Çocukluğu ve gençliği
Albert Camus, 7 Kasım 1913'te Fransız sömürgesi Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası Alsaslı, annesi İspanyoldu. 1914'te I. Dünya Savaşı sırasında babasını kaybetti; annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. 1923'te liseye, ardından Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite yıllarında 1930'da verem hastalığına yakalandı ve bu yüzden üniversite takımındaki kaleciliği bırakmak zorunda kaldı. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra felsefe eğitimini 1936'da tamamlayabildi.
1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı; bunun nedeni, Marksist-Leninist öğretiden çok İspanya'da iç savaşa varacak politik durumdan duyduğu kaygıydı. Üç yıl sonra Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. 1935'te İşçinin Tiyatrosu'nu (Théâtre du Travail) kurdu; tiyatro 1939'da kapandı. Verem hastası olduğu için Fransız ordusuna kabul edilmedi.
Savaş yılları ve edebiyat kariyeri
İkinci Dünya Savaşı'nın "Tuhaf Savaş" denen ilk döneminde pasifist kaldı. Paris'in Alman ordusunca işgali ve 1941'de komünist gazeteci Gabriel Péri'nin idam edilmesi bu tutumunu değiştirdi. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları Yabancı ile Sisifos Söyleni'ni tamamladı. 1942'de Bordeaux'dan ayrılıp Cezayir'in Oran şehrine, sonra Paris'e gitti. Nazi Almanyası'na karşı oluşan Fransız Direnişi'ne katıldı ve Combat adlı gazeteyi yayımlamaya başladı; 1943'te gazetenin editörü oldu, 1947'de gazete ticari hale gelince ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması bu dönemde gerçekleşti.
Savaştan sonra Sartre ve Beauvoir gibi isimlerin buluştuğu Paris'teki Café de Flore'a gitmeye başladı ve Amerika'yı gezerek Fransız varoluşçuluğu üzerine dersler verdi. Sol görüşlere yakın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması ona komünist çevrelerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. 1949'da vereminin yinelemesi nedeniyle iki yıl inzivaya çekildi ve Başkaldıran İnsan'ı yayımladı; kitap, Sartre başta olmak üzere birçok sol görüşlü arkadaşı tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre ile yolları kesin olarak ayrıldı. 1950'lerde insan haklarına yöneldi; 1952'de Birleşmiş Milletler Franco İspanyası'nı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarına son verdi.
Felsefesi ve ölümü
Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmedi; varoluşçu ya da absürdist olarak tanımlanmaya karşı çıktı. Sisifos Söyleni'nde yaşama değer verirken eninde sonunda yok olacağımızı bilmenin yarattığı çelişkiyi "absürt" kavramıyla anlattı; yine de intihardan yana değildi, yaşamın anlamsızlığının bilincinde olsa da bununla savaşmaktan kaçınmadı. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü alan en genç yazar oldu. Ödülünden üç yıl sonra, 4 Ocak 1960'ta bir trafik kazasında öldü.
Kaynakça: Bu biyografi, Vikipedi'deki Albert Camus maddesinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Metin CC BY-SA 4.0 lisansı altındadır.
