Osmanlı İmparatorluğu'nun en tartışmalı dönemlerinden birine tanıklık eden Müşfika Kadınefendi, Sultan II. Abdülhamid'e olan sarsılmaz bağlılığıyla tarihe adını yazdırmış müstesna bir şahsiyettir. Asıl adı Ayşe olan bu asil kadın, 10 Aralık 1867 veya 1872 tarihinde Abhazya'da dünyaya gözlerini açmıştır. Küçük yaşta babasını savaşta kaybedince, annesi tarafından İstanbul'a getirilerek Osmanlı sarayının himayesine sunulmuştur. Saray terbiyesiyle yetişen Destizer, 1886 yılında Yıldız Sarayı'nda padişahla evlenerek Osmanlı saray tarihinin en sadık figürlerinden biri haline gelmiştir.
Kafkasya'dan Yıldız Sarayı'na Uzanan Hüzünlü Yolculuk
Saray çevrelerinde eşlerinin aileleri pek bilinmese de Müşfika Kadınefendi bu teamülün nadir istisnalarından biri olarak dikkat çeker. Babası Ağır Mahmud Bey, annesi Emine Hanım'dır. Babasının Osmanlı-Rus Harbi'nde şehit düşmesi üzerine annesi Emine Hanım, yetim kalan iki kızını saray eğitimi almaları ve himaye edilmeleri amacıyla Pertevniyal Valide Sultan'a teslim etmiştir. Sarayda özenli bir eğitime tabi tutulan küçük kızın ismi saray adetlerince Destizer olarak değiştirilmiştir. Henüz 14 veya 19 yaşındayken Yıldız Sarayı haremine kabul edilmiş ve Sultan II. Abdülhamid ile nikahlanmıştır. Bu izdivacın ardından padişah, genç eşine şefkatli anlamına gelen Müşfika adını layık görmüştür. O, Yıldız Sarayı'nda sürekli kalan tek padişah eşi olarak tarihteki yerini almıştır.
Zehir Şüphesini Yıkan Büyük Sadakat Testi
Müşfika Kadınefendi'nin eşine duyduğu derin bağlılık, saray duvarları arasında yaşanan çarpıcı bir olayla tarihe geçmiştir. Sultan Abdülhamid, 1906 senesinde ağır kriz geçirmiştir. Eşinin 1906 yılında geçirdiği ağır kriz sırasında hekimlerin hazırladığı ilaçları zehir endişesiyle içmemesi üzerine, genç kadın sevgisini ve bağlılığını kanıtlamak için bu ilaçları hiç çekinmeden kendi yutmuştur. Bu cesur ve sevgi dolu hareket, padişahın gözünde onun yerini tamamen sarsılmaz kılmıştır. Nitekim eşinin tahttan indirilmesiyle başlayan Selanik sürgününde de onu yalnız bırakmamış, bu zorlu yolculuğa gönüllü olarak katılmıştır. Selanik'teki Alatini Köşkü'nde geçen çileli günlerde sadakatiyle padişahın en büyük tesellisi olan Müşfika Hanım, orada dördüncü Kadınefendilik makamına yükseltilmiştir.
Sürgün Sonrası İstanbul ve Cumhuriyet Yılları
Çift, 1912 yılında Selanik'ten İstanbul'a dönmüştür. Eşinin 1918'deki vefatına kadar yanından ayrılmayan Müşfika Kadınefendi, onun son nefesini verdiği ana kadar sadakatini korumuştur. Cumhuriyet'in kurulmasının ardından hanedan üyeleri yurt dışına sürülürken, o Türkiye'de kalmayı başaran nadir isimlerden biri olmuştur. Müşfika Kadınefendi, yeni dönemde yaşamını Gazi Osman Paşa Konağı'nın selamlık dairesinde son derece mütevazı koşullarda sürdürmüştür. Kendisi Kayı soyadını tercih etmiştir. Uzun yıllar süren ayrılığın ardından, kızı Ayşe Sultan 1952 yılında nihayet vatanına geri dönmüştür. Kızı, annesinin saray anılarını yazmıştır. Anne ve kızın yeniden buluşması, geçmişin hatıralarını canlandıran kıymetli bir edebi iş birliğine de vesile olmuştur. Dönemin ünlü yazarlarından Nezihe Araz'ın anne ve kızla gerçekleştirdiği röportajlar, saray terbiyesinin asaletini gözler önüne seren çarpıcı detaylar içerir. Nezihe Araz'ın gerçekleştirdiği röportajlar sırasında gözlemlediği üzere, saray terbiyesinden ödün vermeyen yaşlı kadın, cariye kökenli olduğu için hanedan mensubu kızı Ayşe Sultan odaya her girdiğinde ayağa kalkarak toparlanmıştır. Bu köklü terbiye ve asalet, ömrünün son anına kadar onun kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak kalmıştır. Müşfika Kadınefendi oldukça uzun ömür sürmüştür. Kızı Ayşe Sultan'ın kaybından bir yıl sonra, 17 Temmuz 1961'de Serencebey Yokuşu'ndaki hanesinde hayata gözlerini yummuştur. Kabri, Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi'ne defnedilmiştir.
Hayatı boyunca farklı isimlerle anılan Kadınefendi'nin taşıdığu unvanlar ve isimler şunlardır:
- Ayşe (Doğum adı)
- Destizer (Saray eğitimi sırasındaki adı)
- Müşfika (II. Abdülhamid'in verdiği ad)
- Kayı (Cumhuriyet döneminde aldığı soyadı)
