Türk klasik müzik tarihinin en önemli köşetaşlarından biri olan, yetiştirdiği dünya çapındaki piyanistlerle adını konservatuvar tarihine altın harflerle yazdıran değerli piyanist ve pedagog Kamuran Gündemir, 1933 yılında Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde dünyaya gözlerini açtı. Hayatını adadığı Ankara Devlet Konservatuvarı ile adeta bütünleşen bu büyük sanatçı, ülkemizin müzik eğitimine yön vererek Türk bestecilerinin çağdaş eserlerini ilk kez seslendiren öncü bir isim oldu. Ayvalık'ın mütevazı sokaklarından Paris'in prestijli salonlarına uzanan, oradan da Ankara Devlet Konservatuvarı'nın koridorlarında son bulan bu benzersiz yaşam serüveni, 4 Şubat 2006'daki vefatına dek müzik aşkıyla örülmüştü.
Ayvalık'tan Ankara'ya Uzanan Müzik Yolculuğu
Küçük Kamuran'ın melodiyle tanışması, kunduracılık yapan ve aynı zamanda belediye bandosunda tuba çalan babası Bahri Bey sayesinde gerçekleşti. Babasından miras kalan bu güçlü tutku, onun henüz üç yaşındayken nota okumayı sökmesini sağladı. Üstün yeteneğiyle dikkat çeken çocuk, birkaç sene içinde akordeon çalmaya başlayarak çocuk bandosunda kendine yer buldu. Bu dönemde Ayvalık Halkevi'ni ziyaret eden efsanevi besteci Adnan Saygun, küçük çocuşun parıldayan dehasını fark etmekte gecikmedi. Saygun'un yönlendirmesi, Gündemir'in hayatında yepyeni bir sayfa açarak Ankara'nın yolunu tutmasını sağladı. 1949 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı'na adım atan genç yetenek, burada efsane isimlerden eğitim aldı. Ferhunde Erkin'in piyano sınıfında pişen Gündemir, kompozisyon derslerini ise Necil Kazım Akses ve Ulvi Cemal Erkin gibi duayenlerden aldı. 1956 yılında okuldan başarıyla mezun oldu.
Konservatuvar yılları sadece mesleki anlamda değil, özel hayatında da dönüm noktası oldu. Okul sıralarında tanıştığı ve ileride piyanist olacak sınıf arkadaşı Selçuk Armaner ile hayatını birleştirdi. Çift, mezuniyetin ardından okulda asistan olarak görev yapmaya başladı. Ankara'da esen entelektüel rüzgarlar piyanistin vizyonunu bütünüle değiştirdi. Bülent Ecevit, İlhan Usmanbaş ve Bülent Arel gibi aydınların öncülüğünde kurulan Helikon Derneği, onun modern sanata ve çağdaş müziğe bakışını bütünüle şekillendirdi. Bu kültürel birikimle donanan sanatçı çift, 1958 yılında devlet tarafından Paris Konservatuvarı'na gönderildi. Paris'te ünlü pedagog Lazare Lévy'nin rahle-i tedrisinden geçtiler. Paris yıllarında özellikle dört el piyano üzerinde yoğunlaşan çift, müzikal yorumlama ve analiz yeteneklerini en üst seviyeye taşıdı.
Çağdaş Türk Müziğine Adanan Yıllar
1963 yılında Türkiye'ye dönen piyanist çift, yurtta büyük bir heyecanla karşılandı. Sanatçı, Ankara Devlet Konservatuvarı bünyesinde Mithat Fenmen'in yardımcılığını üstlendi. Eşi Selçuk Armaner ile birlikte ikili piyano konserleri verirken, bir yandan da kendi içinde saklı kalan besteler üretti. Bu verimli dönemde repertuvarını modern dönem yapıtlarıyla zenginleştiren piyanist, Türk bestecilerin pek çok çağdaş eserini dünyada ilk kez seslendiren kişi oldu. Özellikle radyo kayıtlarıyla bu eserleri ölümsüzleştirdi. Nitekim yakın dostu İlhan Usmanbaş'ın kendisine ithaf ettiği 'Ölümsüz Deniz Taşlarıydı' isimli piyano yapıtının ilk TRT kaydını 1965 yılında başarıyla gerçekleştirdi.
Kendini Eğitime Adayan Bir Ekol
Fenmen'in emekliliğinin ardından görevi devralan Gündemir, radikal bir karar aldı. Konser hayatını tamamen noktalayan usta piyanist, ömrünün kalanını sadece ve sadece eğitime vakfetti. O, artık sadece bir öğretmen değil, aynı zamanda Türk piyano okulunun en büyük mimarlarından biriydi. Ankara Devlet Konservatuvarı'nın loş odalarında yetiştirdiği piyanistler, kısa sürede dünya sahnelerinde fırtınalar estirmeye başladı. Fazıl Say gibi bir dehayı yetiştiren ve uluslararası düzeyde ülkemizi temsil eden önde gelen öğrencileri şunlardır:
- Fazıl Say
- Muhiddin Dürrüoğlu-Demiriz
- Emre Elivar
- Emrecan Yavuz
- Mertol Demirelli
Gündemir, yetiştirdiği piyanistlerin başarılarıyla gurur duyarak, adını Türk müzik tarihine silinmez harflerle kazıdı.