Türk basınının ve edebiyat dünyasının en önemli kadın figürlerinden biri olan Fatma Nezihe Araz, 11 Mayıs 1920 tarihinde babasının görevi nedeniyle Konya'da dünyaya geldi. Kalemini hem basın organlarında hem de tasavvuf dünyasında yıllarca ustaca kullanan ünlü gazeteci ve yazar, 25 Temmuz 2009 günü İstanbul'da hayatını kaybetti. Türkiye'nin entelektüel tarihine adını altın harflerle yazdıran Araz, zengin aile köklerinden aldığı ilhamı akademik eğitimle birleştirerek yarım asrı aşan meslek yaşamı boyunca ülkemizin kültür mirasını, Anadolu'nun derinliklerini ve tasavvufun gizemlerini eserlerine yansıtmayı başardı.
Şeceresinden Akademik Yıllara Giden Yol
Ankara'nın en köklü ve tanınmış ailelerinden Bulgurzade sülalesine mensup olan Rıfat Araz'ın kızı olan Nezihe, babasının Konya Ziraat Bankası Müdürü olarak görev yaptığı dönemde hayata gözlerini açmıştı. Rıfat Bey, daha sonra Ankara milletvekili olarak görev yaptı. Soyadı Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle birlikte bizzat Mustafa Kemal tarafından Bulgurzade Rıfat Bey'e 'Araz' soyadı uygun görüldü. İlk ve orta öğreniminin ardından eğitim hayatına başarıyla devam eden Nezihe Araz, 1941 senesinde Ankara Kız Lisesini tamamladı. Yükseköğrenimini ise Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin Felsefe Bölümünde südrdürerek 1946 yılında buradan mezun oldu. Aynı yıl, o dönemin önemli entelektüellerinden Behice Boran'ın asistanı sıfatıyla üniversitede akademik çalışmalarına adım attı. Sol eylemlere katılarak aktif bir duruş sergiledi.
Felsefeden Tasavvufa ve Rıfai Dergahına
Akademik yaşamındaki bu hareketli günler, 1948 senesinde Behice Boran'ın üniversitedeki görevine son verilmesiyle farklı bir mecraya kaydı. Bu olay üzerine okuldan ayrılan genç felsefeci, ailesinin kendisini sol çevrelerden uzaklaştırmak istemesiyle doktora çalışmaları yapmak amacıyla İstanbul'un yolunu tuttu. Ancak İstanbul'da akademisyenliğe karşı tüm hevesini yitirdi. Dindar bir yapıya sahip olan ailesinin bağlantıları vasıtasıyla dönemin önemli tasavvuf önderlerinden Kenan Rıfai ile tanıştı. Onun sohbet halkalarına katılarak kısa sürede Rıfai Dergahı'nın üyeleri arasına girdi. 1950 yılında ilk şiir kitabı olan 'Benim Dünyam'ı yayımlayarak edebi sahaya ilk adımını atan Araz, aynı yıl Resimli Hayat dergisinde gazetecilik hayatına başladı. Üniversite mezunu kadınların basın camiasında son derece az olduğu o dönemde, entelektüel birikimiyle Babıali'de hızla öne çıktı.
Babıali'de Yarım Asırlık Basın ve Yazın Serüveni
Mesleğine tam 57 yıl boyunca bağlı kalan Araz, Türk basınının önemli gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı, araştırmalarını ve söyleşilerini okuyucularıyla buluşturdu. Gazetecilikteki üstün hizmetlerinden ötürü 2003 yılında prestijli Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü'ne layık görüldü. Tasavvuf ve tarih alanındaki eserleriyle derin izler bırakan yazar, 1950 yılında hayata veda eden mürşidi Kenan Rıfai'nin ardından, 1951 senesinde Samiha Ayverdi, Safiye Erol ve Sofi Huri ile birlikte 'Ken’an Rifai ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık' adlı önemli yapıtı kaleme aldı. Ardından 1953'te 'Fatih'in Deruni Tarihi' kitabıyla Fatih Sultan Mehmet'in içsel dünyasına ışık tuttu. 1959'da yayımladığı 'Anadolu Evliyaları' adlı eseri ise döneminin okurları arasında büyük yankı uyandırdı. Kariyerinin ilerleyen yıllarında da üretkenliğinden ödün vermeyen Araz, şu değerli eserleri kütüphanelerimize kazandırdı:
- Peygamberler Peygamberi Hazreti Muhammed (1960) ve Peygamberlerin Torunları (1960) ile İslam tarihinin önemli figürlerini işledi.
- Yunus Emre'yi anlatan Dertli Dolap (1961) ve Mevlana hakkındaki Aşk Peygamberi / Mevlana’nın Romanı (1962) ile biyografik roman türünün güzel örneklerini sundu.
- 28 Peygamber, Çocuk ve İslam ve 1979 yılında basılan Gelin Canlar Bir Olalım başta olmak üzere manevi dünyayı açıklayan pek çok kitap kaleme aldı.
Edebi çalışmalarının yanı sıra ülkemizin ansiklopedicilik serüvenine öncülük eden yazar; Meydan-Larousse, Larousse-Gençlik ve Türkiye Ansiklopedisi gibi yayınların yapımcılığını veya yayıncılığını üstlendi.
Anadolu Kadınının Süsünden Yörük Törelerine Kültür Derlemeleri
Nezihe Araz, yalnızca tasavvufi yönüyle değil, aynı zamanda kültür araştırmacılığıyla da ön plana çıktı. Anadolu halk törelerini, bölgesel gelenekleri büyük bir özenle derledi. Özellikle Anadolu kadınlarının yöresel giyim kuşam özelliklerini, geleneksel süs eşyalarını ve bunlara dair anlatılan ilginç anekdotları kayıt altın a aldı. Bu tutkuyla, Anadolu kadınının baş süslemelerinden oluşan son derece değerli bir koleksiyon meydana getirdi. Kültürümüzün en önemli dinamiklerinden olan Orta Anadolu Yörükleri arasında gerçekleştirdiği kapsamlı saha araştırmalarını ve edindiği gözlemleri ise 'Kırk Pencereli Konak' adını verdiği yapıtında toplayarak gelecek nesillere miras bıraktı.
