İçeriğe Atla
Akşemseddin fotoğrafı
Anasayfa Varlık

Akşemseddin Kimdir?

Fatih'in hocası Akşemseddin kimdir? 1390'da Şam'da doğan dahi hekim ve din alimi, mikrobu keşfedip İstanbul'un fethinde kritik rol oynamıştır.

Diğer adlar: Mehmet Şemsettin Bin Hamza, Akşeyh, Akşemsettin

Bu Konuda Neler Var?

💡 Başlıklara tıklayarak sayfa içinde hızlı gezinebilirsiniz.

Akşemseddin Hakkında

Osmanlı İmparatorluğu'nun manevi mimarlarından biri olan, hem tıp hem de din alanındaki derin bilgisiyle tanınan Mehmet Şemsettin Bin Hamza, namıdiğer Akşemseddin, Hicri 792 (Miladi 1390) senesinde Şam'da dünyaya gözlerini açtı. Küçük yaştan itibaren zekasıyla dikkat çeken bu büyük deha, saçının ve sakalının beyazlığı ile giydiği ak elbiseler sebebiyle bu lakapla anılmaya başlanmıştır. Genç yaşta Amasya ve Çorum medreselerinde eğitimini tamamlayarak dönemin tıp, astronomi, matematik ve tasavvuf alanlarında en etkili şahsiyetlerinden biri haline geldi. İstanbul'un fethine sunduğu manevi ve stratejik katkılar sayesinde cihan imparatorluğunun yönünü belirleyen önemli bir yol gösterici olmuştur.

Hz. Ebu Bekir'in soyundan gelen ve babası Hamza'nın himayesinde büyüyen Akşemseddin, henüz yedi yaşındayken Kur'an-ı Kerim'i ezberleyerek hafızlık makamına ulaştı. Ailesinin Amasya'nın Kavak nahiyesine göç etmesiyle Anadolu topraklarındaki ilim yolculuğu resmen başlamış oldu. Babasını kaybettikten sonra Amasya ile Çorum'un Osmancık medreselerinde tahsiline devam eden genç bilgin, gösterdiği üstün başarıyla kısa sürede müderrislik unvanı aldı. Buradaki eğitimini tamamladıktan sonra Osmancık'ta öğretmenlik yapmaya başladı. Ancak zihnindeki derin hakikat arayışı sadece medrese duvarlarıyla sınırlı kalmadığı için tasavvuf ve içsel olgunluğa ulaşma arzusuyla yanıp tutuşan bilgin, müderrislik görevini tamamen geride bırakarak yollara düştü. Manevi bir rehber bulabilmek amacıyla İran topraklarına kadar uzanan uzun bir seyahate çıktı. Aradığını bulamayınca vakit kaybetmeden Anadolu'ya geri döndü. Bu dönüş, onun hayatında yepyeni bir sayfa açacaktı.

Anadolu topraklarına dönen Akşemseddin, Ankara'da Hacı Bayram Veli'nin müridi oldu. Kısa zamanda tasavvuf ilminin tüm inceliklerine vakıf oldu. Göstermiş olduğu olağanüstü gayret ve samimiyet sayesinde hocasının en yüksek takdirine mazhar olarak hilafet tacını giymeyi başardı. İcazetini aldıktan sonra Ankara'dan ayrılarak Beypazarı'na yerleşen ünlü alim, burada çok kısa bir süre zarfında büyük bir üne kavuştu. Çevresine toplanan büyük kalabalıklardan bir nebze olsun uzaklaşmak isteyerek İskilip'e göç etse de nihai durak olarak yeşillikler içindeki Bolu'nun Göynük ilçesini seçti. Göynük'te kendisine mütevazı bir yaşam kuran alim, burada bir değirmen ve mescit inşa ettirdi. Hem çocuklarının terbiyesiyle ilgilendi hem de kıymetli eserlerini kaleme aldı. Yaşamı boyunca tam yedi kez hac vazifesini yerine getirme şerefine nail oldu. Toplamda on evlat sahibi olan Akşemseddin, manevi derinliğiyle Bayramîlik tarikatının liderliğini üstlendi.

Tıp Dünyasında Bir Devrimci: Mikroorganizmaların Kâşifi

Akşemseddin sadece bir din adamı değil, aynı zamanda çağının ötesinde buluşlara imza atmış dahi bir hekimdir. Tıp ve eczacılık alanındaki bilgisinin kaynağı tam olarak bilinmese de bu alanda gösterdiği başarılar döneminde büyük hayranlık uyandırdı. Beden hastalıklarının yanı sıra ruh sağlığıyla da ilgilenerek döneminin önde gelen psikiyatrlarından biri oldu. En dikkat çekici çalışması ise modern tıbbın temelini oluşturan mikrop teorisini asırlar öncesinden dile getirmiş olmasıdır. Ünlü Fransız bilim insanı Louis Pasteur'ün deneylerle kanıtlamasından tam dört yüz yıl önce, gözle görülemeyen küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla hastalıkların kişiden kişiye bulaştığını öne sürerek bilim dünyasında çığır açtı. Türkçe olarak kaleme aldığı ünlü Maddet-ül Hayat isimli eserinde bu durumu çarpıcı kelimelerle ifade etmiştir. Hastalıkların insanlara teker teker bulaşmadığını, aksine canlı mikroorganizmalar yoluyla geçtiğini açıkça belirtmiştir. Mikroskobun henüz icat edilmediği bir çağda bu tespiti yapması, onu mikrobiyolojinin babası olarak tarihe geçirmiştir.

