Louis Aragon, 3 Ekim 1897'de Paris'te dünyaya geldi. Siyasal bir eylemci, şair, romancı ve deneme yazarı olarak Fransız edebiyatının en çarpıcı figürlerinden biri haline gelen Aragon, hem sanatsal hem ideolojik arayışlarla dolu uzun ve çalkantılı bir yaşam sürdü. Türk okurlar onu en çok Mutlu Aşk Yoktur adıyla dilimize kazandırılan şiiriyle tanır.
Çocukluk ve Eğitim Yılları
Aragon'un ailevi kökenleri başlı başına bir drama barındırır. Annesi ve babası Louis Andrieux ile Marguérite Toucas-Masillon ayrı yaşıyordu; annesi babasını çocuktan gizlemiş, üstelik kendisini onun annesi değil ablası olarak tanıtmıştı. Aile 1904'te Neuilly'ye taşındı. Dört yıl sonra Saint-Pierre Lisesi'ne başlayan genç Aragon, okul sıralarında oldukça başarılı bir öğrenci portresi çizdi. On dokuz yaşında annesinin yönlendirmesiyle girdiği Tıp Fakültesi'nde tam beş yıl okudu; ancak 1921'de bu yoldan vazgeçerek okulu bıraktı ve kütüphaneci olarak çalışmaya başladı.
Edebiyat Dünyasına Adım: Dada'dan Gerçeküstücülüğe
Aragon'un yazarlık serüveni çok küçük yaşlarda filizlendi. Birinci Dünya Savaşı'nda cephede görev yaparken tıp öğrencisi André Breton'la tanışması onun için bir dönüm noktasına dönüştü; şiire ilişkin fikirlerini bu dostluğun içinde olgunlaştırdı. İlk şiirlerini 1918'de Nord-Sud dergisinde yayımladı; bu eserler Tristan Tzara'nın öncülük ettiği Dadaizm akımının izlerini taşıyordu. Toplumsal kurallara, savaşa ve gelenekçi şiir anlayışına aynı anda başkaldıran Dadacılar, bu muhalefeti zaman zaman anlamsızlığın sınırına kadar taşıyordu.
1920'de çıkan ilk şiir kitabı Feu de Joie (Sevinç Alevi) ve ertesi yıl yayımlanan Anicet ou le Panorama adlı romanı büyük yankı uyandırdı, dönemin köklü yazarlarından olumlu eleştiriler topladı. Aragon 1924'te Dadaizm'den ayrıldı; Breton ile birlikte La Révolution Surréaliste dergisinde Gerçeküstücülük akımının mimarlarından biri oldu. 1925'te yayımlanan Le Paysan de Paris (Paris Köylüsü) bu akımın başyapıtları arasında gösterilir.
Savaştaki yararlılıkları nedeniyle madalyayla ödüllendirilen Aragon, cepheden döndükten sonra edebi çevrelere hızla karıştı. Renkli kravatları ve nükteli üslubuyla dönemin Bohem hayatının simgelerinden biri oldu. Sevgilisi Nancy Cunard'ın onu terk etmesinin ardından aşırı dozda ilaç alarak intihar girişiminde bulundu.
Elsa Triolet, Komünizm ve Olgunluk Dönemi
1928, Aragon için hem kişisel hem de ideolojik bir kırılma yılıydı. Rus yazar Elsa Triolet ile tanışan şair, ömrünün geri kalanını ona adadı; onun için yazdığı dizeler neredeyse bütün bir kuşağın dilinde ezberlendi. Aynı dönemde estetik ve siyasi görüşleri köklü biçimde değişti; 1932'ye gelindiğinde Gerçeküstücülükten tamamen kopmuş, Fransız Komünist Partisi'nin (FKP) yayın organı L'Humanité'de kalemini komünizm yoluna adamıştı.
1930'da Harkov'daki Devrimci Yazarlar Kongresi'ne, 1933'te Birinci Sovyet Yazarlar Birliği Kongresi'ne katıldı. 1935'te Paris'te toplanan Kültürün Savunulması İçin Dünya Yazarları Kongresi'nde de yerini aldı. Elsa Triolet ile resmi birlikteliği 1939'a dayanır; çift, İkinci Dünya Savaşı boyunca Fransız antifaşist direniş hareketinde omuz omuza mücadele etti.
Savaş sırasında yeniden cepheye giden Aragon, Almanlara esir düştü; ancak kaçmayı başararak ikinci kez savaş madalyasına layık görüldü. Güney Fransa'da gizlice basılan ve el altından dolaşan şiirleri ona efsanevi bir statü kazandırdı. Savaş sonrasında Paris'e dönen şair, çeşitli sol dergilerin yönetimini üstlendi; 1950'de FKP Merkez Komitesi üyeliğine seçildi. 1968 Mayıs olaylarında öğrenci gösterilerinde kürsüye çıktı; 1969'da Goncourt Akademisi'ne girdi, kısa süre sonra ayrıldı.
1970'te Elsa Triolet'nin ölümü onu derinden sarstı. Yıllar sonra eşinin çekmecelerini boşaltırken bulduğu bir liste —kendisine aşık olan ya da onunla ilişki yaşayan erkeklerin adlarıyla dolu— şairin zihninde kapanmayan bir yara bıraktı. Aragon, bu soruların gölgesinde, 24 Aralık 1982'de Paris'te 85 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Eserleri ve Mirası
Aragon, yaşamı boyunca şiir, roman, deneme ve çeviri dahil 61 kitap yayımladı. Başlıca yapıtları arasında şunlar yer alır:
- Feu de Joie — Sevinç Alevi (1920)
- Le Paysan de Paris — Paris Köylüsü (1926)
- Les Cloches de Bâle — Basel'in Çanları (1934)
- Les Yeux d'Elsa — Elsa'nın Gözleri (1942)
- Aurelien (1944)
- Le Roman inachevé — Bitmemiş Roman (1956)
- La Semaine Sainte — Kutsal Hafta (1958)
- La Mise à Mort — Ölmeye Mahkum Etme (1965)
Dada'nın başkaldırısından Sürrealizmin rüya dünyasına, oradan toplumcu gerçekçiliğin somut sahnesine uzanan bu olağandışı yolculukta Aragon, her dönemde hem sanatını hem de vicdanını diri tutmayı başardı. Charles d'Orléans'tan Victor Hugo'ya uzanan Fransız şiir geleneğinin halkalarından biri olarak değerlendirilen Aragon'un açık ve müzikal dili, pek çok şiirinin bestelenerek şarkıya dönüştürülmesini de beraberinde getirdi.
.jpg?width=640)