Edebiyatımızın unutulmaz öykücüsü Tomris Uyar, 15 Mart 1941 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelerek Türk edebiyat sahnesinde derin izler bırakan benzersiz bir yazın yolculuğuna adım attı. Seçkin eğitim hayatını İstanbul'da tamamlayan yazar, öyküleri, nitelikli çevirileri ve edebiyat dergilerindeki kurucu rolüyle edebiyat dünyasını derinden şekillendirdi. Hukukçu bir ailenin kızı olan Uyar, güçlü kalemiyle hem kazandığı ödüllerle başarısını tescilledi hem de dönemin en büyük şairlerinin ilham kaynağı haline geldi.
Köklü Bir Aileden Parlak Bir Akademik Geleceğe
İstanbul'un köklü kültürel ikliminde doğan Tomris Uyar'ın soy ağacı, ülkenin önemli hukukçu ve siyasetçileriyle çevriliydi. Annesi hukukçu Celile Girgin, babası ise hem hukukçu hem de yazar olan Ali Fuat Gedik'ti. Cumhuriyet Halk Partisi Trabzon milletvekillerinden Süleyman Sırrı Gedik'in torunu olan yazar, entelektüel açıdan son derece zengin bir aile ortamında büyüdü. Bu zengin arka plan, onun eğitim hayatına da doğrudan yansıdı. Eğitimine İngiliz Kız Ortaokulu'nda başlayan Uyar, ardından Robert Kolej (o dönemki adıyla Arnavutköy Amerikan Kız Koleji) bünyesinde devam etti ve buradan 1961 senesinde mezun oldu. Yükseköğrenimini ise İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi bünyesindeki Gazetecilik Enstitüsü'nde tamamlayarak 1963 yılında diplomasını aldı. Aldığı bu prestijli eğitimler, onun edebi dilinin gelişiminde ve eleştirel bakış açısında son derece belirleyici bir rol üstlendi.
Edebiyat Dünyasında Varoluş ve Papirüs Dönemi
Gazetecilik eğitimini tamamladıktan sonra edebiyat dünyasına hızlı ve etkili bir giriş yapan Tomris Uyar, sadece yazmakla kalmadı, aynı zamanda yayıncılık alanında da öncü adımlar attı. Cemal Süreya ve ilk eşi Ülkü Tamer ile güçlerini birleştirerek dönemin en ses getiren yayınlarından biri olan Papirüs dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Dergicilik faaliyeti bununla da sınırlı kalmadı; kaleme aldığı derinlikli deneme yazıları, eleştiriler ve kitap tanıtımları Yeni Dergi, Soyut ve Varlık gibi prestijli edebiyat dergilerinin sayfalarında okurlarla buluştu. Yazın hayatında öykücülüğüyle zirveye ulaşan yazarın, toplamda on adet öykü derlemesi bulunmaktadır. Bu değerli çalışmalarından 'Yürekte Bukağı' adlı eseriyle 1979 (bazı kaynaklarda 1980) yılında, 'Yaza Yolculuk' kitabıyla ise 1986 (bazı kayıtlarda 1987) senesinde Türk edebiyatının en saygın ödüllerinden biri olan Sait Faik Hikâye Armağanı'na layık görüldü. Edebi üretimini çeşitlendiren sanatçı, 2002 yılında 'Güzel Yazı Defteri' çalışmasıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu. Ayrıca dünya edebiyatından yaptığı 60'tan fazla nitelikli kitap çevirisiyle Edgar Allan Poe ve Borges gibi dev yazarların eserlerini Türkçe okuruyla buluşturdu. Onun iç dünyasını ve edebi gözlemlerini yansıtan günlükleri ise 'Gündökümü' başlığı altında kitaplaştırılarak edebiyat tarihimizdeki yerini aldı.
Büyük Aşklar, Şiirsel Bağlar ve Son Yolculuk
Tomris Uyar'ın fırtınalı ve derin duygusal dünyası, dönemin ünlü şairleriyle olan bağlarıyla da Türk edebiyatının en çok konuşulan konuları arasında yer almıştır. Yazar, ilk evliliğini 1963 yılında şair Ülkü Tamer ile yaptı. Ancak bu evlilik, çiftin Ekin adını verdikleri kız bebeklerinin henüz çok küçükken sütten boğulması gibi büyük bir trajediyle sarsıldı ve 1964 yılında son buldu. Yaşanan bu büyük acının ardından Uyar, 1968 yılında bir diğer usta şair Turgut Uyar ile hayatını birleştirdi. Bu evlilikten dünyaya gelen oğulları Hayri Turgut Uyar, günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde öğretim görevlisi olarak akademik kariyerini sürdürmektedir. Yaşamının bir döneminde, evli olduğu sırada Cemal Süreya ile aşk yaşayan Tomris Uyar'a, aynı zamanda Edip Cansever de derin bir hayranlık ve aşk beslemiştir. Edebiyat sohbetlerinin vazgeçilmez bir parçası olan bu süreçte, Cansever birlikte oturdukları bir rakı masasında peçeteye şu unutulmaz cümleyi yazmıştır:
- 'Tomris rakıyı çok severdi, bense onu...'
Türk edebiyatının bu öncü kadını, 2003 yılında yemek borusu kanserine yakalanarak amansız bir mücadeleye girişti. 4 Temmuz 2003 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini yuman usta kalemin cenazesi, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi. Geride bıraktığı benzersiz eserleri, modern Türkçe öykücülüğüne katkıları ve edebiyat tarihimize kazandırdığı özgün bakış açısıyla her daim sevgi ve saygıyla anılmaya devam etmektedir.
