İkinci Dünya Savaşı'nın en karanlık döneminde, insanlık dışı uygulamalara cesaretle karşı koyan bir isim tarih sayfalarında parlıyor. Antakya'da 14 Ocak 1914 tarihinde dünyaya gelen Türk diplomat Selahattin Ülkümen, 1944 yılında Rodos adasında gerçekleştirdiği kahramanca hamlelerle Holokost trajedisinin seyrini değiştiren son derece sembol bir figürdür. Görev yaptığı adadaki Yahudi cemaatinin Nazi ölüm kamplarına sevk edilmesini önlemek amacıyla yaptığı bu diplomatik müdahaleyle tanınan Ülkümen, Gestapo tehditlerine boyun eğmeyerek elliye yakın insanın hayata tutunmasını sağladı.
Diplomasi Yolunda İlk Adımlar ve Rodos Görevi
Yüksek öğrenimini başarıyla tamamlayan genç memur, 1936 senesinde Dışişleri Bakanlığı bünyesinde meslek hayatına başladı. Mesleğinde kararlı adımlarla ilerleyen Ülkümen, 1943 yılında ise Rodos Başkonsolosu olarak kritik bir göreve atandı. O dönemde Rodos adası oldukça hareketliydi. İkinci Dünya Savaşı tüm şiddetiyle sürerken, Yunanistan toprakları bütünüyle Nazi Almanyası tarafından işgal edilmiş durumdaydı. Adada yaşayan Musevi nüfusu ise Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana barş içinde hayatlarını sürdürüyordu. Ancak 1943 yılındaki Alman işgaliyle birlikte, bu topluluk için de karanlık günler kapıya dayandı.
Alman askeri güçleri, Korfu gibi diğer bölgelerdeki Yahudileri toplayarak ölüm kamplarına sevk etmeye başlamıştı. Benzer bir felaket, Rodos adasında yaşayan yaklaşık 1700 kişilik Musevi cemaati için de planlanıyordu. 19 Temmuz 1944 tarihine gelindiğinde Gestapo, adadaki tüm Yahudilerin karargahta toplanması yönünde kesin bir emir yayımladı. İşgalciler, cemaat üyelerinin daha küçük bir adaya nakledileceğini öne sürüyordu. Oysa bu planın arkasında yatan gerçek niyet, insanları doğrudan Auschwitz'deki gaz odalarına taşımaktı.
Nazilere Karşı Hukuk ve İnsanlık Mücadelesi
Durumun ciddiyetini kavrayan Selahattin Ülkümen, vakit kaybetmeden Alman askeri karargahına giderek General Kleeman ile görüştü. Türkiye Cumhuriyeti'nin savaşta tarafsız bir konumda olduğunu hatırlatan cesur diplomat, Türk vatandaşı olan Yahudilerin ve onların yabancı eşlerinin serbest bırakılmasını talep etti. General Kleeman ise Nazi yasalarına göre cemaat üyelerinin tamamının toplama kamplarına gönderilmesi gerektiğini savundu. Diplomatımız bu dayatmaya tarihi bir yanıt verdi. Ülkümen, Türkiye kanunlarında dini ayrımların bulunmadığını ve tüm vatandaşların eşit haklara sahip olduğunu gür bir sesle dile getirdi.
Eğer bu insanlar serbest bırakılmazsa, durumu Ankara'ya rapor edeceğini ve bunun büyük bir diplomatik krize yol açacağını vurguladı. Bu kararlı ve ödünsüz duruş karşısında geri adım atan Nazi generali, talep edilen kişilerin serbest kalmasını onayladı. Genç diplomatın bu eşsiz iradesi sayesinde, mutlak bir ölüm yolculuğunun eşiğindeki 42 insan kurtarıldı. Adadaki cemaatin geri kalan büyük bölümü ise ne yazık ki soykırımın kurbanı olmaktan kurtulamadı.
Ağır Bedeller ve Savaş Sonrası Dönem
Bu hamle Nazilerde büyük intikam duygusu uyandırdı. Nitekim Türkiye'nin müttefik devletlerin safına katılarak Alman ittifakına resmen savaş ilan etmesi üzerine, Rodos'taki Türk Konsolosluk binası Nazi güçleri tarafından intikam amacıyla havadan ağır bir bombardımana tutuldu. Bu hain saldırıda, diplomatın hamile eşi Mihrinnisa Hanım ile iki konsolosluk çalışanı hayatını kaybetti. Mihrinnisa Hanım vefat etmeden hemen önce, Selahattin Bey'in tek evladı olacak Mehmet adında sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getirdi. Yaşanan bu büyük acının ardından Ülkümen, Ağustos 1944'te Naziler tarafından adadan sınır dışı edildi.
Savaşın son bulduğu güne dek Pire'de esir tutulan başkonsolos, 1945 yılında Alman kuvvetlerinin teslim olmasıyla birlikte vatanına dönebildi. Ülkümen, yaşadığı ağır kayıplara rağmen ülkesine hizmet etmekten vazgeçmedi. Savaş sonrasında Beyrut ve Kahire'de başkonsolosluk görevlerini yürüttü. Kendisi aynı zamanda CENTO teşkilatında Genel Sekreter Yardımcılığı makamında bulunarak Türk diplomasisine önemli hizmetler sundu. 1979 yılında emekliye ayrılan tecrübeli devlet adamı, hayatının geri kalan dönemini İstanbul'da geçirdi.
Dünya Çapında Gelen Onur ve Mirası
Selahattin Ülkümen'in Rodos'ta sergilediği cesaret, savaşın ardından tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı ve çeşitli ödüllerle taçlandırıldı. Kahraman diplomatın elde ettiği unvanlar ve aldığı şükran ödülleri şunlardır:
- İsrail Devleti, 13 Aralık 1989 tarihinde kendisine Holokost döneminde Musevilerin hayatını kurtaran gayri-Yahudilere verilen Uluslararası Dürüstler onursal unvanını takdim etti. Ülkümen, bu prestijli onura layık görülen ilk Müslüman olarak tarihe geçti.
- Türkiye Hahambaşılığı, 1990 senesinde düzenlediği anlamlı bir törenle kahraman diplomata özel bir şükran plaketi sundu.
- Dışişleri Bakanlığı, 2001 yılında Musevilere sağladığı hayati yardımlardan ötürü Selahattin Ülkümen'i meslektaşları Namık Kemal Yolga ve Necdet Kent ile birlikte Dışişleri Bakanlığı Üstün Hizmet Plaketi ile taltif etti.
İnsanlık tarihinin en vahşi kıyımlarından birine tek başına dur diyen bu yüce yürekli diplomat, 7 Haziran 2003 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini yumdu. Arkasında bıraktığı cesaret mirası, faşizmin en karanlık günlerinde dahi insan sevgisinin ve vicdanın nasıl galip gelebileceğini tüm dünyaya kanıtlamaya devam ediyor.
