Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönem padişahlarından Sultan II. Abdülhamid'in en küçük oğlu olan Şehzade Mehmed Abid Efendi, 17 Eylül 1904 tarihinde İstanbul'daki Yıldız Sarayı'nda dünyaya gözlerini açtı. Sarayın görkemli atmosferinde başlayan yaşamı, babasının tahttan indirilmesiyle henüz dört yaşındayken sürgün ve esaret gölgesinde şekillendi. Ömrünün geri kalan kısmını subaylık eğitimi, bağımsızlık mücadelelerine destek arayışları, Paris'te hukuk eğitimi ve diplomatik görevlerle geçiren şehzade, 1973 yılında Beyrut'ta hayata veda etti. Tarihin kırılma noktalarına tanıklık eden Abid Efendi, hanedanın en hüzünlü ve en hareketli hayat hikayelerinize sahipti.
Saraydan Sürgüne Uzanan Esaret Yılları
Mehmed Abid Efendi'nin annesi, saraya kabul edildikten sonra Saliha Naciye ismini alan Abaza beylerinden Aslan Bey'in kızı Zeliha Hanım'dı. Köklü bir aileye mensup olan Naciye Hanım'ın soy ağacında şu önemli isimler yer almaktadır:
- Keleş Bey: Çaçba prensleri arasında yer alan ve Aslan Bey'in dedesi olan tarihi şahsiyet.
- Aslan Bey: Saliha Naciye Hanım'ın babası olan Abaza beyi.
- Asiye ve Pembe Hanım: Naciye Hanım'ın kız kardeşleri.
Sultan II. Abdülhamid'in tahttan indirildiği 27 Nisan 1909 tarihi, küçük şehzade için de zor günlerin başlangıcı oldu. Şehzade henüz dört yaşındaydı. Babasıyla birlikte Selanik'teki Alatini Köşkü'ne sürgüne gönderilen Abid Efendi, burada üç yıl boyunca sıkı bir gözetim altında yaşadı. Babasının yanından hiç ayrılmadı. Daha sonra İstanbul'a dönen aile, padişahın 10 Şubat 1918'deki ölümüne kadar Beylerbeyi Sarayı'nda hapis hayatı yaşamaya devam etti. Babasının vefatının ardından askeri eğitim alan genç şehzade, başarılı bir subay olarak orduya katıldı. O yıllarda, Enver Paşa'nın Orta Asya'da kurmayı hayal ettiği bağımsız Türkistan devleti fikrinden derinden etkilendi. Bu kutsal amaç uğruna etrafına çok sayıda gönüllü toplayarak cepheye gitmek istese de Enver Paşa'nın 4 Ağustos 1922 tarihinde Tacikistan dağlarında şehit düşmesi üzerine bu büyük arzusunu gerçekleştiremedi.
Paris'te Hukuk Eğitimi ve Diplomatik Görevler
1924 yılında kabul edilen hilafetin kaldırılması kanunuyla hanedanın diğer fertleri gibi Mehmed Abid Efendi de 19 yaşında vatanını terk etmek zorunda kaldı. Annesi Saliha Naciye Hanım ve ablası Ayşe Sultan ile birlikte Fransa'nın başkenti Paris'e yerleşti. Maddi durumları oldukça kötüydü. Gurbette büyük ekonomik sıkıntılar çeken genç şehzade, eğitim hayatına sarılarak ayakta kalmaya çalıştı. Paris Hukuk Fakültesi'ni başarıyla tamamlayan Abid Efendi, ayrıca Şark Dilleri Farsça bölümünden mezun oldu. Kültürel donanımı sayesinde Avrupa çevrelerinde saygın bir yer edindi. Şehzade Mehmed Abid Efendi, 1936 yılında Arnavutluk Kralı Ahmet Zogu'nun kız kardeşi Prenses Seniye ile nikah masasına oturdu. Bu evlilik vasıtasıyla Arnavutluk Krallığı'nın Paris maslahatgüzarlığı görevine getirildi ve diplomatik alanda ülkeyi temsil etti. Kral Ahmet Zogu görevden uzaklaştırılana kadar diplomatik görevini sürdürdü. Ancak bu fırtınalı evlilik, 1948 yılında boşanmayla son buldu. Çiftin hiç çocukları olmadı. Yaşamının son yıllarını yalnız geçiren şehzade, diplomatik kimliği ve hanedan mensubiyetiyle her zaman saygıyla anıldı.
Şadiye Osmanoğlu'nun Anıları ve Hazin Son
Sultan II. Abdülhamid'in kızı Şadiye Osmanoğlu'nun kaleme aldığı hatıralar, Abid Efendi'nin annesi Saliha Naciye Hanım'ın saraydaki özel konumunu gözler önüne seriyor. Şadiye Osmanoğlu, babasının odasındaki özel bir merdivenle ulaştığı Naciye Hanım'a karşı apayrı bir sevgi beslediğini belirtmektedir. Sultanın, eşinin yüksek ahlakı, temizliği ve üstün zekası sebebiyle ona derin bir hürmet duyduğunu şu sözlerle aktarır: "Ben bunca senelik ömrümde çok kadınlar gördüm, fakat bunun gibisini görmedim. Hem ahlakı hem kadınlığı itibarıyla müstesnadır." Şadiye Sultan da bu akıllı kadını ölene dek kendi öz annesi gibi sevdiğini ve babasının bu vasiyetine sadık kaldığını yazar. Hayatı sürgünlerle, diplomatik mücadelelerle ve büyük hasretlerle geçen Mehmed Abid Efendi, 8 Aralık 1973 tarihinde Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta vefat etti. Cenazesi, Suriye'nin başkenti Şam'a götürülerek Süleymaniye Külliyesi haziresine defnedildi. Osmanlı İmparatorluğu'nun Yıldız Sarayı'ndaki ihtişamlı günlerinden başlayıp Paris sokaklarındaki geçim sıkıntılarına ve Beyrut'taki sessiz yalnızlığa uzanan bu dalgalı ömür, koca bir hanedanın hazin kaderinin en somut örneklerinden biri olarak tarihe geçti.