İstanbul'un Fethindeki Rolü ve Padişahın Hocası

Osmanlı padişahı II. Murat'ın özel isteğiyle genç şehzade II. Mehmed'in (Fatih Sultan Mehmed) hocalığına getirildi. Bu görev, cihan tarihini değiştirecek olan fethin de zeminini hazırladı. Akşemseddin, genç hükümdara sadece ilim öğretmekle kalmadı, fethin manevi inancını da onun ruhuna aşıladı. Büyük İstanbul kuşatması sırasında İslam ordusunun moral ve motivasyonunu en üst seviyede tutmak amacıyla, kendi çocukları, talebeleri ve samimi müritleriyle birlikte bizzat cephe hattında yer alarak fetih ruhunu ateşledi. Kuşatmanın en zor anlarında padişaha yazdığı mektuplarla askeri disiplini ve fethin kaçınılmaz olduğunu savundu. Denizdeki başarısızlıkların ardından yazdığı mektupta, kararlılıkla hareket edilmesini ve orduda gevşekliğe izin verilmemesini tavsiye etti. Bu tarihi mektup, fethin en kritik ve sarsıcı dönüm noktalarından biri olarak kabul edilmektedir.

Fethin gerçekleştiği gün şehre girerken halkın onu padişah sanıp çiçekler uzatması üzerine, 'Hünkar ben değilim' diyerek talebesini gösterdi. Genç Fatih ise hocasına olan derin hürmetini, 'Hünkar benim ama o benim hocamdır, çiçekler ona layıktır' sözleriyle dile getirdi. Fethin tamamlanmasının hemen ardından Ayasofya Camii'nde eda edilen o tarihi ilk Cuma namazında, padişahın minberdeki hutbesini tamamlamasının akabinde onun yönlendirmesiyle imame geçerek cemaate namazı kıldıran kişi olmuştur. Böylece fethin ilk namazını kıldırma şerefi Akşemseddin'e nasip oldu. Ayrıca padişahın arzusu üzerine, sahabeden Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kayıp kabrini kerametle bularak fethin manevi zaferini taçlandırdı. Fatih'in tüm ısrarlarına rağmen başkentte kalmayı reddederek Göynük'teki sakin hayatına geri döndü.

Göynük Yılları ve Ölümsüz Eserleri

Ömrünün son demlerini Göynük'te inzivada geçiren Akşemseddin, 15 Ocak 1460 tarihinde yetmiş yaşında fani dünyaya gözlerini yumdu. Vefatının ardından 1464 yılında padişah tarafından Göynük ilçesinde kabri üzerine muhteşem bir türbe inşa ettirilmiştir. Geride bıraktığı tıp ve tasavvuf eserleri, onun çok yönlü dehasının en büyük kanıtıdır. Hem fiziki hem de ruhi hastalıkları tedavi eden bu büyük hekim, bilim tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. 1988 yılından beri her mayıs ayında onun hatırasını yaşatmak için Göynük'te anma günleri düzenlenmektedir.

Bilginin kalıcılığına inanan Akşemseddin'in insanlığa miras bıraktığı başlıca eserleri şunlardır:

  • Maddet-ül-Hayat (Türkçe kaleme alınan tıp eseri)
  • Risalet-ül-Nuriyye (Nur Risalesi adıyla da bilinen tasavvuf kitabı)
  • Kitab-ül-Tıp (Tıp alanındaki çalışmalarını toplayan başucu kitabı)
  • Hall-i Müşkülat (Güçlüklerin Halli anlamına gelen Arapça eser)
  • Makamat-ı Evliya (Velilerin makamlarını açıklayan tasavvufi rehber)

Sıkça Sorulan Sorular

Akşemseddin kimdir?

Fatih'in hocası Akşemseddin kimdir? 1390'da Şam'da doğan dahi hekim ve din alimi, mikrobu keşfedip İstanbul'un fethinde kritik rol oynamıştır.

Akşemseddin ne zaman doğdu?

Akşemseddin, 1 Ocak 1390 tarihinde doğdu.

Akşemseddin nerede doğdu?

Akşemseddin Şam doğumludur.

Akşemseddin ne zaman vefat etti?

Akşemseddin 15 Ocak 1460 tarihinde hayatını kaybetti.

Akşemseddin hangi alanda tanınır?

Akşemseddin, din adamı olarak tanınır.