Türk sahne sanatları tarihine adını altın harflerle yazdıran Fazile Suzan Lütfullah, ülkemizin ilk profesyonel Müslüman primadonnası olarak tiyatro ve opera dünyasında çığır açtı. 1909 yılında İstanbul'da dünyaya gelen sanatçı, henüz 17 yaşındayken adım attığı sahnelerde soprano sesiyle fırtınalar estirdi. Saray çevresine dayanan köklü aile bağlarına ve dönemin toplumsal koşullarına rağmen oyunculuğu meslek edinen bu cesur kadın, Muhlis Sabahattin Bey'in kurduğu topluluklarla Anadolu turnelerine çıktı ve geniş kitlelerce tanındı. Genç yaşta gelen ani vefatına kadar geçen kısa ömründe, hem önemli operetlerde başrol oynadı hem de doldurduğu taş plaklarla müzik hafızamızda silinmez bir iz bıraktı.
Saray Soyundan Sahne Işıklarına
Sanatçının aile kökenleri Osmanlı sarayına kadar uzanıyordu. II. Abdülhamit'in kilercibaşısı olan İbrahim Bey'in torunu olan Suzan Hanım, hukukçu Mahmut Refik Bey ile Zeynep Hanım'ın evladıdır. Ailede sahne tozunu yutan tek isim kendisi değildi. Türk tiyatrosunun öncü isimlerinden, sahneye çıkan ilk Müslüman amatör kadın oyuncu Mevdûde Refik Hanım (Tepedelen), kendisinin ablasıydı. Eğitim hayatını Kadıköy Notre Dame de Sion Fransız Lisesi sıralarında geçiren genç kız, içindeki sanat aşkına engel olamadı. Henüz 17 yaşındayken, Kadıköy Şehbal Tiyatrosu sahnesinde seyirci karşısına çıktı. O dönem yeni kurulan Yeni Operet Heyeti'nin sahnelediği Balo Kaçakları oyununda başrolü üstlendi. Bu adım, onun o yaşta sahne alan ilk Türk kızı olarak tarihe geçmesini sağladı.
Operetlerin Parlayan Yıldızı ve Turneler
Sanat kariyerindeki en büyük sıçramayı 1929 yılında gerçekleştirdi. Besteci Muhlis Sabahattin Ezgi'nin kurduğu ve sonraları Süreyya Opereti adını alacak olan Muhlis'in Çocukları Operet Topluluğu'na katıldı. Topluluğun sahneye koyduğu ünlü Ayşe operetinin prömiyeri için Samsun turnesine çıktı. Bu turnede sergilediği üstün soprano performansı, ona büyük bir şöhret kapısı araladı. Samsun'daki büyük başarının ardından topluluk İstanbul'a döndü. Operet, Kadıköy'deki Süreyya Paşa Operası'nda sahnelenmeye başladı. Suzan Hanım, burada Melek Kobra ile birlikte uzun yıllar kapalı gişe oynayan bu eserde rol aldı. Sanatçı, bu büyük başarının ardından sahne çalışmalarına hız kesmeden devam etti. Telefoncu Kız, Şen Dul, Çardaş Fürstin, Bayadere ve Asaletmaab gibi operalarda önemli karakterlere hayat verdi. Bu süreçte dünyaca ünlü besteciler Franz Lehár ve Emmerich Kálmán'ın bestelediği eserlerin Türkçe yorumlarında da izleyicinin karşısına çıktı.
Suzan Lütfullah'ın sahnede hayat verdiği ve sesiyle devleştiği başlıca yapıtlar şunlardır:
- Muhlis Sabahattin Ezgi'nin meşhur Ayşe ve Gül Hanım operetleri
- Genç yaşta başrolünde yer aldığı Balo Kaçakları eseri
- Telefoncu Kız, Şen Dul, Çardaş Fürstin, Bayadere ve Asaletmaab gibi klasikleşmiş opera ve operet yapımları
Hannover Stüdyoları ve Sanat Dolu Bir Evlilik
Sahne arkadaşlığı, zamanla büyük bir hayat ortaklığına dönüştü. Türkiye'nin ilk tenorlarından Lütfullah Surûrî Bey ile hayatını birleştiren sanatçının bu evlilikten, ileride Türk tiyatrosunun efsanevi ismi olacak kızı Gülriz Sururi dünyaya geldi. Sanatçı çift, ortak çalışmalarını yurt dışına da taşıdı. Almanya'nın Hannover kentindeki Polydor Stüdyoları'nda, müzik direktörlüğünü Karlı Kapoçelli'nin üstlendiği stüdyo seanslarında bir dizi taş plak doldurdular. Bu kayıtlarda Şen Dul, Kontes Mariça, Bayader ve Ayşe gibi operetlerden parçaların yanı sıra, dönemin gözde tangolarını da seslendirdiler.
Plaklara okunan ve dönemin müzikseverleri tarafından büyük ilgiyle karşılanan başlıca şarkılar ve tangolar şunlardır:
- Şen Dul, Kontes Mariça, Bayader ve Ayşe operetlerinden seçkin melodiler
- Gözler Sözler, İstanbul Hatırası, Seven kalp böyle yanar ve Vatan Hatırası
- Memleketim, Rita Tango, Bir martı gibi, Ben bir çingeneyim ve Bulvardaki küçük bar isimli popüler tangolar
Kısa ömrüne sığdırdığı devasa başarıların yanı sıra Şevkiye May, Toto Karaca ve Lütfi Ay gibi dönemin seçkin sanatçılarıyla derin dostluklar kurdu. Ancak bu parlak kariyer çok erken yarım kaldı. Henüz yolun başındayken, safra kesesinin patlaması sonucu 11 Ocak 1932 tarihinde İstanbul'da yaşama veda etti. Geride bıraktığı nadide taş plaklar ve Türkiye'nin ilk kadın opera sanatçılarından biri olma unvanı, onun adını sonsuza dek yaşatmaya yetti.
