Milattan önce altıncı yüzyılda Orta Asya bozkırlarında büyük bir varoluş mücadelesi veren Saka Devleti, tarihin en cesur kadın liderlerinden birinin önderliğinde bağımsızlığını korumuştur. Eşi Alp Han’ın vefatının ardından devletin idaresini üstlenen Tomris Hatun, bozkır kavimlerini bir arada tutarak tarihe adını ilk kadın Türk hükümdar olarak yazdırmıştır. Ünlü hükümdar Alp Er Tunga’nın torunu olan ve halkı tarafından “Sakaların Anası” şeklinde anılan bu güçlü kraliçe, Pers İmparatorluğu’nun yayılmacı politikalarına karşı vatanını korumak adına destansı bir savunma savaşı başlatmıştır. Karadeniz’in kuzeyinden Orta Asya içlerine uzanan geniş topraklarda hüküm süren Tomris, askeri dehası ve sarsılmaz iradesiyle antik çağın en güçlü imparatoru Büyük Kiros’u mağlup etmeyi başarmıştır.
Bozkırın Direniş Stratejisi
Pers İmparatorluğu’nun hükümdarı Kiros, Mezopotamya topraklarını tamamen ele geçirdikten sonra gözünü zengin bozkır topraklarına çevirmişti. Sakaların gerçekleştirdiği yıpratıcı akınları tamamen sonlandırmak isteyen Pers kralı, büyük bir sefer hazırlığına girişti. Ancak Tomris Hatun başlangıçta savaşa girmekten kaçınarak son derece barışçıl ve dengeli bir politika izlemeyi tercih etti. Bu doğrultuda düşmanın ilerleyişini yavaşlatmak amacıyla Saka orduları geri çekilirken ekili tarlalar yakıldı ve içme suyu kuyuları zehirlendi. Bu amansız bozkır savunması karşısında çaresiz kalan ve kovalamacadan yorulan Pers ordusu, defalarca geri dönmek zorunda kaldı. Evlilik teklifiyle Sakaları savaşsız ele geçirmeyi planlayan Kiros’un bu hilesi de kraliçe tarafından sert bir şekilde geri çevrildi. Reddedilmenin verdiği öfkeyle büyük bir ordu hazırlayan Pers kralı, özel eğitimli savaş köpeklerini de yanına alarak bozkır sınırlarını aştı.
Bu tehdit karşısında kraliçe artık savaşmaktan başka çare kalmadığını anladı. Savaş hazırlıkları hızla tamamlanmıştı. Saka ordusu, düşman hatlarının birkaç kilometre uzağında mevzilendi. Ancak kurnaz Pers hükümdarı, iki ordunun tam ortasında büyük bir eğlence çadırı kurarak tehlikeli bir tuzak tasarladı. Tomris’in genç oğlu Spargapises, heyecanla bu çadıra saldırarak buradaki Pers askerlerini etkisiz hale getirdi. Ne var ki şenlik havasına aldanan genç prens ve yanındaki askerler esir düşmekten kurtulamadılar. Perslerin elinde bir koz olarak kalmayı asla kabul etmeyen kahraman genç, bağlanan elleri çözülür çözülmez canına kıydı.
Antik Çağın En Kanlı Hesaplaşması
Evladının acı haberini alan Tomris Hatun, tarifsiz bir keder içinde Pers kralının kendi kanında boğacağına dair yemin etti. Ünlü tarihçi Herodot’un da eserlerinde yer verdiği bu yemin, bozkırın kaderini değiştirecek büyük savaşın fitilini ateşledi. Milattan önce 528 yılının Aralık ayında, Oxus bölgesinde iki ordu karşı karşıya geldi. Saka ordusunda dokuz bini kadın olmak üzere toplam on üç bin yürekli savaşıcı bulunuyordu. Buna karşılık Pers kralı Kiros, yüz binin üzerindeki devasa ordusu ve korkutucu savaş köpekleriyle sahaya inmişti.
Savaşın başlamasıyla bozkırın yiğit kadınları, ok atmadaki eşsiz yeteneklerini sergileyerek Perslerin ünlü ordusuna karşı büyük bir üstünlük sağladılar. Saka ordusunun cesareti Persleri şaşırttı. Sakalar bu büyük mücadeleyi şu geleneksel harp yöntemleriyle kazanmıştır:
- Turan Taktiği
- Kurt Oyunu
- Hilal Taktiği
Çetin mücadele sonucunda düşman ordusu tamamen bozguna uğratıldı. İstilacı kral Kiros da savaş alanında hayatını kaybetti. Zaferin ardından kraliçe, kan dolu bir tulumla savaş alanında gezerek Pers kralının cansız bedenini aradı. Bulduğu başı tulumun içine sokarak intikamını alan Saka kraliçesi, düşmanının kan hırsını sonsuza dek dindirmiş oldu.
Sanat Dünyasına Yansıyan Bozkır Efsanesi
Tomris Hatun’un bu sarsıcı zaferi ve Pers kralının feci sonu, yüzyıllar boyunca dünya sanat tarihini derinden etkilemiştir. Avrupalı pek çok ünlü ressam, bu destansı mücadeleyi ve intikam sahnesini tablolarına aktarmıştır. Bunlar arasında en bilineni, ünlü ressam Peter Paul Rubens’in fırçasından çıkan ve kraliçenin zaferini ölümsüzleştiren tablodur. Günümüzde adı “demir izi” anlamına gelen bu kahraman hükümdarın ismi, Türk coğrafyasında doğan kız çocuklarına verilerek yaşatılmaya devam etmektedir.
