İstanbul'un sanat ve kültür hafızasında derin izler bırakan Semih Lütfi, Türk yayıncılığının öncülerindendir. Kayseri kökenli Ermeni bir aileden gelen ve sonradan Müslümanlığı seçip adını değiştiren Semih Lütfi, Bab-ı Ali'nin ünlü Ankara Caddesi üzerinde 1906 yılında kurduğu Suhulet Kitabevi ile mesleki hayatına başladı. İstanbul'daki bu girişim, zamanla Cumhuriyet döneminin en temel yayınevlerinden birine dönüşmeyi başardı. Ünlü yayıncı, ömrünü adadığı bu kurumu 1945 yılındaki vefatına kadar başarıyla yönetti.
Milli Mücadele Dönemi ve Mizah Yayıncılığı
Semih Lütfi, sadece edebi eserler yayımlamakla kalmayıp, ülkenin bağımsızlık savaşına da basın yoluyla destek verdi. Ağustos 1921'de Âyine isimli bir mizah dergisi yayımladı. Bu yayın organı, işgal yıllarında Anadolu'da yürütülen Millî Mücadele'nin gür sesi oldu. Zor koşullarda yayınını sürdüren dergi, 4 Ocak 1923 tarihinde yayın hayatına son verdi. Yayıncılık alanında adını duyuran ünlü işletmeci, 1926 yılında yayınevinin ismini kendi adıyla güncelledi. Böylece Bab-ı Ali semtinin en popüler ve bilinen markalarından biri hayat bulmuş oldu.
Türk Edebiyatına Kazandırılan Değerler
Semih Lütfi Kitabevi, 1933'ten itibaren küçük cep kitapları basmaya başladı. Baskı sayıları bin adedi bulan bu küçük boyutlu eserler, okurlardan büyük ilgi gördü. Yayınevi, geliştirdiği Semih Lütfi'nin Ucuz Romanlar Serisi sayesinde geniş kitlelere ulaşmayı başardı. Bu ticari hamle, halk arasında okuma alışkanlığının yaygınlaşmasında da oldukça önemli bir rol üstlendi. Kitabevi, Türk edebiyatının yönünü çizen pek çok dev yazarın yetişmesine zemin hazırladı. Bu çatı altında eserleri yayımlanan ve edebiyata kazandırılan isimlerden bazıları şunlardır:
- İlk yapıtları basılan Nâzım Hikmet ve Necip Fazıl
- Edebi değerleriyle öne çıkan Peyami Safa ve Reşat Nuri Güntekin
- Geniş kitlelere ulaşan Refik Halit Karay, Esad Mahmut ve Kerime Nadir
Yayınevinin Vedası ve Mirası
Semih Lütfi 1945 yılında hayata gözlerini yumdu. Vefatından sonra kitabevinin idaresini eşi Aznif Hanım üstlendi. Aznif Hanım, yayınevinin aktif basım faaliyetlerini durdurarak işletmeyi sadece mevcut kitapları satan bir dükkana dönüştürdü. Kültür tarihimizde önemli yeri olan bu tarihi mekan, Aznif Hanım'ın vefatından sonra 1982 yılında resmen kapandı. Böylece Bab-ı Ali'nin yetmiş altı yıllık çınarı, arkasında büyük bir kültür mirası bırakarak tarih sahnesinden çekildi.