Türk sanat dünyasında "Operet Kralı" unvanıyla efsaneleşen Muhlis Sabahattin Ezgi, 1889 yılında Adana'da dünyaya gözlerini açtı. Padişah Abdülaziz'in başmabeyincisi olan babasının sürgün hayatı sırasında doğan sanatçı, batı müziği ile geleneksel Türk melodilerini sentezleyen özgün operetleriyle Türk tiyatro ve müzik tarihine damgasını vurdu. Siyasi fırtınalarla dolu sürgün yıllarının ardından İstanbul'a dönerek kendini tamamen sanata adayan Ezgi, Şubat 1947'de aramızdan ayrıldı. Hayatı boyunca kurduğu operet toplulukları ve bestelediği müzikallerle Türk halkına tiyatro sevgisi aşılayan dahi besteci, aynı zamanda ilk sesli Türk filmlerinin unutulmaz müziklerine de imza atmıştı.
Sürgünde Başlayan Sanat Yolculuğu
Muhlis Sabahattin, Sultan Abdülaziz'in başmabeyincisi Hurşit Bey ile ikinci eşi Sinesaf Hanım'ın evladı olarak dünyaya geldi. Babasının Abdülaziz'in tahttan indirilmesinin ardından İstanbul'dan uzaklaştırılması, aileyi Mardin, Adana ve Drama gibi farklı coğrafyalara sürükledi. Sanatçı, müzikle ilk temasını enstrüman çalma yeteneğiyle bilinen babası Hurşit Bey sayesinde kurdu. Kalabalık bir ailede büyüdü. Tüm kardeşleri sanata yatkındı. Kız kardeşi Neveser Kökdeş de ilerleyen yıllarda Türk müziğinin tanınan isimleri arasına katıldı. Babasının 1897'deki vefatı üzerine ailece Selanik'e taşındılar. Muhlis Sabahattin, buradaki eğitim yılları sırasında ilk piyano derslerini annesinden aldı. İlk bestesini henüz 11 yaşında yaptı. Hicazkâr makamındaki bu şarkı büyük beğeni topladı. 1904'te İstanbul'a gelen genç yetenek, Galatasaray Lisesi'nde eğitim alırken batı müziği teorisi ve piyano dersleriyle vizyonunu genişletti.
Siyasetten Sahne Işıklarına
Mezuniyetin ardından gençlik heyecanıyla gazetecilik ve siyaset dünyasına adım atan Muhlis Sabahattin, Osmanlı Demokrat Fırkası genel sekreterliğini üstlendi. Siyasi kimliği sebebiyle çıkardığı gazetelerin ardı ardına kapatılmasıyla zor günler geçirdi. Nihayetinde Sinop'a sürgüne gönderildi. Buradan kaçarak Mısır üzerinden Avrupa'ya sığınan sanatçı, gurbette de boş durmayarak Türk müzisyenlerden oluşan bir turne grubu kurdu. Amerika'ya kadar uzanan bu müzikal seyahat, I. Dünya Savaşı'nın eşiğinde çıkan özel bir afla İstanbul'a dönmesiyle son buldu. İstanbul'a adım atar atmaz politikayı tamamen bıraktı. Kendini sadece notalara adadı. Beşiktaş Çerkez Kız Mektebi'nde öğretmenlik yaptı. 1917 yılında sahnelenen "Çâresâz" opereti ve "Hilâl-i Ahmer Çiçeği" revüsüyle tiyatroseverlerden tam not aldı.
"Operet Kralı" ve Ölümsüz Eserleri
Anadolu'yu karış karış gezerek kendi kurduğu topluluklarla müzikli oyunlar sergileyen sanatçı, "Muhlis'in Çocukları" adını verdiği operet grubuyla büyük sükse yaptı. Bu topluluk daha sonra efsanevi Süreyya Opereti'ne dönüştü. Kadıköy'deki Süreyya Paşa Tiyatrosu'nda kapalı gişe temsiller verdiler. Bestecinin 1926 yılında sahneye koyduğu Ayşe Opereti ve Gül Fatma gibi eserleri döneminin en popüler yapımları oldu. Muhlis Sabahattin, bu büyük başarılarının ardından sanat çevrelerinde "Operet Kralı" lakabıyla taçlandırıldı. 1930'lu yıllarda sinema dünyasına da adım atarak Türk sinemasının öncülerinden Muhsin Ertuğrul'un müzikal filmlerinin melodilerini hazırladı. Sanatçının müziğini yaptığı unutulmaz filmler arasında şunlar yer alır:
- Karım Beni Aldatırsa
- Milyon Avcıları
- Söz Bir Allah Bir
Türk müzikal tiyatrosunun kurucu babalarından biri olan efsane besteci, ömrünün son demlerinde Heybeliada Sanatoryumu'nda tedavi görürken 12 Şubat 1947'de yaşama gözlerini yumdu ve Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.