Türk resim sanatının erken dönem figüratif ve akademik arayışlarına yön veren önemli isimlerinden biri olan ressam İzzet Ziya, 12 Kasım 1883 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Sanatçı, yağlıboya portreleri, figürlü kompozisyonları ve illüstrasyonlarıyla Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'e uzanan süreçte adından söz ettirdi. Sanayi-i Nefise Mektebi'ni birincilikle bitirdikten sonra Paris'e giderek eğitimini sürdüren ressam, saray ressamlığı görevini üstlendiği dönemde saray çevresinde ve yayın organlarında büyük takdir kazandı. 1934 yılında Rumelihisarı'ndaki evinde yaşama gözlerini yuman sanatçı, arkasında zengin bir sanatsal miras bıraktı.
Sanat Eğitimi ve Paris Yılları
Turnazade Ziya Bey'in oğlu olan İzzet Ziya, çocukluk yıllarında babasının Trablus Gümrük Nazırlığı görevi dolayısıyla Bingazi Frerler Mektebi'nde ilk eğitimini tamamladı. İstanbul'a döndükten sonra 1897'de Sanayi-i Nefise Mektebi'ne adım attı. Bu okulda Osman Hamdi Bey'in müdürlüğü altında Salvator Valeri ve Joseph Warnia Zarzecki gibi değerli hocalardan dersler alarak yeteneğini geliştirdi. 1903 yılında mektebi birincilik derecesiyle bitirmeyi başardı. Eğitimini daha da ileriye taşımak amacıyla Fransa'nın başkenti Paris'e gitti. Paris'teki yaşamı boyunca Jöntürkler'den Galip Bahtiyar ile kurduğu dostluk, onun sanatsal gelişiminde son derece belirleyici bir etken oldu. Mihri Hanım gibi önemli ressamlara da öğretmenlik yapan Galip Bey, genç İzzet Ziya'nın vizyonunu genişletmesine yardımcı oldu. Sanatçı bu süreçte hem teknik bilgisini pekiştirdi hem de Paris sanat çevresinin dinamiklerini gözlemledi.
Saray Ressamlığı ve Savaş Döneminin Zorlukları
Avrupa'daki eğitiminin ardından İstanbul'a dönen İzzet Ziya, öncelikle Osmanlı Sarayı bünyesinde Mabeyn Katipliği görevine getirildi. Bu dönemde İtalyan asıllı saray ressamı Fausto Zonaro'nun Trablusgarp Savaşı sebebiyle şehirden ayrılması, genç ressam için yeni bir kapı araladı. Saray mimarı Vedat Tek'in önerisiyle boşalan saray ressamlığı kadrosuna atandı. Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun üst üste girdiği Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları, sarayın sanata ayırdığı kaynakların kesilmesine yol açtı. Zorlu savaş koşullarına rağmen İzzet Ziya, Sultan Reşat'ın siparişiyle Fransız hükümetine sunulmak üzere III. Selim'in bir portresini hazırladı. Tarabya'daki yazlık sefarethanede çıkan yangında kül olan eski portrenin yerine yapılan bu yeni çalışma, büyük yankı uyandırdı. Dönemin saygın yayınları olan Şehbal ve Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi, bu eseri ve ressamı övgü dolu satırlarla okuyucularına duyurdu. Ortaya koyduğu bu nitelikli çalışma sebebiyle Fransız hükümetine sunulmak üzere Maarif Nişanıyla taltif edilen sanatçı, iki ülke arasındaki kültürel bağların güçlenmesine de katkıda bulundu.
Karikatürler, İllüstrasyonlar ve Çıplak Figürler
Paris yıllarında tanıştığı L. Sabattier ile Sem'in desen çizgilerinden derinden etkilenen İzzet Ziya, karikatür alanında da üretken bir dönem geçirdi. Çizdiği karikatürlerin bir kısmına imza atmaktan kaçınan sanatçının ilk mizahi çizimleri Kalem dergisinde yayımlandı. Daha sonraları Resimli Gazete'de çalışan ressam, Yeni Kitap dergisindeki çizimlerinde ise özellikle İstanbul kadınlarının günlük yaşamını tasvir etti. Sanatçı, karikatürist Cemil Cem'in portresini de tuvaline aktardı. Kitap resimlemelerinde aktif rol alarak edebiyat dünyasıyla güçlü bağlar kurdu. Birçok tanınmış yazarın eserlerine hayat veren İzzet Ziya'nın çizimleriyle eşlik ettiği edebi isimler şunlardır:
- Cahit Uçuk
- Edhem İzzet Benice
- Ömer Rıza Doğrul
- Mahmud Yesari
- Sadri Ertem
- Samizade Süreyya Erdoğan
- Sezai Şadi
Türk resim sanatının henüz figürle yeni tanıştığı o erken dönemlerde çıplak figür çalışmalarına cesurca yer vermesi, onu çağdaşlarından ayıran en belirgin yönlerden biri haline geldi. Sanatçı, 1916 ile 1922 yılları arasında meşhur Galatasaray Sergileri'ne katılarak eserlerini geniş kitlelerle buluşturdu. Sanatçının nadide eserleri bugün de pek çok özel koleksiyonda yer bulmaya devam etmektedir.
