David Hume, 7 Mayıs 1711'de İskoçya'nın başkenti Edinburgh'da dünyaya geldi. Felsefe, ekonomi ve tarih alanlarında ürettikleriyle Batı düşünce tarihini kökten sarsan Hume, İngiliz deneyci geleneğinin zirvesine oturmuş bir isim olarak kabul edilir. Erken modern felsefede bilgi, nedensellik ve insan doğası üzerine geliştirdiği sorular, Kant'tan pozitivistlere uzanan geniş bir geleneği doğrudan besledi.
Oluşum Yılları ve Fransa Serüveni
Edinburgh Üniversitesi'nde felsefe eğitimi alan Hume, 1734'te henüz yirmi üç yaşındayken Fransa'ya geçti. Dört yıl boyunca Fransa'da kalan genç düşünür, bu süreçte kaleme aldığı ve 1739–1740 yıllarında yayımladığı A Treatise of Human Nature (İnsanın Doğası Üzerine Bir İnceleme) ile felsefi yolculuğunun temellerini attı. İngiltere'ye dönüşünde geçimi sağlamak adına bir generalin yanında sekreterlik görevini üstlendi; bu görev ona Avrupa kıtasında geniş bir coğrafi ve entelektüek dünya sundu. Kıtayı dolaşırken ilk eserindeki düşüncelerini olgunlaştırdı ve 1748'de An Enquiry Concerning Human Understanding (İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma) başlığıyla genişletilmiş bir formda yayımladı.
İngiltere'ye kalıcı olarak döndüğünde edinebileceği en elverişli pozisyonu buldu: Edinburgh Hukuk Fakültesi Kütüphane Memurluğu. Bu sessiz ve kaynaklar bakımından zengin ortam, uzun soluklu tarih araştırmalarına zemin hazırladı. Nitekim 1754–1762 yılları arasında tamamladığı çok ciltli History of England (İngiltere Tarihi), Hume'a geniş okuyucu kitlesi nezdinde ün kazandırdı.
Paris'teki Aydınlanma Çevresi ve Son Yıllar
1763'te elçilik katibi sıfatıyla ikinci kez Fransa'ya geçen Hume, Paris'in parlak entelektüel ikliminde Jean-Jacques Rousseau ve Ansiklopedicilerle yakın dostluklar kurdu. Bu ilişkiler, onun düşünsel perspektifini daha da genişletti. İngiltere'ye dönüşünün ardından kısa bir süre Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştı; ardından bu görevi bırakarak Edinburgh'a yerleşti ve ömünün geri kalanında sakin bir yaşamı tercih etti. 25 Ağustos 1776'da Edinburgh'da, 65 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Felsefesi: Bilgi, Deneyim ve Nedensellik Eleştirisi
Hume'un düşüncesinin merkezinde şu soru yer alır: Tasavvurlarımızın kaynağı nedir? Hume'a göre zihnin içeriği izlenimler (impressions) ve ideler (ideas) olmak üzere iki katmandan oluşur. İzlenimler, duyu deneyimi sırasında canlı biçimde ortaya çıkar; ideler ise bu izlenimlerin bellekte donuklaşarak kavrama dönüştüğü aşamayı temsil eder. Her düşüncenin hammaddesinin deney olduğunu savunan bu yaklaşım, John Locke ve George Berkeley'nin önceki katkılarını aşarak İngiliz deneyci geleneğini en ileri noktasına taşıdı.
Hume'un en kışkırtıcı tezi ise nedensellik eleştirisidir. Olayların ard arda gelmesini algıladığımızı kabul eder; ancak bu sıralanışın neden-etki bağlantısını kanıtlamaya yetmediğini öne sürer. Dış dünyayı tam olarak bilmek de ona göre insanın kapasitesi dahilinde değildir; akla değil, yalnızca inanca sığınabiliriz. Bu saptama, Immanuel Kant'ı kendi ifadesiyle "dogmatik uykusundan uyandırmış" ve çağdaş pozitivist felsefe üzerinde derin izler bırakmıştır.
Ekonomi Yazıları ve Belli Başlı Eserleri
Hume, salt felsefenin sınırlarında kalmadı. Merkantilizm ile klasik iktisat arasında kendine özgü bir konum edinen Hume, paranın miktar teorisi kav ramını geliştirerek ekonomi yazınına önemli bir katkı sundu. Değerli maden stoku ile kalkınma düzeyi arasındaki ilişkiyi tersine çeviren bu yaklaşım, serbest ticaretin kaynakların akılcı dağılımını sağlayacağı görüşüyle birleşti. Bu yazılarını 1752–1758 tarihleri arasında Writings on Economics başlığı altında derledi.
Hume'un başlıca eserleri şunlardır:
- A Treatise of Human Nature (1739–1740)
- Essays Moral, Political and Literary (1742)
- An Enquiry Concerning Human Understanding (1751)
- Political Discourses (1752)
- History of England (1754–1762)
- Natural History of Religion (1757)
