İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi mezunu olan ünlü Türk ressamı ve sinemacısı Mümtaz Yener, 5 Ağustos 1918 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelmiş, burada aldığı köklü sanat eğitimini toplumsal meselelerle harmanlayarak Türk resim tarihinde silinmez bir iz bırakmıştır. Cumhuriyet döneminin en üretken sanatçılarından biri olan ressam, akademide aldığı sekiz yıllık eğitimle kendi üslubunu geliştirmiş ve Türk resminde çığır açan Yeniler Grubu'nun kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Yaşamı boyunca ürettiği binlerce eserle sanat dünyasına yön veren Yener, 2 Kasım 2007'de yine doğduğu şehirde hayata gözlerini yummuştur.
Akademi Yılları ve Yeniler Grubu
Sanat eğitimine 1935 yılında adım atan Mümtaz Yener, dönemin en önemli eğitim kurumlarından biri olan İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdi. Genç ressam, burada sekiz yıllık eğitimi boyunca Türk resminin duayen isimlerinin rahlesinden geçti. Akademideki eğitimi süresince şu önemli atölyelerde çalışmalarını sürdürdü:
- Nazmi Ziya Atölyesi
- İbrahim Çallı Atölyesi
- Prof. Leopold Levy Atölyesi
Yaratıcı enerjisini atölye çalışmalarına yansıtan Yener, 1940 yılında dikkat çeken bir başarı elde etti. Prof. Leopold Levy'nin öğrencilerinin akademi salonlarında düzenlediği karma sergide yer aldı. Bu sergide sergilenen ve büyük beğeni toplayan 'Bir Kadın Portresi' adlı yağlı boya tablosu, sanatçıya kariyerinin ilk önemli başarı ödülünü kazandırdı. Bu ödül, onun sanat dünyasındaki ayak seslerinin habercisiydi.
Akademiden sonra, Türk sanat tarihinde devrim niteliğinde bir adım atan sanatçılarla bir araya geldi. Toplumsal gerçekçi bir sanat anlayışını benimseyen bu topluluk, sanat tarihinde Yeniler Grubu adıyla anılacaktı. Grup üyeleri, sanatı fildişi kulelerden çıkarıp halka ve toplumsal dinamiklere yaklaştırmayı amaçlıyordu. Yeniler Grubu bünyesinde bir araya gelen sanatçılar şunlardı:
- Kemal Sönmezler
- Selim Turan
- Avni Arbaş
- Mümtaz Yener
- Nuri İyem
- Turgut Atalay Güneri
- Haşmet Akal
- Agop Arad
- Fethi Karakaş
- Ferruh Başağa
Bu birliktelik, Türk resminde figüratif ve toplumsal eğilimlerin güçlenmesinde son derece belirleyici bir rol üstlendi.
Toplumsal Metaforlar ve Karınca İmgesi
1960'lı yıllardan itibaren Yener'in sanat anlayışında gözle görülür bir dönüşüm yaşandı. Bu dönemde sanatçı, eserlerinin merkezine 'toplum ve üretkenlik' temalarını yerleştirmeye başladı. Eserlerinde sadece insanları ve modern makineleri değil, aynı zamanda minik ama son derece örgütlü canlılar olan karıncaları da resmetmeye başladı. Bu yöneliş, onun sanat felsefesinin en özgün yanlarından birini oluşturur.
Sanatçı, resimlerinde kurguladığı makine-insan ilişkisi aracılığıyla çalışma dünyasının dinamiklerini ve insan emeğinin yaratıcı gücünü sorguladı. Onun neo-klasik üslubu, çok figürlü kompozisyonlarında kendini gösterir. Küçük parçacıklarının ve figürlerin bir araya gelerek kolektif bir güç oluşturması prensibine dayanan bu teknik, toplumsal bir birliktelik metaforuna dönüşür. İnsanlar, makineler ve karıncalar bu büyük yapbozun parçalarıdır.
Bu felsefenin en somut ve başarılı yansıması, 1969 yılında tuvale aktardığı 'Karıncalar Geliyor' isimli tablosu oldu. Sanatçının bu meşhur eseri, Türkiye Ressamlar Cemiyeti tarafından takdir edildi. Eser, cemiyetin prestijli ödüllerinden biri olan Altın Baykuş Ödülü'ne layık görüldü. Bu ödül, Yener'in toplumsal temalı resimlerinin başarısını perçinledi.
Çok Yönlü Bir Sanatçı ve Kültürel Miras
Mümtaz Yener, sadece tuval önünde değil, kültür sanat dünyasının pek çok farklı alanında da ter döktü. Sanatçı, ressamlığının yanı sıra şu sinema ve sahne disiplinlerinde de aktif roller üstlendi:
- Dekoratörlük
- Sanat yönetmenliği
- Reji (yönetmenlik)
- Senaryo yazarlığı
Sinema dünyasındaki bu çok yönlü çalışmaları, onun resimlerindeki sahne tasarımı ve kompozisyon derinliğini de doğrudan besledi.
Özel hayatında da sanatla iç içe bir yaşam sürdüren Yener, 1945 senesinde şair Muzaffer Arabul'un kız kardeşi olan Şadan Yener ile hayatını birleştirdi. Bu evlilikten dünyaya gelen kızı N. Göksun Say da babasının izinden giderek bir ressam oldu. Sanatçı aile geleneğini sonraki kuşaklara taşıdı.
Uzun sanat yaşamı boyunca durmaksızın üreten Yener, geride devasa bir miras bıraktı. Sanatçının terekesinde 1000 civarında yağlıboya çalışması ve 5000'e yakın desen yer almaktadır. Bu eserler bugün hem Türkiye'de hem de yurt dışındaki önemli koleksiyonlarda ve müzelerde korunmaktadır.
Yener, ilk kişisel sergisini açmak için 1978 yılına kadar bekledi. Bu tarihi adım, İstanbul'da bulunan ünlü Taksim Sanat Galerisi'nde atıldı. İlk serginin yarattığı büyük yankının ardından sanatçı, başta İstanbul, Ankara ve Bodrum olmak üzere Türkiye'nin pek çok önemli kültür merkezinde çok sayıda kişisel ve karma sergiye imza attı. Türk resmine kazandırdığı özgün dil ve toplumsal bakış açısı, onu modern Türk sanatının unutulmazları arasına dahil etmiştir.
