Türk edebiyatının Tanzimat'tan Servet-i Fünun'a geçiş sürecinde kendine has lirik tarzıyla iz bırakan İsmail Safa, 21 Mart 1867 tarihinde babasının resmi görevi dolayısıyla Mekke'de dünyaya gözlerini açtı. Edebi çevrelerde içli ve duygusal mısralarıyla adını duyuran şair, Muallim Naci tarafından "anadan doğma şair" şeklinde nitelendirilerek takdir topladı. Genç yaşta yakalandığı amansız hastalık ve ailevi trajedilerle şekillenen kısa ömrünü, 24 Mart 1901'de sürgün olarak gönderildiği Sivas'ta tamamladı. Eserlerinde aşk, hüzün, doğa ve ölüm temalarını ustalıkla işleyen yazar, ardında Türk edebi eleştirisine ve şiir dünyasına yön veren değerli çalışmalar bıraktı.
Yetimlikten Edebi Olgunluğa Uzanan Zorlu Yıllar
Şairin kökleri, baba tarafından Trabzonlu tüccar bir aileye, anne tarafından ise İstanbul'un fethinde önemli rol oynayan ünlü alim Akşemseddin'e kadar uzanmaktadır. Kendisi de şiirle uğraşan babası Mehmed Behçet Efendi'nin vefatıyla henüz on bir yaşındayken, annesinin kaybıyla ise altı yaşındayken yetim kaldı. Bu büyük kayıpların ardından kardeşleri Ahmed Vefa ve Ali Kâmi Akyüz ile beraber 1878 yılında İstanbul'a gelerek Darüşşafaka'da eğitim görmeye başladı. Okul yıllarında gösterdiği üstün başarıya rağmen, kaybettiği ebeveynlerinin acısı ve kardeşlerinin sorumluluğu onun omzunda hep ağır bir yük olarak kaldı. Buradan mezun olduktan sonra memuriyete adım atarak Evkaf Nezareti ve İstanbul Telgrafhanesi gibi kurumlarda görev yaptı. Edebiyata duyduğu büyük tutku sayesinde 1887'de Mekteb-i İdâdî-i Mülkî'de edebiyat öğretmenliği yapmaya başladı, ardından Meclis kaleminde çalıştı.
Özel yaşamında da acılar şairin peşini bırakmadı. İlk eşi Refia Hanım'ın 1893'te veremden ölmesi, duyarlı ruhunda derin yaralar açtı. İkinci evliliğinin hemen ardından kendisi de verem hastalığına yakalandı ve tedavi amacıyla bir süre Midilli adasında kaldı. Yaşadığı tüm bu sarsıcı olaylar, onun şiirlerindeki melankolik ve lirik tonu besleyen en önemli unsurlar oldu.
İstibdat Döneminde Muhalif Bir şair ve Sivas Sürgünü
Dönemin siyasi atmosferinde II. Abdülhamid yönetimine karşı muhalif bir duruş sergileyen İsmail Safa, özgürlükçü aydınlarla yakın ilişkiler kurdu. Yakın dostları Tevfik Fikret, Abdullah Cevdet, Ubeydullah Bey ve Hüseyin Siret gibi isimlerle gizli edebi ve siyasi toplantılar düzenledi. Bu süreçte kaleme aldığı "Sultan Hamid'e" ve "Ey Halk Uyan" gibi cesur şiirleri, sarayın tepkisini çekerken hürriyet yanlısı çevrelerde büyük yankı uyandırdı. Bu muhalif tavrı sebebiyle sürekli devlet takibinde olan yazar, nihayetinde 29 Nisan 1900'de Sivas'a sürgün niteliğinde bir memuriyetle gönderildi.
Sivas'taki sürgün hayatı hem maddi hem de manevi açıdan son derece yıpratıcı geçti. Bu dönemde kızları Selma ve Ulya'nın peş peşe vefat etmesi, şairin hassas sağlığını tamamen bozdu. Yaşadığı derin kederi, çocukları Peyami Safa, İlhami Safa ve Selami Safa'ya sığınarak dindirmeye çalıştı. Hastalığının şiddetlenmesi üzerine 34 yaşında hayata gözlerini yuman sanatçı, Garipler Mezarlığı'na defnedildi. Cenazesi daha sonraki yıllarda halkbilimci Eflatun Cem Güney ve milletvekili Ziya Başar'ın girişimleriyle Ali Ağa Camisi Mezarlığı'na nakledildi.
Edebi Mirası ve Eserleri
Sanat yaşamında eski ve yeni tartışmalarında ılımlı bir köprü görevi üstlenen şair, "Kâmil" müstear adıyla da eserler üretti. Dil kurallarına, aruz veznine ve kafiyeye sadık kalsa da duyuş ve estetik yönünden modern edebiyatı benimsedi. Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit Tarhan etkilerini taşıyan şiirlerinde dini, felsefi ve bireysel temalar ağırlıktadır. Türk edebiyatına kazandırdığı başlıca eserler şunlardır:
- Sünûhât (1889): Tabiat, Allah ve hayat gibi felsefi konuları işleyen terciibend tarzında bir eserdir.
- Huz Mâ-Safâ (1891): Babasının ve kendisinin şiirlerini içeren, çocukluk ve Mekke hasretini anlatan divançe niteliğinde bir kitaptır.
- Mağdûre-i Sevdâ (1891): Aldatılmış bir kadının dramını ele alan, Abdülhak Hamit'in eserine nazire olarak yazılan manzum çalışmadır.
- Mevlid-i Pederi Ziyâret (1895): Kardeşiyle birlikte babasının memleketi Trabzon'a yaptıkları yolculuğu anlatan manzum gezi kitabıdır.
- Mensiyyât (1896): Tevfik Fikret'e ithaf ettiği ve dergilerde çıkan şiirlerini topladığı eseridir.
- Mülâhazât-ı Edebiyye (1897): Edebi kurallar, sanatın doğası ve estetik üzerine kaleme aldığı eleştiri kitabıdır.
- Hissiyât (1912): Ölümünün ardından yayımlanan, içinde milli ve dini şiirlerin yer aldığı derlemedir.
- Muhâkemât-ı Edebiyye (1913): Şiir kuramları ve dönemin şairlerine yönelik eleştirileri içeren makaleler bütünüdür.
