İstanbul'un tarihi atmosferinde, 25 Kasım 1905 günü Şehzadebaşı semtinde dünyaya gözlerini açan Sâmiha Ayverdi, felsefe, tasavvuf ve tarih birikimini edebi bir potada eriterek Türk düşünce hayatına yön veren öncü bir mütefekkir ve mutasavvıf yazardır. Tasavvufun derin hikmetlerini, tarihin zengin birikimini ve toplumsal hayatın dönüşümlerini edebi bir dille yoğuran yazar, zengin bir külliyat ortaya koymuştur. Sâmiha Ayverdi, edebiyat dünyasına şu türlerde eserler kazandırmıştır:
- Roman
- Hikâye
- Hatırat
- Makale
- İnceleme
Döneminin ruhunu ve geçmişe duyduğu derin özlemi eserlerinde ustalıkla yansıtan sanatçı, 22 Mart 1993 tarihinde İstanbul'da vefat edene kadar kültürel mirasın korunması adına durmaksızın üretmiştir.
Ailesi, Eğitimi ve Entelektül Gelişimi
Sâmiha Ayverdi, askeri ve edebi kimliği olan köklü bir aile ortamında yetişmiştir. Babası Yarbay İsmail Hakkı Bey, annesi Fatma Meliha Hanım'dır. Kendisi gibi yazar, mimar ve tarihçi olan Ekrem Hakkı Ayverdi'nin de kız kardeşidir. İlköğrenimini Süleymaniye Kız Numune Mektebi bünyesinde tamamlayan Ayverdi, resmi eğitimine burada nokta koyduktan sonra entelektül yolculuğunu özel derslerle sürdürmüştür. Kendini geliştirme hususundaki azmi sayesinde çok iyi derecede Fransızca öğrenmeyi başarmıştır. Bunun yanı sıra tarih, tasavvuf ve felsefe dallarında kendi çabalarıyla derinleşerek kapsamlı bir entelektül altyapı oluşturmuştur.
Bu zengin altyapı, onun manevi dünyasını da şekillendirmiştir. Gençlik yıllarından itibaren Rifailik tarikatına bağlanan yazar, hayatı boyunca bu manevi ekolün ilkelerini benimsemiş ve eserlerine de yansıtmıştır. Ayverdi'nin hem edebi hem de fikri dünyasında tasavvuf, kuru bir bilgi olmaktan çıkıp hayatın tam merkezine yerleşen canlı bir unsur haline gelmiştir. Bu manevi bağ, yazarın Türk kültür ve sanat hayatına kazandıracağı kalıcı eserlerin de en büyük ilham kaynağı oluşturmuştur.
Edebi Çizgisi, Eserleri ve Geçmişin Arayışı
Sâmiha Ayverdi, yazarlık serüvenine 1938 senesinde yayımladığı Aşk Budur (diğer adıyla Aşk Bu imiş) romanıyla adım atmıştır. Bu ilk eserinin ardından kaleme aldığı yapıtlarında, tasavvuf düşüncesini ve tarihi olayları son derece canlı sahnelerle okuyucuya aktarmıştır. Romanlarında özellikle Kenan Rifai'yi eserleri aracılığıyla okuyuculara tanıtmayı amaçlamıştır. Yazarın geçmişi arama çabasının en bariz edebi örnekleri arasında Batmayan Gün ve İnsan ve Şeytan adlı romanları yer almaktadır. Bu iki değerli eser, kaybolan değerlerin peşindeki insan ruhunun derin muhasebesini yansıtır.
Yazın hayatında 1946 yılı itibarıyla köklü bir üslup ve içerik değişimi gerçekleştiren Ayverdi, bu tarihten sonra ağırlıklı olarak fikir ve tarih temalı çalışmalara odaklanmıştır. Yapıtlarında tarihi son derece yoğun ve işlevsel bir şekilde kullanmıştır. Onun romanları ve inceleme yazıları, büyük ölçüde İstanbul şehri etrafında şekillenmiştir. Yazarın mazinin zarafetine duyduğu derin özlemi en eşsiz şekilde aksettiren romanı ise İbrahim Efendi Konağı olmuştur. 100 Temel Eser listesinde de yer bulan bu meşhur eser, yitip giden geçmiş günlerin hatırasını canlı tutar. Yazarın tüm yapıtları Kubbealtı Neşriyat tarafından bir araya getirilmiş olup, Samiha Ayverdi Külliyatı adıyla basılan kitapların toplam sayısı 47 adettir.
Kültür Mirası ve Toplumsal Mücadeleleri
Sâmiha Ayverdi, sadece yazı masasında üreten bir entelektül olmamış, aynı zamanda sivil toplum faaliyetlerinde öncü roller üstlenmiştir. Yaşamı boyunca pek çok kültürel derneğin kurulmasına vesile olmuş veya yönetiminde aktif görevler almıştır. Bunlar arasında en önemlilerinden biri, 1970 yılında ağabeyi ile birlikte kurulmasını sağladıkları Kubbealtı Cemiyeti'dir. Yazar aynı zamanda bu cemiyetin kurucu üyelişini üstlenmiştir. Kültür hayatının canlanması amacıyla İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul Enstitüsü ve Yahya Kemal Enstitüsü gibi prestijli kurumlarda da son derece faal üyelikler yürütmüştür. Kadınların cemiyet hayatındaki yerini güçlendirmek amacıyla ise 1966 yılında Türk Ev Kadınları Derneği'nin (bugünkü adıyla Türk Kadınları Kültür Derneği) kurulmasına önayak olmuştur.
Yazarın topluma ve çevreye olan katkıları sadece kültürel alanla sınırlı kalmamış, doğrudan şehir estetiğine de yansımıştır. Fatih ilçesinde Edirnekapı semtinden başlayarak Saraçhane'ye kadar uzanan Fevzipaşa Caddesi ile Hırka-i Şerif Camii'nin yakınındaki Koyun Baba Parkı'nda 1976 yılında kendi girişimiyle kapsamlı ağaçlandırma çalışmaları yaptırmıştır. Doğduğu ve aşık olduğu İstanbul'a her anlamda hizmet eden bu kıymetli fikir insanı, 22 Mart 1993 tarihinde hayata gözlerini yumuştur. Cenazesi, İstanbul Zeytinburnu'ndaki Merkez Efendi Türbesi haziresine defnedilmiştir.
