Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en özgün kalemlerinden biri olan Safiye Erol, 2 Ocak 1902 tarihinde Edirne'nin şirin ilçesi Uzunköprü'de dünyaya gözlerini açtı. Felsefeden şarkiyata uzanan derin entelektüel birikimiyle tanınan usta yazar, 7 Ekim 1964 günü İstanbul'da hayatını kaybedene dek edebiyat dünyamıza unutulmaz eserler kazandırdı. Aile kökleri Makedonya'dan göç eden bir soya dayanan yazarın annesi Bektaşî dervişesi Emine İkbal Hanım, babası ise belediyede kâtiplik yapan Sami Bey'di.
Avrupa'da Şekillenen Bir Entelektüel
Henüz dört yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul'a taşınan genç Safiye, eğitim hayatına burada ilk adımlarını attı. Küçük yaşlarda Fransız bir mürebbiyeden aldığı derslerin ardından Haydarpaşa'daki Alman Mektebi'nde ve sonrasında İstanbul Alman Lisesi'nde tahsil gördü. Birinci Dünya Savaşı'nın sürdüğü 1917 senesinde, Türk-Alman Derneği'nin sağladığı imkânlarla eğitimini sürdürmek amacıyla Almanya'ya doğru yola çıktı. Lübeck kentinde yer alan özel ve yatılı bir kız lisesi olan Freesesche Höhere Mädchenschule'den 1919 yılında mezuniyetini aldı. Yükseköğrenim için Münih'in köklü kurumu Ludwig Maximilian Üniversitesi'ni tercih ederek burada felsefe ve edebiyat üzerine yoğunlaştı.
Felsefe eğitimi aldığı bu yıllarda, Almanca yayımlanan bir mecmuada ilk kalem tecrübelerini sergiledi. Büyücü Masalı ile Leyla ile Mecnun adlarını taşıyan bu ilk hikâyeleri, onun yazarlık serüveninin ilk kıvılcımları oldu. Yazar, 1926 yılında şarkiyat sahasında hazırladığı Arapça'da Çiçek Adları başlıklı teziyle doktorasını tamamlayarak ülkesine döndü. Bu akademik çalışma, Arap şiirinde geçen çiçek isimlerinin sembolik anlamlarını derinlemesine incelemekteydi.
Yurda Dönüş, Edebî Arayışlar ve Siyaset
İstanbul'a dönen çiçeği burnunda akademisyen, toplumsal meselelere duyarsız kalmayarak Millî Mecmua ve Her Ay gibi dönemin önemli yayınlarında kadın sorunlarına odaklanan makaleler kaleme aldı. Çeviri faaliyetlerinde kendi adını saklı tutarak Safiye Sami müstear ismini kullandı. Öykülerini kaleme alırken ise okurlarının karşısına Dilara takma adıyla çıkmayı tercih etti. Sadece edebiyatla sınırlı kalmayan üretken isim, siyaset sahnesinde de aktif bir rol üstlenerek Cumhuriyet Halk Partisi bünyesinde çeşitli faaliyetlere katıldı ve İstanbul Belediyesi'nde Meclis Üyesi olarak görev aldı.
Takvimler 1931 yılını gösterdiğinde, Deniz Kuvvetleri bünyesinde çarkçıbaşı olarak görev yapan Nurettin Erol ile hayatını birleştirdi. Evliliklerinden bir çocukları dünyaya gelmedi. Ancak kız kardeşi Refiye Hanım'ın erken vefatı üzerine, onun emaneti olan yeğeni Aydın'ı kendi nüfusuna geçirerek annelik sevgisini ona yöneltti.
Edebiyatta Olgunluk Dönemi ve Ciğerdelen
Yazarın ilk büyük yapıtı olan Kadıköyü'nün Romanı, 1938 senesinde okuyucuyla buluştu. Aynı yıl Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlanan Ülker Fırtınası adlı çalışması ise 1944 yılında kitaplaşarak kütüphanelerdeki yerini aldı. Bu dönemde dünya edebiyatından çevirilere de imza atan Erol, 1941 yılında İsveçli yazar Selma Lagerlöf'ten Portugaliye İmparatoriçesi'ni, 1945'te ise Friedrich de la Motte Fouqué'den Su Kızı'nı Türkçeye kazandırdı.
Yazarın Türk edebiyatında kalıcı iz bırakan başlıca eserleri ve tercümeleri şunlardır:
- Kadıköyü'nün Romanı (1938)
- Ülker Fırtınası (1944)
- Ciğerdelen (1946)
- Dineyri Papazı (1955)
Yazarın edebî kariyerinin zirvesi sayılan ve günümüzde de en çok bilinen eseri olan Ciğerdelen, ilk kez 1946 yılında basılarak Türk roman sanatında derin bir iz bıraktı. Kültür ve sanat hayatına katkıları sadece yazmakla kalmayan Safiye Erol, sivil toplum faaliyetlerinde de adından söz ettirdi. İstanbul Fetih Cemiyeti ve Türkiye Kadınlar Dayanışma Birliği gibi cemiyetlerde aktif roller üstlenerek toplumsal gelişime omuz verdi.
Tasavvufî Arayışlar ve Son Yılları
Hayatının dönüm noktalarından biri, 1947 yılında yazar Samiha Ayverdi ile tanışması oldu. Ayverdi vasıtasıyla dönemin büyük mutasavvıfı Kenan Rıfaî ile yolları kesişti ve onun manevi iklimine intisap etti. Mürşidinin ebediyete intikalinin ardından onun anısını yaşatmak adına üç bölümlük felsefi bir inceleme kaleme aldı. Bu kıymetli çalışma, Kenan Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık adlı ortak kitapta yer bularak okura ulaştı.
Yazarın son romanı olan Dineyri Papazı, 1955 senesinde Tercüman gazetesinde tefrika edilerek geniş kitlelere ulaştı. Yaşamının son döneminde dinî ve tarihi konulara yönelen Erol, İslamiyet'in doğuşunu ve Asr-ı Saadet dönemini anlatan yazılarını 1962 yılında Yeni İstanbul gazetesinde yayımladı. Bu makaleler daha sonra Çölde Biten Rahmet Ağacı adıyla kitaplaştırılarak edebiyat dünyasına armağan edildi.