Fransız edebiyatının en lirik ve hırçın seslerinden biri olan Paul Verlaine, 30 Mart 1844 tarihinde Fransa'nın Metz kentinde dünyaya gözlerini açtı. Varlıklı bir subay babanın gölgesinde büyüyen Verlaine, çağdaş şiire yön veren sembolizm akımının öncülerinden biri olarak dünya edebiyat tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Şairin hayatı çalkantılarla doluydu. Genç yaşta kaleme aldığı mısralarla başlayan yazın serüveni, Paris sokaklarındaki bohem yaşamı, Arthur Rimbaud ile yaşadığı çalkantılı aşk ve parmaklıklar ardında geçirdiği pişmanlık dolu yıllarla adeta bir trajediye dönüştü. Yaşamı boyunca aşk, hüzün, inanç ve melankoli arasında savrulan bu dahi şair, 8 Ocak 1896'da Paris'te sefalet içinde hayata gözlerini yumduğunda ardında müzikalitesi yüksek, eşsiz eserler bıraktı.
Fransız Şiirinde Çığır Açan İlk Yıllar
Ortaöğrenimini Paris'te tamamlayan Paul Verlaine, düzenli bir akademik eğitim almamasına rağmen edebiyata olan tutkusunu henüz on dört yaşındayken kanıtladı. İlk adımı Victor Hugo ile attı. Henüz on dört yaşındayken kaleme aldığı ve günümüze ulaşan ilk şiiri olan La Mort (Ölüm) adlı eserini bu dev yazara gönderdi. 1862 yılında bakaloryasını büyük bir başarıyla tamamladıktan sonra Paris'te bir sigorta şirketinde memur olarak çalışmaya başladı. Ancak genç şairin aklı işinden ziyade edebi kahvelerde ve dönemin entelektüel salonlarındaydı. Buralarda Stéphane Mallarmé, Auguste Villiers de l'Isle-Adam ve Anatole France gibi yetenekli isimlerle yollarını birleştirdi.
Parnasçı şairlerle yakın ilişkiler kuran Verlaine'in ilk basılan şiiri Monsieur Prudhomme 1863 yılında okurla buluştu. Şair, dönemin prestijli derlemelerinden olan üç ciltlik Le Parnasse contemporain (Çağdaş Parnas) antolojisinin ilk cildinde sekiz şiiriyle kendine yer buldu. Bu süreçte Parnasizm akımından yavaş yavaş uzaklaşarak sembolist arayışlara girdi. Kendi parasıyla bastırdığı ilk şiir kitabı Poèmes saturniens (Zuhal Şiirleri) 1866 yılında yayımlandı. Charles Baudelaire ve Leconte de Lisle esintileri taşıyan bu ilk eserde, şairin melankolik ruh hali ile aşk teması ön plandaydı. Bu dizelerin, evlendikten kısa süre sonra vefat eden kuzeni Elisa'ya ithaf edildiği bilinmektedir. Ardından 1869'da yayımlanan Les Fêtes Galantes (Çapkın Törenler) adlı ikinci kitabında, İtalyan halk tiyatrosu commedia dell'arte figürlerini ve doğa ressamlarının manzaralarını şiirsel bir örtüye dönüştürdü.
Rimbaud ile Fırtınalı Aşk ve Mons Hapishanesi
Şairin hayatındaki en büyük kırılma noktası, 1870 yılında Mathilde Mauté de Fleurville ile yaptığı evlilik ve hemen ardından 1871'de genç dahi Arthur Rimbaud ile tanışması oldu. Aile yaşamına bir türlü uyum sağlayamadı. Eşinin hamileliğini hiçe sayarak Rimbaud ile tutkulu ve bohem bir eşcinsel ilişkiye yelken açan Verlaine, Fransa, Brüksel ve Londra sokaklarında serseri bir yaşam sürmeye başladı. Paris Komünü'nde basın görevlisi olarak çalıştığı fırtınalı günlerin ardından, Rimbaud ile olan uyumsuz ve yıkıcı ilişkileri Brüksel'de kanlı bir hesaplaşmayla son buldu. Kendisinden ayrılmak isteyen Rimbaud'yu tabancayla yaralayan Verlaine, iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu ceza onun için yıkıcıydı.
Mons Cezaevi'nde geçirdiği bu iki yıllık esaret dönemi, Verlaine'in ruhunda derin izler bıraktı. Dini kitapların yanı sıra William Shakespeare ve Charles Dickens eserlerini inceleyen şair, pişmanlık duygusuyla Katolikliğe yöneldi. Hapishanedeyken yazdığı ve müzikalitesiyle Fransız şiirinde çığır açan deneysel şiirleri, arkadaşı Edmond Lepelletier tarafınden Romances sans paroles (Sözsüz Şarkılar) adı altında 1874 yılında yayımlandı.
Sessizliğe Gömülen Son Yıllar ve Edebi Miras
Hapisten çıktıktan sonra Trappist tarikatının sıkı kurallarına göre yaşamayı deneyen Verlaine, Stuttgart'ta Rimbaud tarafından sertçe reddedilince İngiltere'ye geçti. Burada Fransızça ve resim dersleri vererek sakin bir hayat süren şair, Alfred Tennyson ve Algernon Charles Swinburne gibi İngiliz edebiyatçılarının takdirini kazandı. Fransa'ya dönerek yayımladığı Sagesse (Usluluk) adlı kitabı, bu dönemdeki dini arayışlarının ve duygusal çalkantılarının en olgun meyvesi oldu.
Ancak talihsizlikler Verlaine'in peşini bırakmadı. En sevdiği öğrencisi Lucien Letinois'in ve sevgili annesinin ölümleriyle derinden sarsılan şair, hayatının son döneminde alkol bağımlılığına yenik düştü. Sefalet ve akıl hastaneleri arasında mekik dokuyan bu dahi kalem, 8 Ocak 1896'da 52 yaşında Paris'te hayata veda etti. Sefalet içinde hayata gözlerini yumdu.
Verlaine'in çalkantılı hayatı ve Rimbaud ile olan fırtınalı aşkı, 1995 yapımı Tutkunun Şairleri (Total Eclipse) filmine konu oldu. Agnieszka Holland tarafından yönetilen filmde Verlaine'i David Thewlis canlandırırken, Rimbaud rolünde Leonardo DiCaprio boy gösterdi. Ayrıca ünlü yazar Stefan Zweig'ın şairin hayatını derinlemesine incelediği biyografisi, Türkçe edebiyat dünyasında Bir Küçük Hayalperest Verlaine başlığıyla yer almaktadır.
Paul Verlaine'in dünya edebiyatına kazandırdığı en önemli başyapıtlardan bazıları şunlardır:
- Poèmes saturniens (1866 - Zuhal Şiirleri)
- Les Fêtes Galantes (1869 - Çapkın Törenler)
- Romances sans paroles (1874 - Sözsüz Şarkılar)
- Sagesse (1880 - Usluluk / Dinginlik)
- Jadis et naguère (1884 - Bir Zamanlar)
