İsmail Hakkı Dümbüllü, 1897 (bazı kaynaklara göre 1899) yılında İstanbul’un tarihi semti Üsküdar’da dünyaya gözlerini açtı. Geleneksel Türk tiyatrosunun son büyük temsilcisi olan usta sanatçı, 5 Kasım 1973’te yine doğduğu şehirde hayata veda etti. Dönemin en popüler güldürü ustası olan Dümbüllü, orta oyunu ve tulûat geleneğini yaşatarak adını altın harflerle yazdırdı. Kel Hasan Efendi’nin yanında yetişen aktör, sözlü halk kültürünü sinema ve radyoya taşıyarak bu eşsiz mirasın geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.
Saraydan Sahnelerin Tozuna Uzanan Bir Yaşam
Sanatçının kökenleri oldukça ilginç bir arka plana dayanıyordu. Babası padişah II. Abdülhamid'in en güvendiği silahşorlardan Zeynel Abidin Efendi, annesi ise Fatma Azize Hanım idi. Ailesi bu yetenekli çocuğa İsmail Hakkı adını verdi. Eğitim hayatına Üsküdar İttihat-ı Terakki Mektebinde başlayan genç çocuk, ilkokuldan sonra askeri rüştiyeye kaydoldu. Ancak onun kalbi çoktan tiyatro aşkıyla çarpmaya başlamıştı. Sahne tutkusu derslerin önüne geçince askeri okuldan uzaklaştırıldı. Bu ayrılık, Türk tiyatrosu için yepyeni ve parlak bir devrin başlangıcı olacaktı. İsmail Hakkı, sanata ilk adımını Karagöz Hüseyin'in amatör sahnesinde attı.
1917 yılına gelindiğinde, profesyonel tiyatro hayatının kapıları onun için sonuna kadar açıldı. Dönemin büyük ustası Kel Hasan Efendi’nin tiyatrosunda sahne almaya başladı. Burada tam dokuz yıl boyunca aralıksız çalışarak geleneksel tuluat tiyatrosunun en ince detaylarını bizzat kaynağından öğrendi. Sahne arkasında ve önünde geçen bu son derece verimli yıllarda Kavuklu Hamdi, Komik Naşid Efendi, Küçük İsmail Efendi ve Abdürrezzak gibi dönemin en efsanevi isimleriyle bir arada çalışarak büyük tecrübe kazandı. Kantocu Peruz Hanım’ın seslendirdiği popüler 'Dümbüllü' kantosunun arasına doğaçlama bir şekilde gazel ekleyerek söylemesi, genç sanatçının tüm hayatı boyunca gururla taşıyacağı o ünlü lakabın doğmasını sağladı. Genç komiğin yeteneğini fark eden Kel Hasan Efendi, bir gün kardeşi Recep Sefa’ya onun gelecekteki yerini müjdeleyecekti. Kel Hasan, kardeşine onun asla bir komik olamayacağını, bu sanatñn asıl sahibinin İsmail Hakkı olduğunu açıkça dile getirmişti. Ustasının bu öngörüsü boşa çıkmadı ve Dümbüllü, hocasından orta oyununu simgeleyen tarihi kavuğu ile tuluatın simgesi olan fesi törenle devraldı.
Direklerarası'ndan Anadolu Yollarına ve Radyo Dalgalarına
Tarihler 1928 yılını gösterdiğinde, İsmail Hakkı Dümbüllü yeni bir ortaklığa imza attı. Değerli sanatçı Tevfik İnce ile el ele vererek Direklerarası’nda Hilal Tiyatrosu’nu kurdular. Sahnede harika bir ikili olan bu iki aktör, geleneksel rollere modern dokunuşlar getirdiler. Dümbüllü, orta oyunundaki klasik Kavuklu karakterinin yeni bir yorumu olan Uşak rolüyle seyirci karşısına çıktı. Tevfik İnce ise geleneksel Pişekar rolünün modern versiyonu olan Jön karakterini üstlendi. İkili, 1933 yılından itibaren Anadolu'nun dört bir yanını kapsayan büyük turnelere çıkmaya başladı. Gezginci tiyatro formatını geleneksel oyunlarla harmanlayarak, ülkenin en ücra köşelerindeki insanlara tiyatro sevgisini aşıladılar.
Bu dönemde sergiledikleri bazı eserler seyircinin hafızasında silinmez izler bıraktı. Dümbüllü’nün eşsiz doğaçlama yeteneğiyle hayat bulan oyunlar, salonları kahkahaya boğuyordu. Sahnede sergilenen bu yapıtlar arasında şu oyunlar özellikle büyük kitlelere ulaştı:
- Gözlemeci
- Kavuklu'ya Hile
- Çifte Hamamlar
- Ters Biyav
- Kanlı Nigâr
Tiyatro sahnelerindeki bu başarılar zamanla radyoya da taşındı. Dümbüllü, tuluat ve orta oyunu dağarcığından en güzel örnekleri radyo dalgaları aracılığıyla evlere ulaştırdı. TRT İstanbul Radyosu’nda on beş günde bir yayımlanan ve sunuculuğunu Orhan Boran’ın yaptığı müzik eğlence programı, onun sesini tüm Türkiye'ye tanıttı. Tevfik İnce ile beraber mikrofon başına geçtikleri ve tuluat repertuarından benzersiz örnekler sundukları bu özel bölümler, radyoları başındaki dinleyiciler tarafından adeta büyük bir sabırsızlıkla ve keyifle takip ediliyordu. Bu yayınlar, geleneksel Türk tiyatrosunun unutulmasını engelleyen ve onu yeni nesillere sevdiren çok önemli bir köprü görevi üstlendi.
Beyaz Perdede Bir Halk Komiği: Nasreddin Hoca Tiplemesi
1940'lı yılların sonlarına doğru İsmail Hakkı Dümbüllü için sinema perdesi aralandı. Türk sinemasında adeta bir "halk komiği" rüzgarı estiren sanatçı, kısa sürede beyaz perdenin de en parlayan yıldızlarından biri haline geldi. Kamera önündeki doğal tavırları ve halkın içinden gelen esprileriyle izleyicinin kalbini kazandı. Sinema kariyerinde canlandırdığı karakterler arasında özellikle Nasreddin Hoca tiplemesi, onun adıyla tamamen özdeşleşti. Geleneksel halk mizahını modern beyaz perde unsurlarıyla harmanlayarak geniş kitlelere ulaştıran Dümbüllü, 5 Kasım 1973 tarihinde hayata gözlerini yumduğunda ardında asla doldurulamayacak büyüklükte bir sanatsal boşluk bıraktı. O, sadece bir komedyen değil, aynı zamanda koca bir geleneğin son muhafızıydı.
