Müzik dünyasının efsanevi çello virtüözü ve piyanisti Mstislav Rostropoviç, Sovyetler Birliği döneminde Bakü kentinde 27 Mart 1927 günü dünyaya gözlerini açtı. Sanatçı, olağanüstü yeteneğiyle öne çıktı. Totaliter rejime boyun eğmeyen özgürlükçü duruşu onu 20. asrın en büyük klasik müzik simgelerinden biri haline getirdi. Müziği evrensel bir dil olarak kullanan usta virtüöz, hem doğu hem batı dünyasında çello repertuvarını kökten dönüştüren eşsiz performanslara imza attı.
Sanatçı, yetenekli bir aile ortamında büyüdü. Kendisi gibi müzisyen olan annesi Sofiya Fedotova eşliğinde henüz dört yaşındayken piyano tuşlarıyla tanıştı. Çello eğitimini ise ünlü İspanyol çellist Pablo Casals'ın öğrencisi olan babası Leopold Vitoldovich Rostropovich aracılığıyla almaya başladı. Aile, İkinci Dünya Savaşı yıllarında zorunlu olarak Orenburg bölgesine göç etmek durumunda kalsa da 1943 yılında yeniden Moskova'ya dönüş yaptı. Mstislav, henüz 16 yaşındayken adım attığı Moskova Konservatuvarı bünyesinde çello, bestecilik ve piyano dallarında derinlemesine eğitim gördü. Bu dönemde geleceğin ünlü bestecisi Dmitri Şostakoviç ile yolları kesişti.
Müziğin Zirvesine Uzanan Yıllar
Usta müzisyen ilk çello konserini 1942 yılında gerçekleştirdi. 1945 yılında düzenlenen genç müzisyenler yarışmasında altın madalya kazanarak Sovyet müzik çevrelerinde adından söz ettirmeyi başarıyla sağladı. Bu büyük ödülü, Prag ve Budapeşte'deki uluslararası arenalarda elde edeceği üç büyük birincilik kupası takip etti. Henüz 23 yaşındayken ülkenin en prestijli takdiri olan Josef Stalin Ödülü'ne layık görülen Rostropoviç, müzikal dehasını kanıtladı. 1956 yılına gelindiğinde ise mezun olduğu konservatuvarda profesör unvanını alarak genç yetenekleri yetiştirmeye başladı. Sanatçı, hem Leningrad hem de Moskova konservatuvarlarında eğitmenlik görevini üstlenerek ekol haline geldi.
Rostropoviç, orkestra şefliğinde de büyük başarılar elde etti. 1967 yılında ünlü besteci Çaykovski'nin Eugene Onegin operasını yöneterek bu alandaki yetkinliğini tüm dünyaya ilan etti. Dönemin efsanevi piyanistleri Martha Argerich, Sviatoslav Richter ve Vladimir Horowitz ile sahne paylaşan sanatçı, klasik müziğin altın çağını şekillendirdi. Ayrıca kemancı Leonid Kogan ve piyanist Emil Gilels ile kurdukları trio, oda müziği tarihinin en kıymetli birlikteliklerinden biri oldu.
Dünya genelinde çağdaş bestecilerle kurduğu yaratıcı bağlar sayesinde, çello edebiyatı daha önce hiç olmadığı kadar genişledi. Kendisi adına özel olarak bestelenen ve ilk kez onun tarafından seslendirilen yüzden fazla eser bulunmaktadır. Bu başyapıtlardan öne çıkan bazıları şunlardır:
- Sergey Prokofyev'in bestelediği Viyolonsel Sonatı op. 119 ve ünlü Senfoni Konçerto çalışması,
- Yakın dostu Dmitri Şostakoviç'in imzasını taşıyan viyolonsel konçertoları,
- Benjamin Britten tarafından kaleme alınan solo viyolonsel süitleri ile etkileyici Viyolonsel Senfonisi,
- Polonyalı besteci Lutosławski'nin Viyolonsel Konçertosu ve Henri Dutilleux'nün gizemli eseri Tout un monde lointain.
Sürgün Yılları ve Demokrasi Mücadelesi
Sanatsal dehasının yanı sıra insan hakları ve ifade özgürlüğünün ödünsüz bir savunucusu olan Rostropoviç, Sovyet rejiminin baskılarına her zaman karşı durdu. 1970 senesinde muhalif yazar Aleksandr Soljenitsin'i evinde koruması altına alması, Sovyet yetkililerinin büyük tepkisini çekti. Sovyet rejimine yönelik açık muhalefeti nedeniyle yurt dışı turneleri tamamen kısıtlanan ünlü sanatçının, Leningrad, Kiev ve Moskova gibi büyük şehirlerde de konser vermesi veya seyahat etmesi ciddi biçimde engellendi. 1974 yılında eşi soprano Galina Vişnevskaya ve kızları Olga ile Elena'yı yanına alarak iki yıllığına yurt dışına çıkış izni almayı başardı. Geri dönmeme kararı alan aile, Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşti. Sovyet makamları, bu muhalif duruşu cezalandırmak amacıyla 1978'de ünlü sanatçıyı vatandaşlıktan çıkardı.
Amerika yıllarında Washington DC merkezli Ulusal Senfoni Orkestasının müzik direktörlüğünü 1977 ile 1994 yılları arasında aralıksız sürdürdü. Kasım 1989 tarihinde Berlin Duvarı'nın yıkılışı sırasında yaptığı doğaçlama dinleti, tüm insanlığın hafızasına kazınan tarihi bir an oldu. Sovyetler Birliği yönetimi 1990 yılında ünlü virtüöze vatandaşlık haklarını iade etmiş olsa da o bunu kabul etmeyerek hayatının kalan kısmını ağırlıklı olarak Fransa ile Amerika Birleşik Devletleri'nde geçirmeyi tercih etti. Demokrasiye geçiş sancıları çeken Rusya'da, 1991'de Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin'e destek olmak için bizzat Moskova'ya giderek tankların karşısında durdu.
Son Yılları ve Ölümsüz Mirası
Dünya müzik mirasına yön veren Rostropoviç, doğduğu topraklara olan sevgisini hiçbir zaman kaybetmedi. Vefat eden Benjamin Britten'ın ardından sanat yönetmenliğini üstlendiği Aldeburgh Festivali'nin yanı sıra kendisinin kurup yönettiği Bakü Uluslararası Festivali ve 1993 yılında hayata geçirdiği Kronberg Akademisi onun en büyük miraslarındandır. Doğduğu Bakü kentinde, 4 Mart 2002 tarihinde kendi adını taşıyan prestijli bir müze kapılarını ziyaretçilerine açtı. Sanatçının sağlığı 2006 yılında ciddi ölçüde bozuldu. Nisan 2007'de ise Blokhin Rus Kanser Araştırma Merkezi'nde bağırsak kanseri tedavisi gördü. Tedaviye yanıt vermeyen efsane sanatçı, 27 Nisan 2007 tarihinde Moskova'da 80 yaşında hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 29 Nisan'da dünya liderlerinin katılımıyla kaldırılarak ünlü Novodevichy Mezarlığı'na defnedildi.
