi bir türlü gelmemişti. Siyasi ayaklanmalara katılması sonunu hazırladı. Hakkında çıkan tutuklama kararı sonrası Zürih'e sığınan Wagner, ardından Paris ve Bordeaux şehirlerinde kaçak bir yaşam sürmüştür. Kaçış yılları oldukça zorluydu. Sürgün döneminde yakın bir arkadaşının eşine duyduğu bu büyük aşk, bestecinin en tutkulu ve dünya çapında ses getiren operalarından biri olan Tristan ve Isolde adlı şaheserinin doğmasına yol açmıştır. Paris Operası'nda sahnelediği Tannhauser'in siyasi karşıtlar tarafından sabote edilmesiyle Viyana'ya dönen sanatçı, alacaklılarının baskısıyla adeta tükenme noktasına gelmiştir. Tam bu buhranlı dönemde, Bavyera Kralı II. Ludwig'in davetiyle Münih'e gitmesi onun için adeta bir can simidi olmuştur. Ülk eşinin vefatından üç yıl sonra Cosima ile evlenen bestecinin bu evlilikten Helferich Siegfried Richard adında bir oğlu dünyaya gelmiştir.
Bayreuth Rüyası ve Müziğin Geleceği
Wagner'in en büyük düşü, kendi eserlerine layık devasa bir opera binası inşa etmekti. Bu hayal en sonunda gerçekleşti. Dünyanın dört bir yanındaki sanatseverlerin, kralların ve asillerin maddi destekleriyle bu rüya Bayreuth kentinde gerçeğe dönüşmüştür. Sanatçının veda niteliğindeki son başyapıtı Parsifal, ölümünden sadece bir yıl önce bu özel sahnede hayat bulmuştur. Modern müziğin kapılarını aralayan dahi besteci, 13 Şubat 1883 tarihinde Venedik'te kalp rahatsızlığı sebebiyle yaşama gözlerini yumuştur. Alman ruhunu notalarla yeniden tanımlayan efsanevi besteci, İtalyan tarzı melodileri bir kenara itmiştir. Sözcüklerin müziğe değil, müziğin sözcüklere eşlik ettiği bu yeni anlayış, klasik batı müziğinde kalıcı izler bırakmıştır. Geleceğin müziği yakıştırması boşuna değildir.
- Die Feen (İlk opera çalışması)
- Der Fliegende Hollaender (Uçan Hollandalı)
- Tristan ve Isolde (Zürih yıllarının meyvesi)
- Tannhauser ve Lohengrin (Dresden dönemi klasikleri)
- Parsifal (Bayreuth sahnelerinin son eseri)
