Antik çağın en parlak zekalarından biri olan Marcus Tullius Cicero, MÖ 106 yılında Arpinum'da doğan ve yüksek hitabet yeteneğiyle Roma'nın kaderini şekillendiren Romalı bir devlet adamı, bilgin, hatip ve yazardır. Genç yaşlardan itibaren eğitime olan büyük tutkusuyla dikkat çeken bu deha, hukuk, edebiyat ve felsefe alanında aldığı eğitimlerle kısa sürede devletin en önemli figürlerinden biri haline gelmiştir. Siyasi yaşamının en üst basamaklarına tırmanarak konsüllük makamına ulaşan ünlü düşünür, Jül Sezar ve Marcus Antonius gibi dönemin kudretli figürleriyle girdiği güç savaşlarının ardından, MÖ 43 yılında hazin bir şekilde idam edilerek hayatını kaybetmiştir. Ünlü yazarın geride bıraktığı eserler, Antik Yunan düşüncesini sonraki kuşaklara taşıyan temel köprü görevi görmektedir. O, Latin dilinin felsefe alanındaki gelişimine muazzam katkılar sundu. Yunan felsefesinin sonraki nesillere aktarılmasında en önemli rolü üstlendi.
Felsefeye ve Hukuka Adanmış Bir Gençlik
Marcus Tullius Cicero, 3 Ocak MÖ 106 tarihinde Arpinum kentinde dünyaya gözlerini açtı. Çocukluğundan itibaren eğitim aşkıyla parlayan ve olağanüstü başarılarıyla adını duyuran bir öğrenci oldu. Felsefe dünyasına olan derin ilgisini, farklı ekollerden aldığı derslerle besledi.
Genç yaşta aldığı bu eğitimler şu isimlerin rehberliğinde gerçekleşti:- Stoacı düşünür Diodotos
- Epikürosçu fikirleriyle öne çıkan Phaedros
- Akademi geleneğine sıkı sıkıya bağlı Philon
Felsefede kesin doğrulara bağlanmak yerine olasılıkların peşinden gitmeyi daha doğru bulan Cicero, ahlaki konularda ise son derece kararlı ve dogmatik bir tutum sergiledi. Bu alanda Stoacılık akımına ve antik felsefenin kurucularından Sokrates'e büyük sempati besledi. Dini yaklaşımında ise yaşamı boyunca agnostik bir duruş sergiledi. Aslında hiç hoşlanmamasına rağmen askeri yaşama da adım atan bilge, daha sonraları büyük bir hukuk öğrenimi görerek mahkemelerde başarı üstüne başarı kazandı. Ünlü bir avukat ve yüksek mahkeme başkanı olarak adını tüm Roma'ya duyurdu.
Siyaset Arenasında Yükseliş ve Zirvedeki Yıllar
Roma siyasetinin basamaklarını hızla tırmanan Cicero, en yüksek yönetim makamı olan konsüllüğe seçildi. Ailesinde daha önce bu makama gelmiş hiç kimse olmadığı için bu başarı, onu dönemin tabiriyle bir 'homo novus' yani yepyeni bir adam yaptı. Ancak Roma'nın çalkantılı siyaseti onu rahat bırakmayacaktı. MÖ 60 yılında Jül Sezar'ın öncülüğþnde ilk Triumvirlik kuruldu. Ünlü hatibin yaşamı bu ittifaktan sonra güçleşti. Siyasi rakibi Publius Clodius Pulcher ile yaşadığı sert çatışmalar ve onun getirdiği yeni yasalar nedeniyle, MÖ 58 yılında İtalya'yı terk ederek bir yıl boyunca sürgün hayatı yaşamaya mecbur kaldı.
MÖ 50'li yıllarda, Clodius'a karşı popülist lider Milo'yu açıkça destekledi. Sokaklarda yaşanan sert çatışmalar sırasında Clodius, Milo'nun gladyatörleri tarafından Via Appia yokuşunda can verdi. Cicero, dönemin bu en önemli davasında Milo'nun savunmanlığını üstlendi. Ne var ki bariz kanıtlar yüzünden davasını kazanamadı. Milo, aldığı ceza neticesinde Marsilya'da uzun yıllar sürgün hayatı yaşadı.
İç Savaş ve Sezar ile İmtihan
MÖ 50 yılına gelindiğinde Jül Sezar ile Pompey arasındaki siyasi gerilim had safhaya ulaştı. Cicero, dönemin bu büyük çatışmasında açıkça Pompey'in yanında yer aldı. Ancak Sezar'la ilişkilerini tamamen koparmamak için son derece yumuşak bir politika izledi. Sezar'ın MÖ 49'da İtalya'yı işgal etmesi, Cicero'yu zorlu bir kaçışa zorladı. Sezar onu dönmeye ikna etmeye çalışsa da o Selanik'e gitti. MÖ 48'de Pompey taraftarlarıyla yolları ayrıldı. Sezar'ın Pharsalus zaferinin ardından Roma'ya geri döndü.
Yeni dönemde Sezar'ın tek adam yönetimi altında muhalefet yapmaktan kaçınarak tamamen yazılarına yoğunlaştı. Ancak hayatını karartacak en büyük trajedi kapıdaydı. MÖ 45 yılının Şubat ayında çok sevdiği kızı Tullia vefat etti. Ünlü düşünür, bu yıkıcı acının yarattığı şoktan yaşamı boyunca hiçbir zaman kurtulamadı.
Güç Savaşları ve Trajik Son
MÖ 44 yılında Jül Sezar'a düzenlenen suikast, Roma'da kartların yeniden dağıtılmasına yol açtı. Bu olayla birlikte Cicero'nun halk ve yönetim üzerindeki nüfuzu katlanarak arttı. Kısa sürede Roma Senatosu'nun en nüfuzlu ve sözü geçer lideri haline geldi. Ancak karşısında Sezar'dan sonra gücü ele geçirmeye çalışan Marcus Antonius vardı.
Cicero, Antonius'tan hiç hoşlanmıyordu ve onu devirmek için fırsat kolluyordu. Sezar'ın veliahtı Octavianus İtalya'ya ulaştığında, bilge hatip genç lideri hararetle savunmaya başladı. Senato'yu Antonius'a karşı kışkırtırken Octavianus'u her fırsatta övüyordu. Bu dönem, ünlü yazarın siyasi şöhretinin en tepe noktasıydı. Aklındaki asıl plan ise hem Antonius hem de Octavianus'u oyun dışı bırakmaktı.
Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Octavianus, Antonius ve Lepidus güçlerini birleştirerek ikinci Triumvirliği kurdu. Bu ittifakın ilk işi Cicero'yu devlet düşmanı ilan etmek oldu. Büyük bir telaşla şehirden kaçmaya çalışan hatip, çok geçmeden yakalandı. MÖ 43 yılının 7 Aralık günü başı kesilerek vahşice idam edildi.
Katiller, onun başını alıp Forum Romanum'da yer alan Rostra'da halka sergilediler. Elleri ise bir zamanlar büyük nutuklar söylediği Senato binasının devasa kapısına çivilendi. Bu korkunç son, Roma'nın da özgür düşüncenin de üzüntü verici kaybı olarak tarihe geçti.
%20-%20Palazzo%20Nuovo%20-%20Musei%20Capitolini%20-%20Rome%202016.jpg?width=640)