İran tarihinin seyrini değiştiren kararlı duruşuyla tanınan Muhammed Musaddık, 16 Haziran 1882 tarihinde Tahran'da aristokrat bir ailede dünyaya gözlerini açtı. Ülkesinin yer altı kaynaklarını sömüren yabancı devletlere karşı başlattığı mücadeleyle bilinen bu efsanevi lider, 1951 yılında başbakanlık koltuğuna oturarak İran petrolünü millîleştirme hamlesini hayata geçirdi. O, sadece bir hükümet başkanı değil, aynı zamanda Doğu dünyasında sömürgeciliğe karşı yükselen bağımsızlık çığlığının en gür sesi oldu.
Saray Soyundan Hukuk Doktorasına Uzanan Bir Ömür
Muhammed Hidâyet Musaddık, Kaçar Hanedanı'nın hükümdarı Feth Ali Şah'ın torunu olan Mülktâc Hanım ile sarayın üst düzey bürokratlarından Mirza Hidâyetullah Âştiyânî'nin evladı olarak doğdu. Babasını henüz küçük bir çocukken kaybetmesi, onun karakterinin annesinin şefkatli ve güçlü eğitimiyle şekillenmesini sağladı. Henüz on yaşındayken Nasıreddin Şah tarafından kendisine verilen "Musaddıku's-saltana" unvanı, ilerleyen yıllarda gururla taşıyacağı soyadına dönüştü. Gençlik yıllarında ülkesinin dış güçlerin boyunduğu altında ezildiğini görmek, onun içinde özgürlükçü bir anayasal düzen arzusu uyandırdı. Horasan eyaletindeki ilk devlet memurluğu görevinin ardından, henüz on dokuz yaşındayken siyaset sahnesine adım attı. Batı dünyasının yönetim anlayışını ve hukuk sistemini yakından gözlemlemek amacıyla Avrupa'ya gitti. Paris'te ekonomi eğitimi aldıktan sonra İsviçre'deki Neuchâtel Üniversitesi'nde hukuk alanında doktora derecesini tamamlayarak ülkesine döndü. 1914 yılında vatanına adım atan Musaddık, Tahran Üniversitesi'nde genç dimağlara dersler vererek akademisyenlik yaptı.
Zorunlu İkametten Başbakanlığa Giden Zorlu Yol
Akademik hayatının yanı sıra devlet yönetiminde de kritik sorumluluklar üstlenen devlet adamı, maliye bakan yardımcılığı, maliye bakanlığı ve dışişleri bakanlığı gibi makamlarda bulundu. 1923 yılında Ulusal Danışma Meclisi'ne milletvekili olarak girerek halkın sesi oldu. Ancak 1925 yılında Rıza Pehlevi'nin yeni bir hanedanlık kurarak gücü elinde toplamasına karşı cesurca muhalefet etmesi, hayatının en zorlu dönemlerinden birini başlattı. Görevlerinden hızla uzaklaştırılan siyasetçi, 1930'lu yılları hapishanelerde ve göz hapsinde sürgün hayatı yaşayarak geçirdi. Rıza Pehlevi'nin 1941'de tahttan çekilmesiyle birlikte esaret günleri son buldu ve Musaddık yeniden aktif siyasete döndü. 1944 yılında tekrar meclise girerek yabancıların İran topraklarındaki egemenliğine karşı amansız bir mücadeleye girişti. Kurucuları arasında yer aldığı Millî Cephe çatısı altında şu temel ilkeleri savundu:
- Anayasal yönetim ve serbest seçimlerin güvencesi
- Halkın refahını artıracak sosyal adalet reformları
- Yabancı etkisinden uzak, tam ekonomik bağımsızlık
Bu ilkeler, onu kitlelerin gözünde kahraman yaptı.
Petrolün Millîleştirilmesi ve Tarihi Darbe
İran tarihinin dönüm noktası, Musaddık'ın 1951 yılında meclise sunduğu tarihi tasarıyla yaşandı. İngilizlerin kontrolündeki Anglo-Iranian Oil Company'nin elindeki petrol kaynaklarını millîleştiren yasa tasarısı kabul edilince, Musaddık başbakanlık makamına getirildi. Bu cesur adım, Tahran sokaklarında bayram havası estirirken, Londra ve Washington başta olmak üzere Batı dünyasında büyük bir şok dalgası yarattı. Ağır ekonomik yaptırımlara ve diplomatik ablukalara maruz kalan İran Başbakanı, tek bir adım bile geri atmadı. Ülkesinin haklarını savunmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Lahey Adalet Divanı kürsülerinde tarihi konuşmalar yaptı. Bu kararlı duruşu ona küresel bir ün kazandırdı ve Time Dergisi tarafından 'Yılanın Devlet Adamı' ilan edildi. Ne var ki, bu büyük başarı emperyalist odakları rahatsız etti. 1953 yılının Ağustos ayında, İngiliz ve Amerikan istihbarat servislerinin gizlice tezgahladığı askeri bir darbeyle görevinden indirildi. Tutuklanarak vatana ihanet suçlamasıyla yargılanan lider, önce ölüme mahkûm edildi, ardından cezası üç yıl hapse çevrildi. Hapishane günlerinin bitiminde Ahmedâbâd'daki çiftliğinde zorunlu ikamete tabi tutuldu. Hayatı boyunca halkı için çalışan, başbakanlığı süresince devletten tek bir kuruş maaş almayıp resmi giderlerini kendi cebinden ödeyen bu yurtsever lider, 5 Mart 1967'de 84 yaşında hayata gözlerini yumdu. Cenazesi, olası bir halk hareketinden çekinen rejim tarafından Ahmedâbâd'daki evinin bahçesine sessizce defnedildi.
