Türk basın ve edebiyat dünyasının öncü isimlerinden Vâlâ Nureddin, ya da yaygın bilinen adıyla Vâ-Nû, 1901 yılında Beyrut'ta dünyaya gelmiş ve 9 Mart 1967'de İstanbul'da yaşamını yitirmiştir. Gazetecilik, romancılık, çevirmenlik ve fıkra yazarlığı gibi farklı alanlarda eserler veren yazar, edebiyatımızda ilk polisiye metin kaleme alan isimlerden biri olarak da kabul edilir. Gençlik yıllarından itibaren şair Nâzım Hikmet ile kurduğu yakın dostluk, onu hem Millî Mücadele saflarına taşımış hem de eğitim amacıyla Moskova'ya uzanan maceralı bir yolculuğa sürüklemiştir. Eşi Müzehher Hanım tarafından 1986 yılında yayımlanan mektuplar ve anılar ise bu kadim dostluğun tarihi arka planını gün yüzüne çıkarmaktadır.
İlk Yılları ve Eğitim Hayatı
Son Beyrut valisi Nûreddin Bey'in oğlu olarak doğan yazarın nüfus kaydına doğum yeri olarak İstanbul yazdırılmıştır. Henüz küçük bir çocukken, 1911 yılında babasını kaybetmesiyle hayatında yeni bir dönem başlamıştır. Aynı sene kayıt yaptırdığı Mekteb-i Sultânî'nin orta kısmını başarıyla tamamlayan genç Vâlâ, ömür boyu yolları kesişecek olan Nâzım Hikmet ile bu okulun hazırlık sınıfında tanışmıştır. Savaş yıllarının getirdiği koşullarla 1916'da arkadaşlarıyla birlikte Avusturya'ya gitmiş ve bir süre Viyana Ticaret Akademisi bünyesinde bankacılık eğitimi almıştır.
Gurbet yıllarının ardından 1917'de memleketine dönerek İtibarı-ı Millî Bankası ile Maliye Bakanlığı'nda görev almıştır. Ancak masa başı işlerden hoşlanmadığı için bu kurumlardaki görevlerinden kısa süre içinde ayrılmıştır. Kendini edebiyatın kollarına bırakan genç kalem, 1918 ile 1920 yılları arasında şairlik yönüyle ön plana çıkmış ve dostlarıyla birlikte çeşitli yayıncılık faaliyetleri yürütmüştür.
Millî Mücadele ve Ankara Günleri
Vatan savunmasının en sıcak günlerinde, 1 Ocak 1921 tarihinde, gizli bir direniş örgütünün sağladığı kolaylıklarla Sirkeci'den hareket eden Yeni Dünya vapuruna kaçak olarak binen yazar; şair dostları Faruk Nafiz, Yusuf Ziya ve Nâzım Hikmet ile birlikte İnebolu'ya ulaşmıştır. Ankara'ya geçiş izni ve yol harcırahı alabilmek adına İnebolu limanında birkaç gün beklemek zorunda kalmışlardır. Bu süreçte, tıpkı kendileri gibi onay bekleyen ve Almanya'dan gelen sosyalist öğrencilerle tanışarak fikir alışverişinde bulunmuşlardır. Neticede, İstanbul'dan gelen dört şair arasından yalnızca Vâlâ Nureddin ve Nâzım Hikmet'e Ankara'ya geçiş izni verilmiştir.
Ankara'ya ayak basar basmaz kendilerine verilen ilk vazife, İstanbul gençliğini kurtuluş hareketine katılmaya davet eden coşkulu bir çağrı şiiri kaleme almak olmuştur. Genç şairlerin üç gün gibi kısa bir sürede tamamladıkları bu destansı çalışma, Matbuat Müdürlüğü tarafından 1921 yılının Mart ayında tam on bin adet bastırılarak Anadolu'ya dağıtılmıştır. Şiirin yarattığı yankılar son derece büyüktü. Bu çağrı Meclis kürsüsünde dahi geniş tartışmalara yol açtı. Gelişmelerden tedirgin olan Matbuat Müdürü Muhittin Bey, iki genç kalemi korumak amacıyla onları Maarif Vekâleti'ne devretti.
Bolu Öğretmenliği ve Moskova Yılları
Bu çalkantılı sürecin ortasında iki genç, İsmail Fazıl Paşa'nın aracılığı sayesinde meclise davet edilerek Mustafa Kemal Paşa ile şahsen tanışma şerefine erişmiştir. Çok geçmeden, Millî Mücadele'ye destek amacıyla Bolu'ya Fransızca öğretmeni olarak tayin edilmişlerdir. Ancak Bolu'da tutucu çevrelerin ve din adamlarının baskılarıyla karşılaştılar. Bu yüzden orada uzun süre kalamadılar. Daha iyi bir öğrenim görmek istiyorlardı. Bu amaçla rotalarını Moskova'ya çevirdiler. Yolculuk Batum üzerinden gerçekleşti. İki arkadaş 30 Eylül 1921 tarihinde oraya ulaştı. Sovyet başkentinde Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) kaydoldular. Vâlâ Nureddin, bu eğitim kurumundaki yükseköğrenimini 1925 yılında başarıyla tamamladı.
Vâlâ Nureddin'in çok yönlü edebî kişiliği şu alanlardaki çalışmalarıyla şekillenmiştir:
- Fıkra Yazarlığı: Çeşitli mecralarda kaleme aldığı köşe yazılarıyla döneminin nabzını tutmuştur.
- Roman ve Hikâye: Edebiyat dünyasına özgün anlatılar kazandırarak ilk polisiye yazarlarımız arasına adını yazdırmıştır.
- Çeviri Çalışmaları: Yabancı dildeki eserleri Türkçeye aktararak kültürel köprüler kurmuştur.
