Fransız edebiyatının dev ismi Victor Hugo, 26 Şubat 1802 tarihinde Fransa'nın Besançon kentinde dünyaya gözlerini açtı. Romantizm akımının öncülerinden olan yazar, kaleme aldığı ölümsüz eserleriyle dünya çapında büyük bir üne kavuştu. Napolyon ordusunda general olan babası sayesinde çocukluğunda Alplerden Akdeniz'e kadar pek çok yer gören Hugo, anne ve babası arasındaki geçimsizlik nedeniyle babasının yanında yaşamak zorunda kaldı. Toplumsal adaletsizliklere karşı duruşu ve Cumhuriyetçi fikirleriyle sadece edebiyatta değil, siyasette de derin izler bırakan bu usta kalem, 22 Mayıs 1885'te Paris'te hayata veda etti.
Çocukluk Dönemi ve Edebi Dehanın Doğuşu
Büyük yazar, eğitim hayatının ilk yıllarını İspanya'daki aristokrat okulunda tamamladı. Soylu olmadığı için okul arkadaşları tarafından dışlanması, onun ilerleyen yaşlardaki siyasi görüşlerinin şekillenmesinde büyük rol oynadı. Paris Hukuk Fakültesi'ne kaydolsa da maddi sıkıntılar ve ülkedeki çalkantılı hava nedeniyle eğitimini yarıda bıraktı. Edebiyata yönelen Hugo'nun yazdığı ilk şiirler kraliyetin beğenisini kazandı. Böylece genç yaşta bağlanan düzenli maaş sayesinde maddi sorunlarını aşmayı başardı. 1824 yılında romantiklerin yayın organı olan La Muse Française dergisini kurdu. Üç yıl sonra ise ünlü Cromwell oyununu kaleme alarak adından söz ettirmeyi başardı.
Annesinin ölümünün ardından 1822 yılında çocukluk aşkı Adèle Foucher ile dünya evine girdi. Çiftin ilk bebekleri Leopold çok kısa süre yaşayabildi. Sonraki yıllarda doğan kızları Leopoldine, Hugo'nun en çok değer verdiği çocuğuydula. Ancak bu sevgili kızı, 1843'teki bir gemi kazasında eşiyle birlikte Seine Nehri'nde boğularak can verdi. Bu acı haberi bir gazeteden öğrenen büyük yazar, ruhsal bir çöküş yaşayarak kederini dizelere döktü. Kızının kaybının ardından yazdığı À Villequier ve Demain, dès l'aube gibi duygu yüklü şiirler, edebiyat tarihinin en dokunaklı eserleri arasında yerini aldı.
Sürgün Yılları ve Toplumsal Mücadeleler
Hugo, 1848 yılındaki devrim dalgasıyla birlikte Cumhuriyetçi saflarda yerini aldı. Ancak 1851 yılı sonunda gerçekleşen askeri darbe, onun hayatını tamamen değiştirdi. III. Napolyon yönetimi tarafından sürgün edilen yazar, önce Brüksel'e, ardından Channel Adaları'na kaçtı. Jersey ve Guernsey adalarında geçirdiği uzun sürgün yılları, onun en verimli yaratıcılık dönemlerinden biri oldu. Genel af ilan edilmesine rağmen ülkesine dönmeyi reddeden sanatçı, başyapıtı olan Sefiller (Les Misérables) romanını bu sürgün döneminde, 1862 yılında tamamladı.
1870 yılında cumhuriyetin kurulmasıyla Paris'e dönen Hugo, halk tarafından bir kahraman gibi karşılandı. Paris'in kuşatıldığı zor günlerde halkın çektiği açlığı ve hayvanat bahçesindeki hayvanların etlerini yemek zorunda kaldıklarını günlüğüne kaydetti. Senatoya seçilmesinin ardından sanatçıların telif haklarının korunması için büyük çaba harcadı. Sanatçıların haklarını güvence altına alan yasa onun çalışmaları sayesinde kabul edildi. İdam cezasının kaldırılması için yürüttüğü uluslararası kampanyalar da başarıya ulaştı ve birçok ülkenin anayasasından bu ceza çıkarıldı.
Ölümsüz Eserler ve Hüzünlü Son
Yazarın ilk önemli kurgusal eseri olan Bir İdam Mahkumunun Son Günü, toplumsal vicdanı cesurca sorgulayan yapısıyla Albert Camus ve Dostoyevski gibi isimleri derinden etkiledi. Notre Dame'ın Kamburu romanıyla büyük bir popülerite yakalayan sanatçı, insan ruhunun karanlık ve aydınlık yönlerini ustalıkla işledi. Sefiller'in öncüsü kabul edilen Claude Gueux adlı kısa öyküsünde ise sosyal adaletsizliğin bireyler üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne serdi. Yaşamının son yıllarında ailevi kayıplarla sarsılan usta kalem, 83 yaşında zatürre nedeniyle yaşama veda etti. Cenazesine katılan iki milyonu aşkın insan, onun sadece bir yazar değil, aynı zamanda halkın sesi olduğunu kanıtladı. Emile Zola ve Alexandre Dumas ile aynı mezarlıkta yatan usta yazar, arkasında devasa bir kültürel miras bıraktı.
