Cumhuriyet döneminin en çok yönlü ve renkli figürlerinden biri olan Adalet Cimcoz, 25 Temmuz 1910 tarihinde Çanakkale'nin Kilitbahir bölgesinde dünyaya gelerek ülkemizin kültür ve sanat hayatına silinmez izler bıraktı. Babası topçu subayı Hüseyin Tayfur Bey ile Alman asıllı annesi Alice (Aliye) Hanım'ın üçüncü çocuğu olan Cimcoz, yaşamı boyunca çevirmenlikten dublaj sanatçılığına, galericilikten dedikodu yazarlığına uzanan geniş bir yelpazede üretim gerçekleştirdi. Küçük yaşta savaşın gölgesinde yollara düşen ve Berlin'de aldığı eğitimle kültürel bir köprü kuran sanatçı, Türkiye'ye dönüşünün ardından edebiyat ve sinema dünyasını derinden etkiledi. Yaşamını 13 Mart 1970'te İstanbul'da tamamlayan bu öncü kadın, entelektüel birikimini cesaretiyle birleştirerek ülkenin ilk özel sanat galerisini açmayı başardı.
Berlin Yıllarından Toprak Mahsulleri Ofisi'ne
Balkan Savaşı'nın yıkıcı etkisi 1912 yılında yurdu sardığında, subay baba ailesini korumak adına eşi ve üç çocuğunu Berlin'e gönderdi. Bu zorunlu göç, Adalet Cimcoz'un hayatında yepyeni bir sayfa açtı. Kardeşleri Hayri ve Ferdi ile birlikte 1924 yılına kadar Almanya'da kalan sanatçı, ilk ve ortaöğrenimini bu şehirde tamamlayarak kusursuz bir Almanca öğrendi. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanıyla birlikte doğduğu topraklara geri döndüğünde, ülkenin yeni yapılanma sürecine ayak uydurmakta gecikmedi. Genç Cumhuriyet'in 1930'lu yıllarında, Toprak Mahsulleri Ofisi bünyesinde tercüman olarak profesyonel çalışma hayatına adım attı. Memuriyet dönemi, onun disiplinli çalışma üslubunu pekiştirirken edebiyat çevreleriyle bağlantılarını da güçlendirdi.
Sanatçının özel yaşamındaki en önemli dönüm noktası ise 1939 yılında gerçekleşti. Avukat Mehmet Ali Cimcoz ile dünya evine giren Adalet Hanım, böylece sanat dünyasına daha da yakınlaştı. Ünlü Osmanlı sadrazamlarından Topal Osman Paşa ile Mora Sancak Beyi İbrahim Paşa'nın torunu olan eşi, dönemin sanatçı seçkinleriyle son derece sıkı bağlar içindeydi. Eşinin bu geniş çevresi sayesinde kültür dünyasının merkezine yerleşen Cimcoz, memuriyet görevini sonlandırarak tüm enerjisini sanatsal faaliyetlere yönlendirdi.
Yeşilçam'a Ses Veren Gizli Güç
Dublaj sanatçısı olan ağabeyi Ferdi Tayfur'un rehberliğinde seslendirme dünyasına giriş yapan Cimcoz, mikrofon başındaki yeteneğiyle kısa sürede fark yarattı. Türk sinemasının emekleme ve yükseliş dönemlerinde perde arkasındaki en önemli seslerden biri hâline geldi. Kariyerinin ilk seslendirme deneyimini sinema tarihinin efsanevi yapıtlarından biri olan King Kong filmiyle gerçekleştirdi. Yabancı filmleri seslendirerek başladığı bu yolda, 1950 yılında vizyona giren Çete filmiyle birlikte yerli yapımlara yöneldi. Türk sinemasının yıldızlarına kendi özgün ses tonuyla ruh verdi. Onun seslendirdiği unutulmaz aktristlerden bazıları şunlardır:
- Türkân Şoray
- Belgin Doruk
- Muhterem Nur
- Sezer Sezin
- Fatma Girik
- Filiz Akın
Maya Sanat Galerisi ve TDK Ödüllü Çeviriler
Adalet Cimcoz'un ülke kültürüne yaptığı en büyük katkılardan biri de, ülkemizin ilk özel sanat galerisini hayata geçirmek oldu. Beyoğlu'nda 1951 yılında kurduğu Maya Sanat Galerisi, Türk resim ve heykel sanatının gelişiminde çığır açıcı bir rol üstlendi. Sanatçıların kendilerini özgürce ifade edebildikleri bu özel mekân, büyük fedakârlıklarla tam beş yıl boyunca faaliyetlerini sürdürerek önemli bir kültür durağı dönüşümü sağladı. Aynı zamanda edebiyatçı dostları Sabahattin Eyüboğlu ile Azra Erhat'ın yoğun yönlendirmeleriyle edebiyat dünyasına da ağırlık verdi. Almancadan çevirdiği değerli yapıtlarla Türk okurunu dünya klasikleriyle buluşturdu.
Sanatçının tüm bu entelektüel gayretleri yazın dünyasında da büyük takdir topladı. Franz Kafka'dan çevirdiği Milena'ya Mektuplar kitabıyla 1962 yılında Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü'ne layık görüldü. Bertolt Brecht, Knut Hamsun, Georg Büchner, B. Traven, Lope de Vega ve Max Frisch gibi dev yazarların çok sayıda eserini de dilimize kazandırdı. Edebiyat sahnesinde yalnızca çevirileriyle yer almayan Cimcoz; Yeditepe, Varlık ve Yeni Ufuklar gibi prestijli dergilerde şiir, öykÿcülük ve kitap eleştirileri kaleme aldı. Basın dünyasında ise "Fitne Fücur" takma ismini kullanarak yazdığı nükteli ve cesur dedikodu yazılarıyla geniş kitlelerce heyecanla takip edilen özgün bir kaleme dönüştü.
