Ahmet Şefik Gürmeriç, 1904 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun Cisr-i Mustafapaşa bölgesinde dünyaya gelen, Türk sanat dünyasına kazandırdığı kıymetli besteleri ve yetiştirdiği öğrencilerle derin izler bırakmış seçkin bir müzisyen, bestekar, yazar ve Türk musikisi öğretmenidir. Hayatını Türk müziğinin gelişimine ve eğitimine adayan sanatçı, 30 Nisan 1967 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini yummuştur. Zorlu bir çocukluk döneminin ardından kendi yeteneği ve azmiyle müzik eğitimini en üst seviyeye taşıyan Gürmeriç, batı ve doğu müzik kültürlerini harmanlayan senteziyle tanınır.
Yetimhaneden Konservatuvara Uzanan Eğitim Yolculuğu
Gürmeriç'in çocukluk yılları, dönemin tarihi çalkantıları ve savaşların gölgesinde geçti. Dedesi Diyarbekirli Edip Efendi, babası saatçi Ahmed Nedim Efendi olan küçük Şefik, Balkan Savaşları sonrasında henüz dört yaşındayken ailesiyle birlikte Edirne'ye göç etmek zorunda kaldı. Hayatın getirdiği zorluklar bununla da sınırlı kalmadı; 1914 yılında Çanakkale Savaşı sırasında babası Nedim Efendi şehit düştüğünde Şefik henüz on yaşındaydı. Babasını kaybettikten sonra Edirne Şehit Asım Bey Erkek Darüleytamı'na yerleştirilen Gürmeriç, burada hayatını şekillendirecek olan müzikle tanıştı. İlk müzik eğitimine altı yaşında yetimhanede başlayan küçük Şefik, okul müdürü Şevki Ersan'ın yönlendirmesiyle bir İtalyan papazından ilk piyano derslerini aldı. Aynı zamanda Darüleytam müdür yardımcısı Hafız Rakım Ertür'ün akrabası Hüsamettin Bey'den Türk musikisi dersleri alarak doğu ve batı ezgilerini eş zamanlı olarak zihnine nakşetti. Edirne'nin Yunan işgali altında olduğu karanlık günlerde eğitimine devam eden Gürmeriç, 1920'de girdiği Edirne Muallim Mektebi'ni 1922 yılında başarıyla tamamladı. Mezuniyetinin ardından, işgal koşulları süren şehirdeki Edirne Kurtuluş İlkokulu'na öğretmen olarak tayin edildi ve burada altı yıl boyunca genç zihinleri aydınlattı.
Avrupa Deneyimi ve İstanbul Konservatuvarı Yılları
Mesleki hedeflerinin peşinden gitmek isteyen Gürmeriç, 1929 yılında ilkokul öğretmenliği görevinden istifa ederek İstanbul'a doğru yola çıktı. İstanbul Belediyesi Konservatuvarı Piyano Bölümü'ne kaydolarak müzik eğitimini akademik bir düzeye taşıdı. Burada dönemin en önemli müzik insanlarıyla çalışma fırsatı buldu:
- Cemal Reşit Rey, Ferdi Ştatzer ve Leyla Saz'ın kızı Nezihe Hanım'dan piyano dersleri aldı.
- Cemal Reşit Rey ile Edgar Manas'tan armoni teorileri öğrendi.
- Konservatuvar bünyesinde Rauf Yekta Bey'in kıymetli derslerine katıldı.
Konservatuvarı tamamlamasının ardından müzikal ufkunu genişletmek amacıyla kendi sınırlı imkanlarıyla Avrupa'ya gitti. İlk olarak Viyana'ya giden besteci, sonrasında Prag'a geçerek bir süre burada kaldı ve çeşitli müzik çalışmaları gerçekleştirdi. Yurda dönüşünde İstanbul'un eğlence hayatının merkezleri olan Tepebaşı Belediyesi ve Maksim Gazinosu'nda revüler için müzik düzenlemeleri yaptı. Piyanosuyla Türk musikisi eserlerini icra ederek sahnede kendine has bir ekol oluşturdu. Osmanlıca ve Fransızca dillerine hakimiyetiyle entelektüel birikimini artıran sanatçı, 1947 yılında piyasa işlerini tamamen bırakarak İstanbul Belediyesi Konservatuvarı Türk Musikisi Bölümü'ne tek hoca olarak atandı. 1952 yılına kadar geçen beş yıllık süreçte şu dersleri tek başına üstlendi:
- Teganni (şan) ve solfej
- Arel-Ezgi-Uzdilek Sistemi üzerinden müzik nazariyatı
- Edebiyat
Daha sonra bu derslerin her biri için ayrı öğretim görevlilerinin istihdam edilmesine öncülük ederek kurumsallaşmaya büyük katkı sağladı.
Sanat Mirası ve Aile Hayatı
Gürmeriç, konservatuvardaki öğretmenliğinin yanı sıra idari görevlerde de aktif roller üstlendi. Konservatuvar Sanat Kurulu Başkanlığı görevini yürüten besteci, 1955 yılında Monadik Sanat Kurulu ile Haysiyet Divanı üyeliklerine seçildi. 1961 yılında, konservatuvardan mezun olan eski öğrencisi Süheyla Gürmeriç ile dünya evine girdi. Çiftin 1964 yılında dünyaya gelen kızlarına, bestecinin çok sevdiği annesinin ismi olan İsmet adı verildi. Hayatının son demlerinde TRT İstanbul Radyosu Repertuar Kurulu bünyesinde de çalışmalar yapan Şefik Gürmeriç, 30 Nisan 1967'de vefat etti. Geride bazı güfteleri kendisine ait olan dokuz adet bilinen şarkı bıraktı. Eserleri arasında, söz ve müziği tamamen kendisine ait olan ve Türk müziğinin klasikleri arasına giren Hasret şarkısı en bilinenidir. Bu ölümsüz eser, Seyyan Hanım ve Sema Moritz gibi değerli sesler tarafından yorumlanarak Türk müzik tarihinde sarsılmaz bir yer edinmiştir.
