Türk resim sanatının ve basın dünyasının en özgün isimlerinden biri olan Agop Arad, 1913 yılında Eskişehir'de dünyaya geldi. Hem tuvale fırçasıyla hayat veren usta bir ressam ve grafiker hem de kalemiyle gerçekleri aktaran başarılı bir gazeteci olarak tanındı. Hayatı boyunca İstanbul sokaklarındaki sıradan ve yoksul insanların günlük yaşam mücadelesini canlı renklerle resmederek Türk görsel sanatında sosyal realist (toplumsal gerçekçi) bir çığır açtı. Ünlü sanatçı, eğitim hayatını İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nde ve ardından Paris'te sürdürerek dönemin büyük ustalarının tezgahından geçti. Hayatının son dönemine kadar üretmeye devam eden Arad, 4 Ekim 1990 tarihinde Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi'nde yaşamını yitirdi.
Akademiden Paris'e Uzanıp Kendi Yolunu Çizen Bir Ressam
Orta öğrenimini Gedikpaşa Saint Assomption Koleji'nde tamamlayan Agop Arad, sanat tutkusunun peşinden giderek İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne adım attı. Burada Türk resminin öncü isimlerinden Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı gibi hocaların atölyelerinde yönü şekillendi. Daha sonra yabancı eğitimci Leopold Levy'nin atölyesinde çalşarak teknik becerilerini en üst seviyeye taşıdı. Akademi sonrasında resim çalşmalarını dünya sanatının merkezi olan Paris'te devam ettirmek üzere yola çıktı.
Fransız başkentinde Frochit Akademisi'ne kaydoldu. Burada kübist eğilimleriyle öne çıkan hocası Jean Metzinger ile çalşma fırsatı buldu. Ancak Metzinger'in kübist tarzından etkilenmek yerine, gerçekçi bir bakış açısını benimsedi. Gördüklerini olduğu gibi tuvale yansıttı. Bu bağımsız duruş, onun gelecekteki sanatsal başarılarının da temellerini attı.
Yeniler Grubu ve Toplumsal Gerçekçilik Akımı
Türkiye'ye döndükten sonra sanat dünyasında hızla yer edinen Agop Arad, 24 Mart 1940'ta tarihi bir adım attı. İstanbul Gazeteciler Cemiyeti'nin Beyoğlu Lokali'nde düzenlenen Yeniler Grubu sergisine katıldı. Sergide liman işçilerinin resimleri başköşedeydi. Bu işçilerin zorlu hayatını sanatın merkezine koyan grup, sanat camiasında Liman Ressamları adıyla anılmaya başladı. Arad, bu grubun sosyal realist sanat felsefesini kabul etti. Kentin kenar mahallelerini ve sokaklarındaki günlük yaşam devinimini eserlerinde işledi.
Sanatçı, resim çalşmalarını yürütürken gazetecilik mesleğini de paralel olarak sürdürdü. Her iki alanda da üretken bir kariyer çizen Arad, yaşamı boyunca yaklaşık 45 kişisel sergi açtı. Resimlerinde dar gelirli insanların yaşam mücadelelerini parlak renk tonlarıyla yansıtarak Türk resim sanatına yepyeni bir soluk getirdi. Tuvali adeta toplumsal bir ayna gibiydi.
Edebi Dostluklar ve Kitap Kapaklarındaki İmzası
Agop Arad, edebiyat ile resmi harmanlayan özgün bir dünyaya sahipti. Ünlü yazar Sait Faik Abasıyanık'ın öykü türünde sergilediği samimi anlatımı resim sanatında gerçekleştirmek istediğini sıklıkla dile getirdi. Şair ve yazarlarla yakın bağlar kurarak birçok önemli eserin kapak resmine imzasını attı. Arad'ın kapaklarını tasarladığı isimler arasında Türk edebiyatının devleri yer alıyordu:
Sanat üretiminin yanı sıra basın sektörüne de yıllarını veren değerli gazeteci, 1986 yılında Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü'ne layık görüldü. Bu prestijli ödül, onun medya dünyasındaki emektar duruşunu ve basına sunduğu katkıları taçlandırdı.
Surp Pırgiç'te Son Nefes ve Sonsuz Yolculuk
Değerli sanatçı, ömrünün son günlerinde sağlık sorunları nedeniyle tedavi görüyordu. 4 Ekim 1990 tarihinde, tedavi görmekte olduğu Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi'nde hayata gözlerini yumdu. Kaybı, hem resim hem de basın camiasında derin bir üzüntüyle karşılandı.
Agop Arad için 8 Ekim günü Beyoğlu Surp Yerrortutyun Kilisesi'nde veda töreni gerçekleştirildi. Sevenlerinin ve sanatçı dostlarının katıldığı törenin ardından naaşı Balıklı Ermeni Mezarlığı'na dualarla defnedildi. Arad, ardında rengarenk tuvaller, değerli kitap kapakları ve hiç solmayacak toplumsal gerçekçi bir miras bıraktı.