Zeki Baştımar, 1905 yılında Trabzon'un Sürmene ilçesine bağlı Baştımar köyünde, köklı bir ailenin ferdi olarak dünyaya gözlerini açtı. Cumhuriyet tarihinin bu önemli siyasi figürü, Türkiye Komünist Partisi bünyesinde üstlendiği liderlik görevi ve entelektüel kimliğiyle derin izler bırakmıştır. Genç yaşta adım attığı ideolojik mücadele, onu Trabzon'un dar sokaklarından alıp önce Sovyetler Birliği'nin devrimci yıllarına, ardından ise cezaevlerinin zorlu koşullarına ve en nihayetinde Doğu Berlin'in sürgün dönemine kadar sürüklemiştir. Mücadele dolu yaşamı fırtınalarla doluydu. Kendisi, ülkemizin sol hareketine yön veren en etkili isimlerdendir.
Eğitim Yılları ve Sovyetler Birliği Deneyimi
Hafız Mehmet Bey'in yeğeni olan Baştımar, henüz altı yaşındayken babası Muhammed Bey'i kaybetmiştir. Annesinin yeniden evlenmesiyle yetim kaldı. Amcası İbrahim Baştımar'ın yanına verilen Zeki, Trabzon Öğretmen Okulu'nu 1922 senesinde başarıyla tamamlamıştır. Fikirlerinin olgunlaştığı bu dönemde, yerel TKP teşkilatının yardımıyla 1926'da Sovyetler Birliği'ne eğitim almaya gönderilmiştir. Moskova'daki Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde ağırlıklı olarak 'Aydın' takma ismini kullanarak derslere devam etti. Orada 1929 yılına kadar öğrenim gördükten ve Sovyet komünist partisine üye kabul edildikten sonra, vakit kaybetmeden İstanbul'a dönüp partinin illegal eylemlerinde aktif sorumluluklar üstlenmeye başladı.
Sol hareket içinde çatışmalar vardı. Nazım Hikmet'in liderlik ettiği muhalif grubun düzenlediği Pavli Adası Konferansı'nda yer alan Baştımar, kısa sürede bu ekipten ayrıldı. Şefik Hüsnü önderliğinde yeniden yapılandırılan partinin merkez yönetimi saflarına dahil olarak mücadelesini sürdürdü. Defterdar Konferansı olarak bilinen 1932 yılındaki ikinci büyük toplantıda Merkez Komitesi üyeliğine seçilmeyi başardı. Aynı yıl gerçekleşen TKP operasyonlarında yakalanarak yaklaşık bir yıl boyunca hapiste tutulmuştur. 1933'te ise Politbüro üyesi seçildi. 1934'te tekrar Sovyetler Birliği'ne giderek KUTV'da hem özel eğitim aldı hem de öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1935 yılındaki Komintern Kongresi'nde Türkiye'yi temsil etti.
Ankara Yılları ve Edebi Çeviriler
Komintern'in desantralizasyon kararı üzerine 1937 yılında memleketine dönen siyasetçi, Ankara'ya yerleşerek Başvekalet Kütüphanesi'nde görev aldı. Yabancı dillerdeki derin uzmanlığı sayesinde Tolstoy'un Harp ve Sulh romanını Nazım Hikmet'le birlikte Türkçeye kazandırırken, Çehov ve Puşkin gibi dev yazarların önemli yapıtlarını da dilimize çevirdi. Edebi incelemeleri farklı dergilerde basıldı. Türkçeye kazandırdığı ve üzerinde çalıştığı başlıca çeviri eserleri arasında şunlar bulunmaktadır:
- Harp ve Sulh (Tolstoy'dan, Nazım Hikmet ile ortaklaşa)
- Hacı Murat (Tolstoy)
- Mujikler, Maske, Köylüler, Yazlıkçılar ve Sayfiyede (Çehov)
- Erzurum Yolculuğu (Puşkin)
TKP Merkez Komitesi Teşkilat Sekreteri olduğu 1947 senesinde İstanbul'a taşınarak partinin tüm yeraltı ağını yönetmeye başladı. Bu süreçte yasal olarak yayımlanan Nuh'un Gemisi ve Barış dergilerinin çıkarılmasına da ciddi destek sağlamıştır. Ancak 1951'deki büyük TKP davasında en ağır mahkûmiyeti alan sanık durumuna düştü. Mahkeme sonucunda on yıl ağır hapis ve sekiz yıl dört ay Amasya'da nezaret cezasına çarptırıldı. Yedi buçuk yıl cezaevinde yattı. 1959'da tahliye olduktan sonra Cemal Reşit Eyüboğlu ile Yedi Gün Yayınevi'ni kurdu.
Yurt Dışı Sürgünü ve Leipzig Konferansı
1961 yılının ağustos ayında yasal olmayan yollarla yurt dışına çıkıp Sofya üzerinden Moskova'ya ulaşmayı başardı. SBKP 22. Kongresi'nde Yakub Demir takma adıyla partiyi temsilen bir hitabet gerçekleştirdi. 1962'de TKP Dış Büro Birinci Sekreteri olarak Leipzig'de partinin yurt dışı aktifiyle çok önemli bir toplantı organize etti. Bu Leipzig Konferansı'nda, eski yönetici Şefik Hüsnü'nün yanı sıra Mihri Belli ve Reşat Fuat Baraner gibi isimleri de ağır biçimde eleştirdi. Yaşanan ayrılıkların ardından 1965'te İsmail Bilen ve Aram Pehlivanyan ile birlikte yeni Dış Büroyu kurdular. 1974 yılında Doğu Berlin'de vefat etti.
