Ömer Ferit Kam, Türk düşünce dünyasının ve edebiyat tarihinin en seçkin simalarından biri olarak, klasik Türk ve Doğu edebiyatı metinlerine getirdiği özgün şerh yöntemleriyle tanınan bilge bir mütefekkirdir. Onun yaşam öyküsü köklü bir geçmişle başlar. 10 Ocak 1864 tarihinde İstanbul'un Beylerbeyi semtinde dünyaya gözlerini açan yazar, ömrünü edebiyata adamıştır. Saray hekimbaşılığından kütüphane kurucularına uzanan seçkin bir aileden gelen Kam, aldığı özel eğitimle edebiyatta çığır açmıştır. Hem Osmanlı'nın son döneminde hem de Cumhuriyet yıllarında düşünce hayatına yön veren aydın, arkasında zengin bir miras bırakmıştır. Değerli mütefekkir, 21 Mayıs 1944'te Ankara'da hayata veda etmiştir.
Köklü Bir Aileden Gelen Entelektüel Birikim
İstanbul'un asil semtlerinden Beylerbeyi'nde başlayan bu hayat yolculuğu, köklü aile bağlarıyla şekillenmiştir. II. Abdülhamid'in hekimbaşılığını yapan Ahmed Muhtar Paşa ile Fatma Fıtnat Hanım'ın oğlu olan Ömer Ferit, elit bir çevrede yetişti. Baba tarafı Çankırı asıllı olan yazarın annesi ise Âtıf Efendi Kütüphanesi'nin bânisi Defterdar Âtıf Mustafa Efendi'nin torununun kızıdır. Bu zengin kültürel iklimin etkisiyle, Beylerbeyi'ndeki ilk tahsilinin ardından hususi hocalardan Arapça, Farsça ve Fransızca dillerini öğrendi. Eğitim hayatı babasının yönlendirmesiyle 1880 yılında adım attığı Mekteb-i Mülkiyye ile farklı bir yön alsa da burayı bıraktı. Ardından 1882'de Mekteb-i Hukuk'a yazılsa da babasının vefatı üzerine okulu bırakmak zorunda kaldı. Okuldan ayrılmak zorunda kalmasına rağmen dil öğrenimine olan tutkusu asla hız kesmedi ve kendisini yetiştirmeyi her koşulda sürdürdü.
Memuriyetten Akademisyenliğe Uzanan Meslek Hayatı
Çalışma hayatına 1887 yılında Hariciye Nezareti Tercüme Odası'nda memur olarak başlayan Ferit Kam, yeteneğini kısa sürede kanıtladı. Ertesi yıl girdiği sınavı kazanarak Beylerbeyi Rüşdiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yapmaya başladı. Beylerbeyi Rüşdiyesi'ndeki Fransızca öğretmenliği yıllarında hem talebe yetiştirdi hem de Doğu klasiklerine olan merakını derinleştirdi. Bu süreçte, 1889 yılında Fatma Rukiye Hanım ile hayatını birleştirdi. Sadece öğretmenlikle yetinmeyen aydın, klasik ilimlere duyduğu derin ilgiyle 1905 yılında Müderris Mustafa Âsım Efendi'nin Fatih Camii'ndeki derslerini aralıksız takip ederek icazetname almaya hak kazandı. Bu akademik yetkinlik, ona yayın dünyasının kapılarını açtı. Sırat-ı Müstakim dergisinin 1908'deki kurucu kadrosu içinde yer alan Kam, bu mecmuada edebi ve felsefi yazılar kaleme alarak eserlerini tefrika etmiş, geniş kitlelerce tanınmıştır. Dönemin en parlak zihinleriyle yakın bir dostluk kurarak edebi tartışmaların tam merkezinde bulundu. Bu isimler arasında şunlar yer almaktaydı:
- Mehmet Âkif
- Fatin Gökmen
- Tâhir'ül Mevlevî
- İsmail Sâib Sencer
- Babanzade Ahmed Naim
- İsmail Hakkı İzmirli
- Süleyman Nazif
Edebiyatta Yeni Bir Çığır Açan Kürsü Yılları
Akademik dehasını yükseköğretim kürsülerine taşıyan Ömer Ferit Kam, 1914 yıllında Darü'l-Fünûn Edebiyat Fakültesi'ne Türk edebiyatı müderrisi olarak tayin edildi. Burada 'âsar-ı edebiye tedkikatı' derslerini vererek genç nesillere edebi inceleme metodolojisini aktardı. Çalışmalarını felsefe alanına da kaydırarak 1917'de Süleymaniye Medresesi'nde felsefe-i umumiyye tarihi müderrisliği görevini üstlendi ve aynı zamanda 1918'de Darü'l Hikmeti'l-İslâmiye üyeliğine getirildi. Onun asıl büyük başarısı ise 1919 yıllında Darü'l-Fünûn bünyesindeki şerh-i mütûn müderrisliğine atanmasıyla gerçekleşti. Darü'l-Fünûn'daki şerh kürsüsü, onun edebi birikiminin ve şiir tahlillerindeki üstün dehasının en belirgin şekilde ortaya çıktığı yer olmuştur. Bu kürsüdedeki dersleriyle Türk ve şark edebiyatlarına ait metinleri şerhetme tarzında yeni bir çığır açarak, günümüzde de devam eden bir gelenek başlattı. Millî Mücadele'nin ardından bir süre açıkta kalarak zor günler geçiren yazar, daha sonra Ankara'da yeni bir göreve atandı. Şeriye ve Evkaf Vekâleti bünyesindeki Telifat ve Tedkikat-ı İslamiye Heyeti üyesi olarak edebi çalışmalarına Ankara'da devam etti.