Çok yönlü bir Cumhuriyet aydını olan Osman Şevki Uludağ; tıp tarihi, müzik, siyaset ve askeri hekimlik alanlarında derin izler bırakmış müstesna bir şahsiyettir. Bursa'da 1889 yılında doğan hekim, cephelerde geçen yılların ardından 1964'te İstanbul'da hayata gözlerini yummuştur. Türkiye'de tıp tarihçiliğinin öncüsü olan Uludağ, ülkemizin ilk radyologları arasında yer alırken aynı zamanda tırmandığı zirveye isim babalığı yapmıştır.
Cephelerden Tıbbın Tarihine Ulaşan Bir Yaşam Yolu
Bursa'da Bulgaristan göçmeni bir ailenin evladı olarak dünyaya gözlerini açan hekimin anne ve babası Ayşe ile Mahmud Kamburoğulları'dır. İlk ve orta öğrenimini doğduğu şehirde tamamlayan Osman Şevki, 1905 senesinde İstanbul'a gelerek Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane'ye adım attı. Bu okulda Türk müziği ile tanıştı. Askerî Tıbbiye'den 1913 yılında doktor yüzbaşı rütbesiyle mezun olduktan sonra, vatan savunması uğruna tam on yıl boyunca Balkan Harbi, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı cephelerinde fedakarca görev yapmıştır. Cephelerde mesleki çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Türkiye'de tıp tarihi sahasında kalem oynatan ilk hekim unvanı Osman Şevki Bey'e aittir. Tıp tarihi yazımı onunla başlamıştır. Kendisi aynı zamanda Türk Tıp Tarihi Kurumu'nun kurucu üyeleri arasında yer almaktadır. 1918 yılında yayımladığı "Osmanlı Tababet Tarihi" ile 1925'te kaleme aldığı "Beş Buçuk Asırlık Türk Tababet Tarihi" bu alandaki ilk eserlerdir. Bursa'daki Yıldırım Darüşşifa Hastanesi'nin, Osmanlı Devleti'nin Anadolu'da inşa ettiği ilk şifahane olduğunu bilimsel olarak ispat etmiştir. 1921 yılında dönemin Sağlık Bakanı Dr. Refik Bey'in onayıyla Bursa Verem Dispanseri Röntgen Mütehassıslığı görevine tayin edildi. 1922 senesinde hayatını Makbule Hanım ile birleştiren hekimin bu evlilikten Emel ve Ela adında iki kızı dünyaya geldi. 1924 yılında İstanbul'a yerleşerek Eyüp Verem Dispanseri'nde başhekimlik görevini üstlendi. Askerlik mesleğinden ise 1930 yılında malulen emekli oldu.
Keşiş Dağı'ndan Uludağ'a Uzanan Zirve Tırmanışı
Osman Şevki Bey, 1925 yılında doğduğu şehir Bursa'da öğretmenlerden teşkil edilen Coğrafya Encümeni gezisine katılım gösterdi. Gezi esnasında, yüksekliği 2545 metre olan Keşiş Dağı'nın en yüksek noktasına ulaşarak Cumhuriyet tarihinin ilk tırmanışını gerçekleştirdi. Gittiği Bursa gezisinde Keşiş Dağı'nın görkeminden çok etkilenen hekim, bu devasa dağın isminin "Uludağ" olarak değiştirilmesini teklif ederek günümüz coğrafi adlandırmasının da mimarı olmuştur. Teklifi yetkili makamlarca kabul edildi. Dağın isim babası olan aydın, 1934 yılında Soyadı Kanunu çıktığında bu adı soyadı olarak benimsedi. Bu dönemde Bursa ile ilgili araştırmaları olan şu kitapları kaleme almıştır:
- Bursa ve Uludağ
- Yeşil Camii
- Uludağ Keşişleri ve Dervişleri
Meclis Kürsüsünden Sanat Dünyasına Kalan Miras
Eyüp Dispanseri'ndeki görevini sürdürürken 1935 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından milletvekilliğine aday gösterilerek meclise girdi. Tam 11 yıl boyunca V, VI ve VII. dönem Konya milletvekili olarak parlamentoda etkin roller üstlendi. Siyasi yaşamının yanı sıra müzik sanatına da adını altın harflerle yazdıran aydın, 120'den fazla klasik Türk musikisi eseri besteledi. Hepimizin yakından bildiği meşhur "Genç Osman Türküsü" de kendisi tarafından derlenerek Türk kültür mirasına kazandırılmıştır. Milletvekilliği yaptığı 1940'lı yıllarda Devlet Konservatuvarı Kanunu görüşülürken Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ile Türk musikisi eğitimi konusunda girdiği tarihi polemik, kültür dünyasında derin yankı uyandırmıştır. Konservatuvarda Türk Musikisi Şubesi kurulmasını ısrarla talep etti. Kültür ve sosyal alanlardaki faaliyetlerine ara vermeyen hekim, 1936 senesinde Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu başkanlığına getirildi. 1945 yılında ise İstanbul'un kronik su probleminin çözümüne katkı sunmak amacıyla kentin su yolları tarihini arşiv belgeleri üzerinden titizlikle inceledi.