Türkiye Cumhuriyeti'nin sanat alanındakı modernleşme adımlarına müzik cephesinden yön veren değerlı besteci ve eğitimci Ulvi Cemal Erkin, çok sesli müziğin ülkede sevilmesi için büyük bir mücadele yürüttü. 14 Mart 1906 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelen sanatçı, müzik tarihimizin mihenk taşlarından biri olan Türk Beşleri grubunun en üretken üyelerinden biri kabul edilir. Opera sahnesi hariç tutulduğunda, klasik müziğin hemen her formunda eserler üreten piyanist, hayatını Türk müzik devrimine adamıştır. Gerek orkestra şefliği gerekse piyano öğretmenliği alanındakı çalışmalarıyla adını tarihe yazdıran müzik insanı, 15 Eylül 1972 tarihinde aramızdan ayrılmıştır. Vefatından bir yıl önce, 1971 yılında devlet sanatçısı unvanı ile taltif edilerek onurlandırılmıştır.
İlk Notalar ve Paris Yıllarındaki Eğitim
İstanbul'un köklü ailelerinden birine mensup olan Ulvi Cemal, üst düzey bir bürokrat olan Mehmet Cemal Bey ile Nesibe Hanım'ın evladı olarak dünyaya geldi. Geleceğin ünlü diplomatı Feridun Cemal Erkin'in kardeşi olan sanatçı, henüz yedi yaşındayken babasını kaybetti. Bu acı kaybın ardından dedesinin evinde büyüdü. Müzikle ilk temasını, evde piyano çalan annesi Nesibe Hanım'ın yardımıyla kurdu. Piyano üzerindeki ilk düzenli eğitimini Fransız öğretmen Mercenier'den aldı. Daha sonraki dönemde, İstanbul'un tanınmış piyano hocalarından piyanist Adinolfi ile çalışmalarını sürdürdü. Bu özel derslerle yeteneğini geliştirirken bir yandan da Galatasaray Lisesinde eğitim hayatına devam etmekteydi. Cumhuriyet hükümetinin yetenekli gençleri yurt dışında okutmak amacıyla 1925 yılında açtığı sınav, onun hayatını tamamen değiştirdi. Millî Eğitim Bakanlığının bu seçmelerini birincilikle tamamlayan Erkin, müzik eğitimi almak üzere Paris'e gönderildi.
Paris Konservatuvarı çatısı altında Jean Batalla, Isidor Philipp ve Camile Decreus gibi isimlerden piyano dersleri aldı. Aynı kurumda armoni alanında Jean Galon ile çalışırken, kontrpuan derslerini ise Noel Galon'dan aldı. Eğitiminin sonraki aşamasında Ecole Normale de Musique bünyesine geçiş yaptı. Bu saygın okulda, dönemin efsanevi hocaları Jean Galon ile Nadia Boulanger'dan kompozisyon dersleri alarak yetkinliğini artırdı. Paris'teki beş yıllık üstün başarılarla dolu eğitim sürecini tamamlayarak 1930 yılında memlekete geri döndü.
Ankara Yılları ve Türk Beşleri'nin Doğuşu
Fransa'dan dönüşünün hemen ardından, genç cumhuriyetin müzik öğretmenlerini yetiştiren Ankara Musiki Muallim Mektebi kadrosuna katıldı. Burada kendisi gibi Avrupa'nın farklı şehirlerinde eğitimlerini tamamlayarak yurda dönen genç meslektaşlarıyla buluştu. Cemal Reşit Rey, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses ile Ankara'da kurduğu bu güçlü birliktelik, Türk müzik tarihine Türk Beşleri adıyla altın harflerle kazındı. Bu idealist müzisyen grubu, yeni Türkiye'nin çağdaş müzik politikasının şekillenmesinde en önemli aktörler haline geldi. Grupta yer alan isimler şunlardır:
- Cemal Reşit Rey
- Hasan Ferit Alnar
- Ahmet Adnan Saygun
- Necil Kazım Akses
- Ulvi Cemal Erkin
Erkin, henüz Paris'te öğrenim görürken yazmaya başladığı 'İki Dans' adlı orkestra yapıtını Ankara'da tamamlamayı başardı. Bestecinin bu ilk büyük orkestral çalışması, 6 Mart 1931 tarihinde Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası tarafından ilk kez icra edildi. Bu yapıt, sanatçının geniş kitlelerce tanınmasını sağladı. Özel hayatında da yeni bir sayfa açan besteci, 1932 yılında meslektaşı Ferhunde Remzi Hanım ile evlendi. Piyanist ve piyano öğretmeni olan eşiyle birlikte müzik yolculuklarını ortak bir paydada sürdürdüler. Bu evlilikten 1937 yılında Sevin, 1941 yılında ise İçten ismini verdikleri iki kız çocukları dünyaya gözlerini açtı.
Ankara Devlet Konservatuvarı ve Cumhuriyet Mirası
Ülkenin çağdaş sanat altyapısını güçlendirmek ve kurumsallaştırmak amacıyla 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı kurulduğunda, başarılı besteci bu önemli eğitim kurumunun temel yapı taşlarından biri haline geldi. Kuruluşla birlikte okulun piyano bölümü başkanlığı görevini üstlenerek yeni nesil piyanistleri yetiştirmeye başladı. İdari görevlerini de başarıyla yürüten sanatçı, 1949 ile 1951 yılları arasında konservatuvarın müdürlüğü görevini yürüttü. Müdürlük görevinin sonrasında da hayatının son dönemine kadar piyano öğretmenliğini ve bölüm şefliğini özveriyle sürdürdü. Kurumda yüzlerce genç müzisyene ilham kaynağı oldu. Bestecilik üretkenliğini hayatı boyunca korumayı başardı. Pek çok konserde de şef olarak podyuma çıktı. Türk müzik devriminin sevilmesi ve geniş halk kitlelerine ulaştırılması amacıyla adeta bir kültür elçisi gibi çalıştı. Ülke kültürüne ve müzik devrimine yaptığı eşsiz katkılardan ötürü, dönemin cumhurbaşkanlığı tarafından 1971 yılında devlet sanatçısı unvanı verilerek hak ettiği biçimde onurlandırıldı. Sanatçı, 15 Eylül 1972 tarihinde hayata veda ettiğinde ardında çok sesli müziğin en değerli hazinelerini bıraktı.
