Sultan II. Abdülhamit, 21 Eylül 1842'de İstanbul'da dünyaya geldi. Osmanlı İmparatorluğu'nun 34. padişahı olarak, emperyalist güçlerin devleti parçalamaya giriştiği ve iç çalkantıların doruk noktasına ulaştığı kritik bir dönemde tahta çıktı. Otuz üç yıl boyunca sürdürdüğü iktidarı; kurnazlık, denge politikası ve demir bir idare anlayışıyla biçimlendi. Tarihçiler onu hem bir devlet dahisi hem de tartışmalı bir otoriter olarak değerlendirmektedir.
Şehzadelik Yılları ve Tahta Çıkışı
Sultan I. Abdülmecit'in ikinci oğlu olan Abdülhamit, annesi Tirimüjgan Hatun'u henüz 10 yaşındayken yitirdi. Bunun üzerine Perestu Kadın Efendi'nin himayesine girdi. Tahta çıkan amcası Abdülaziz, yeğeninin eğitimiyle bizzat ilgilendi; 1867'deki Avrupa gezisine de onu yanında götürdü. Şehzade bu dönemde özel hocalardan Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmenin yanı sıra tefsir, hadis, fıkıh ve fen dersleri aldı. Ata binmek, silah kullanmak ve spor yaparak geçirdiği vakitler onun yetkin bir şehzade profiline kavuşmasını sağladı.
1876'da Hüseyin Avni Paşa, Mithat Paşa ve diğer devlet adamlarından oluşan bir grup, Sultan Abdülaziz'i tahttan indirerek yerine V. Murat'ı geçirdi. Ne var ki V. Murat ciddi bir ruhsal bunalım içindeydi. 31 Ağustos 1876'da Abdülhamit padişahlık tahtına oturdu. Mithat Paşa sadrazamlığa getirilirken, tahtı ellerine teslim eden grup daha önceden söz alınan Kanun-i Esasi'yi bekliyordu. Yoğun baskılar üzerine harekete geçildi; 23 Aralık 1876'da, Tersane Konferansı'nın başlamasından tam bir gün önce Kanun-i Esasi ilan edildi.
Denge Politikası ve Dış Krizler
Abdülhamit tahta geçtiğinde devlet ağır bir borç yükü altında eziliyordu; Bosna-Hersek, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ'daki ayaklanmalar birbirini kovalıyordu. Tersane Konferansı kararlarının mecliste reddedilmesi üzerine 24 Nisan 1877'de Rusya savaş ilan etti. "93 Harbi" olarak tarihe geçen bu savaş Edirne Mütarekesi'ne dek dokuz ay sürdü. Padişah, 13 Şubat 1878'de Meclis-i Mebusan'ı süresiz kapattı; İngiltere'yi devreye sokarak ağır Ayastefanos Anlaşması koşullarını hafifletmeye çalıştı. Bunun bedeli Kıbrıs'ın İngiliz idaresine bırakılması oldu. 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Anlaşması sayesinde kaybedilen toprakların bir bölümü geri alınabildi; Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlıklarını kazanırken Bulgaristan'a özerk prenslik statüsü tanındı.
Ekonomik cephede ise 20 Aralık 1881'de yayımlanan Muharrem Kararnamesi kritik bir dönüm noktası oldu. Bu kararnameyle tütün, tuz, damga pulu, ipek, balık ve sigara tekelleri ile bazı eyalet vergileri Duyun-i Umumiye idaresine devredildi; karşılığında 278 milyon liralık borcun 161 milyonu silindi. Dış baskıyı önemli ölçüde azaltan bu çözüm, padişahın en büyük mali başarıları arasında gösterilmektedir.
Abdülhamit barış dönemlerinde ittifaklardan bilinçli biçimde uzak durdu; savaş koşullarında ise güçlü devletlerle yakın ilişki kurdu. Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm II ile kurduğu kişisel dostluk bu ilişkilerin en somut örneğiydi. Wilhelm'in Ekim 1898'deki İstanbul ziyaretinin anısına Sultanahmet Meydanı'na Alman Çeşmesi dikildi; çeşme 1901'de hizmete açıldı. Halifelik unvanını etkin biçimde kullanan Abdülhamit, Doğu Türkistan ve Orta Afrika sultanlıklarında bile adına hutbe okutulmasını ve para bastırılmasını sağladı.
Bayındırlık Atılımları ve İktidarın Sonu
Abdülhamit döneminde imparatorluk genelinde köklü bir modernleşme hamlesi başlatıldı. Bu hamlede öne çıkan kurumlar ve eserler şunlardır:
- Hukuk Mektebi ve Güzel Sanatlar Akademisi (sırasıyla 1880 ve 1881)
- Yüksek Mühendis Mektebi ve Yatılı Kız Lisesi (1884)
- Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi ile modern tıp fakültesi
- Hicaz Demiryolu: Şam'dan Medine'ye uzanan ve İslam dünyasında büyük yankı uyandıran bu proje, Avrupa finansmanına başvurulmadan, başta padişah olmak üzere halkın her kesiminden toplanan bağışlarla hayata geçirildi.
- Bağdat Demiryolu, Beyrut-Şam Demiryolu, Ankara ve Selanik hatları gibi onlarca demiryolu projesi.
- Hastaneler, rıhtımlar, fabrikalar ve çeşmeler her vilayette hayata geçirildi.
Bunların yanı sıra Yıldız Sarayı'nı ikametgah olarak seçen Abdülhamit, Dolmabahçe'yi yalnızca özel törenler için kullandı. Güçlü bir hafızaya sahip olduğu aktarılan padişah; sade koyu gri kıyafetler giyer, kahve ve sigarayı severdi. Resim yapmak ve marangozlukla ilgilenir, müzik dinler, zaman zaman kendi yazdığı komedi piyeslerini saray tiyatro grubuna oynatırdı.
1908'de İttihat ve Terakki hareketi Manastır ve Selanik'te ayaklandı; 24 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet ilan edildi. 13 Nisan 1909'da İstanbul'da patlak veren isyan (31 Mart Vakası) bastırıldıktan sonra Ayan ve Mebuslar Meclisleri padişahı çeşitli suçlamalarla yargıladı. 27 Nisan 1909'da tahtan indirilen Abdülhamit, Selanik'teki Alatini Köşkü'ne sürgüne gönderildi. Yunanistan'ın Osmanlı Devleti'ne savaş açmasının ardından İstanbul'a getirilerek Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirildi; burada beş buçuk yıl geçirdi. 10 Şubat 1918'de hayata gözlerini yuman Sultan Abdülhamit II, İstanbul Divanyolu'ndaki II. Mahmut Türbesi'nde toprağa verildi.
