Ziya Şakir Soku, Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'in ilk yıllarına uzanan fırtınalı süreçte, kalemi ve silahıyla cephelerde mücadele etmiş öncü bir Türk gazeteci, yazar ve tarihçidir. 1883 yılında İstanbul Ayasofya civarında dünyaya gelen Ziya Şakir Bey, yaşamı boyunca yaklaşık 280 esere imza atarak Cumhuriyet tarihinin en üretken kalemleri arasında yer almayı başarmıştır. Gerek savaş meydanlarında bizzat edindiği tecrübeler gerekse tanıklıklara dayanan araştırma yazıları sayesinde ülkemizde sözlü tarih yazıcılığının ve araştırmacı gazeteciliğin ilk temellerini atan şahsiyetlerden biri kabul edilir.
Gençlik Yılları ve Yazın Dünyasına İlk Adımlar
Bursa'da başlayan lise eğitimine İstanbul Vefa Lisesi'nde devam eden genç yazar, edebiyata duyduğu derin ilgiyle yazı çalışmalarını sürdürdü. İlk eseri olan "Köylü Kızı" manzumesi 1899 yılında İrtikâ dergisinde basıldığında Ziya Şakir henüz on altı yaşındaydı. Okul idaresinin yazılarından dolayı uyarıda bulunması üzerine genç yaşta takma isimlerin arkasına gizlendi. Jön Türk hareketiyle ilişkisi fark edilince Halep Jandarma Alayı'nda görevli babasının yanına gönderildi ve buradaki idadiyi başarıyla tamamladı. Halep'teki eğitiminin ardından hukuk fakültesine kaydolsa da bu eğitimi yarıda bırakarak profesyonel gazetecilik hayatına adım attı. Terakki gazetesi ile Hanımlara Mahsus Gazete ve Çocuklara Mahsus Gazete bünyesinde başyazarlık yaparak adını geniş kitlelere duyurdu.
Savaş Yılları, Sürgünler ve Cephe Hikayeleri
Ahmet Muhtar Paşa'nın yönlendirmesiyle İstanbul'un fethi üzerine araştırmalar yapan yazar, tarihe karşı büyük bir tutku beslemeye başladı. Bu ilgi neticesinde Cemiyet-i İnkılabiye derneğine katıldı ve örgütün Mecmua-i İnkılap yayınını kendi evinde gizlice bastı. İkinci Meşrutiyet döneminde milli duyguları coşturan tiyatro oyunları kaleme alarak tiyatro dünyasında da varlık gösterdi. Suphi Nuri İleri ile birlikte 1910 yılında Genç Türk Gazetesi'ni çıkarma kararı aldı. Gazetede çıkan ve Dahiliye Nazırı Talat Paşa'yı istifaya davet eden makalesi nedeniyle Mısır'a kaçtı. Mısır günlerinde sinema sanatı ile ilgilenerek farklı alanlarda tecrübe kazandı. İtalyanların Trablusgarp'ı işgal etmesi üzerine yurduna geri dönen yazar, Divan-ı Harp'te yargılandı. Yargılama neticesinde Kastamonu ve Sinop'a sürgün edilerek zor günler geçirdi. Talat Paşa'nın devlet memurluğu ve barışma teklifini geri çevirerek bağımsız kalmayı tercih etti. Süleyman Nazif'in Hak gazetesinde bir süre yazarlık yaptıktan sonra evine kapandı. Balkan Savaşı patlak verince kardeşi Kazım Şakir ile birlikte gönüllü olarak Bursa Taburu'na kaydoldu. Cephede yaralandı, kaldırıldığı hastanede esir düştü fakat İkinci Balkan Savaşı öncesinde kaçmayı başardı. Balkan Harbi sırasında tuttuğu notları daha sonra iki ciltlik dev bir esere dönüştürdü. Savaş cephelerindeki bu tecrübeler onun yazı dilini son derece keskinleştirdi. Birinci Dünya Savaşı başladığında Bursa'ya dönerek Talat Paşa'nın görevlendirmesiyle Ertuğrul gazetesini yönetti. Savaş yıllarında hem asayiş görevlerini yürüttü hem de İttihat ve Terakki'yi destekleyen bu gazeteyi yönetti. Babasını Birinci Dünya Savaşı esnasında kaybeden yazar, Kurtuluş Savaşı'nda da aktif olarak çarpıştı.
Edebi Mirası ve Sözlü Tarih Öncülüğü
Ziya Şakir Bey, ömrü boyunca polisiye, din ve yakın tarih gibi geniş bir yelpazede 280 civarında eser üreti. Kaleme aldığı hatıralar ve tanıklıklar, onu Cumhuriyet döneminin ilk büyük sözlü tarih yazarı mertebesine ulaştırdı. Prof. Dr. Ali Birinci de yazarın araştırmacı gazetecilik alanındaki bu öncü rolünü açıkça doğrulamaktadır. Tarihsel olayları tefrika halinde gazetelerde sunarak geniş halk kitlelerine sevdirdi. Yaşamı boyunca bir eylem adamı olarak yaşadı. Ziya Şakir Soku, 22 Aralık 1959 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Geriye Türk kültür hayatına yön veren devasa bir yazılı miras bıraktı.
Eserlerinin çok büyük bir kısmını aşağıdaki takma isimlerin ardına sığınarak neşretmiştir:
- Hüseyin Servet
- M. Ziya
- Hamid Nuri
- Bahtiyar
- Emekligil
- Z. Melek
- Abdülmüheymin
