Türk tiyatro, sinema ve opera tarihinin en dramatik figürlerinden biri olan Melek Kobra, 1915 yılında İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. 1930'lu yıllarda sergilediği operet oyunculuğu, seslendirme çalışmaları ve sinema performanslarıyla dönemin sanat dünyasında derin bir iz bıraktı. Ünlü Ayşe Opereti'ndeki başrolü üstlenerek geniş kitlelere adını duyuran yetenekli sanatçı, 13 Kasım 1939'da tüberküloz nedeniyle yine doğduğu ve büyüdüğü şehir olan İstanbul'da henüz 24 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Sanatçı bir ailenin biricik çocuğu olarak erken yaşta adım attığı sahne ışıkları altında parlarken, özel yaşamındaki trajediler ve yakalandığı amansız hastalık onu genç yaşta hazin bir vedaya sürükledi.
Sanat Dolu Bir Çocukluktan Sahne Işıklarına
İstanbul'un kültür ve sanatla yoğrulmuş atmosferinde büyüyen Melek Kobra, ünlü operet bestecisi Muhlis Sabahattin Ezgi ile Seniye Hanım'ın tek çocuğuydu. Halası Neveser Kökdeş'in de dönemin saygın bestecilerinden olması, onun küçük yaştan itibaren tiyatro ve sinema çevrelerinde yetişmesini sağladı. Estetik değerlerin önemsendiği bu aile ortamında büyürken, henüz 14 yaşındayken 1929 yılında Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği güzellik yarışmasına katıldı. Feriha Tevfik Hanım'ın kazandığı bu güzellik yarışmasını 13. sırada tamamladı. Ailede güzelliğiyle dikkat çeken tek isim o değildi. Amcası Tevfik Halis Bey'in kızı olan kuzeni Keriman Halis ise 1932 yılında düzenlenen güzellik yarışmasında birinci seçilerek ardından Dünya Güzeli unvanını alarak ülkenin gururu oldu. Melek Hanım ise güzellik podyumlarından ziyade sahnelerin büyüsüne kapılmıştı. İlk sahne deneyimini 1931 senesinde babasının kurduğu Muhlis Sabahattin'in Çocukları topluluğunda yaşadı. Operetlerde sergilediği üstün yetenekle kısa sürede fark edilerek tiyatro dünyasının ilgisini çekti.
Darülbedayi Yılları ve Sinema Serüveni
Darülbedayi kadrosuna katılan yetenekli sanatçı, tiyatronun duayen isimleriyle omuz omuza çalıştı. Toto Karaca, İsmail Dümbüllü ve Şevkiye May gibi unutulmaz ustalarla aynı sahneleri paylaştı. Çok yönlü sanatçının sahnelerde hayat verdiği önemli rollerden bazıları şunlardır:
- Perde Arkası operetinde Ayda,
- Asaletmaap adlı eserde Prenses Leyla,
- Tiyatro tarihinin efsanevi yapıtı Ayşe Opereti'nde önce Neşe, ardından başrol oyuncusu Suzan Lütfullah'ın vefatıyla devraldığı Ayşe,
- Muhsin Ertuğrul ile sahne aldığı Kral Lear trajedisinde ise Regan.
Tiyatrodaki bu başarısı, babasının 1932 yılından itibaren Muhsin Ertuğrul'un yönettiği filmlere müzik yapmaya başlamasıyla beyaz perdeye taşındı. Kamera karşısına geçen genç sanatçı, Türk sinemasının ilk sesli yapıtlarında boy gösterdi. Söz Bir Allah Bir (1933) ve Milyon Avcıları (1934) filmlerinde canlandırdığı karakterlerle sinema izleyicisinin de beğenisini kazandı. Oyunculuk yeteneğinin yanı sıra dönemin kısıtlı imkanlarında filmlerde dublaj sanatçılığı da yaparak çok yönlü bir sanatçı olarak tanındı.
Evlilik, Bağımlılık ve Sahnede Gelen Trajik Son
Milyon Avcıları filminin setinde, hayatını kökten değiştirecek olan ünlü sinema ve dublaj sanatçısı Ferdi Tayfur ile tanıştı. Adalet Cimcoz'un erkek kardeşi olan Tayfur ile kısa sürede evlenen sanatçı, ayrıca bu evliliğin ardından sanat camiasında Melek Tayfur olarak anılmaya başlandı. Ancak bu birliktelik onun için büyük bir yıkımın başlangıcı oldu. Eşinin uyuşturucu bağımlılığu evliliklerine gölge düşdürdü. Bu karanlık alışkanlıktan etkilenen genç kadın da evliliği sürecince uyuşturucu kullanmaya başladı. Çiftin fırtınalı ilişkisi bir süre sonra boşanma ile neticelendi. Yaşadığu zor günlerin ardından İstanbul Şehir Tiyatrosu'ndaki çalışmalarına geri dönen sanatçı, geçmişin izlerini silmek istercesine babasının soyadı Ezgi'yi ya dâ eski eşinin soyadı Tayfur'u kullanmayı reddetti. Kendisine sahne soyadı olarak yırtıcı ve gizemli bir hayvan olan Kobra'yı seçti. Ne var ki Kobra soyadıyla çıktığı sahneler ona uzun bir ömür sunmadı. Muhsin Ertuğrul'un başrolünü üstlendiği Kral Lear oyununda Regan karakterini canlandırırken sahnede aniden ağzından kan geldi. Yapılan klinik tetkiklerin ardından genç sanatçıya dönemin amansız hastalıklarından tüberküloz teşhisi konuldu. Bu amansız hastalık nedeniyle çok sevdiği tiyatro sahnelerinden tamamen uzaklaşmak zorunda kaldı. Yaklaşık iki yıl boyunca yaşama tutunmak için büyük bir mücadele verdi ve bu süreçte iki ağır ameliyat geçirdi. Cerrahpaşa Hastanesi ile Yakacık Sanatoryumu'nda süren zorlu tedavi çabalarına rağmen bedeni daha fazla dayanamadı. Türk tiyatrosunun bu yetenekli ve acılı yıldızı, henüz ömrünün baharındayken 13 Kasım 1939 tarihinde İstanbul'da yaşama veda etti.
