Orhan Boran, Türk radyo ve televizyon tarihinin efsanevi ismi, ülkemizde stand-up geleneğinin temellerini atan duayen sunucu ve aktör, 30 Haziran 1928'de İstanbul'da dünyaya gözlerini açtı. Kendine has nezaketi, kusursuz Türkçesi ve unutulmaz ses tonuyla kitleleri peşinden sürükleyen sanatçı, Paris'te izlediği şovlardan aldığı ilhamı kendi zekasıyla harmanlayarak Türk eğlence dünyasında adeta bir çığır açtı. Babası Hikmet Boran, henüz Askeri Tıbbiye üçüncü sınıf öğrencisiyken katıldığı 1919 Sivas Kongresi'nde manda yönetimine karşı çıkışıyla Atatürk'ün takdirini kazanmış meşhur bir askeri hekimdir. Ailesi aslen Balıkesir'in Savaştepe kökenlidir. Babası Hikmet Boran ise 1944 yılında veremden vefat etti. Edremit Cumhuriyet İlkokulu'nun ardından Galatasaray Lisesi'ne yatılı girerek eğitimine devam eden usta isim, 1946 yılında buradan mezun oldu.
Tiyatrodan Gece Kulüplerine Uzanan Yolculuk
Sahneyle ilk teması Galatasaray Lisesi'nde okurken, Necdet Mahfî Ayral tarafından bir Moliere oyununda oynamak üzere seçilmesiyle gerçekleşti. Lisenin ardından İstanbul Şehir Tiyatroları'nda göreve başlayan başarılı isim, Vasfi Rıza Zobu ile birlikte aynı sahneyi paylaştı. Tiyatro çalşmaları nedeniyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü'ndeki eğitimini üçüncü sınıfta yarıda bırakmak durumunda kaldı. Fransız bir gruba yaptığı tercümanlık ona yeni bir kapı araladı. Paris'teki Théâtre les Mathurins bünyesinde bir yıl aksesuvar memurluğu yaptı. Orada izlediği sanatçıların esprili ve doğaçlama konuşmalarla halkı güldürmesinden aldığı ilhamla, bu sahne formatını ülkemizde de hayata geçirmeyi kararlaştırdı. Yurda dönüşünde, yeni açılan İstanbul Radyosu'nda Ekrem Reşit Rey'in asistanı ve temsil rejisörü olarak görev yapmaya başladı. Ancak Elmadağ'daki Kervansaray gece kulübünden aldığı cazip sahne yönetimi teklifi, radyo yönetimi tarafından hoş karşılanmayınca görevinden istifa etti. Gecede kırk lira gibi yüksek bir ücret karşılığında başladığı bu yeni işinde, program aralarındaki takdimlere eklediği şakalarla izleyenleri kendine hayran bıraktı. Yoğun ilgi üzerine sunuculuğu başkasına devredip doğrudan esprili konuşmalara odaklandı ve Türkiye'nin ilk ayaküstü gırgır geleneği böylece başladı.
Bununla birlikte 1954 senesinde Tarsus gemisiyle çıkılan dünya seyahatinde sahne alan Boran, o dönem alkole bağımlılığı nedeniyle denize düşmemesi için özel görevliler eşliğinde yolculuk etti. Hakkı Devrim'in nezaret ettiği bu zorlu seyahatte ona eşlik eden sanatçılar ise şunlardır:
- Caz sanatçısı Sevinç Tevs
- Kemancı Halil Darvaş
- Piyanist Fritz Kerten
Yuki ve Radyolu Günlerin Efsanevi Karakterleri
Orhan Boran, 1959 yılının Nisan ayında bir pazar sabahı İstanbul Radyosu dinleyicilerine eşsiz bir hayali karakter tanıttı. Tavşan kulaklı, sincap kuyruklu ve zeki bir yaratık olan Yuki, kısa sürede ülke çapında büyük bir fenomene dönüşti. Hızla dönen banttan yansıyan sevimli sesiyle gönülleri fetheden Yuki, daha sonra Altan Erbulak'ın çizgileriyle dergilerde yaşamaya devam etti. Karakter, 1960'larda 'Pazar' dergisinde, 1977'den itibaren ise Mıstık'ın resimleriyle 'Milliyet Çocuk' dergisinde boy gösterdi. Sanatçının geliştirdiği bir diğer ünlü tipleme ise hayali 'Kayınbirader' karakteriydi. Yuki'den farklı olarak, onunla doğrudan karşılıklı konuşmaz, sadece başından geçen tuhaf ve komik olayları anlatırdı. Kimi zaman şaşırtıcı bir zeka gösteren bu hayali akraba, kimi zaman da son derece saf tavırlar sergilerdi. Tek başına yazdığı bu hikayeler ve tiplemeler, Boran'ın yaratıcı yeteneğinin en önemli göstergesi oldu.
Londra Macerası ve Gazetecilik Yılları
BBC'nin 1956 yılında düzenlediği sınavda iki yüz yirmi kişi arasından birinci seçilerek Londra'ya gitmeye hak kazandı. Burada dört yıl kalarak BBC Türkçe Servisi'nde programlar yaptı ve haber bültenleri sundu. Aynı dönemde Dünya Gazetesi'nin Londra muhabirliğini büyük bir başarıyla yürütürken, 17 Şubat 1959 tarihinde içinde Başbakan Adnan Menderes'in de bulunduğu uçağın Gatwick yakınlarında düştüğünü tüm dünyaya duyuran ilk isim kendisi oldu. Bu başarı ona yeni kapılar açtı. Hürriyet ve Milliyet'te yirmi beş yıl yazarlık yaptı. Yakın dostu Şakir Eczacıbaşı'nın davetiyle Türkiye'ye dönen sanatçı, gazinolarda ve özel organizasyonlarda şovlarına kaldığı yerden devam etti. 1960'lı yıllarda İstanbul'un Yeşildirek futbol takımının menajerliğini yürüterek spor dünyasına da dokundu. Televizyon döneminin başlamasıyla TRT ekranlarında boy gösteren Boran, elindeki beyaz mendiliyle hafızalara kazındı.
Televizyon dünyasında da büyük izler bırakan usta sanatçı, kariyeri boyunca pek çok başarılı yapıma imza attı:
- TRT ekranlarında eşiyle sunduğu Orhan Boran'la Pazar Geceleri
- İlk özel televizyon kanalı Magic Box'taki Orhan Boran'lı Dakikalar
- Kanal D ekranlarında izleyiciyle buluşan Kim Haklı
- atv kanalında hazırlayıp sunduğu atv'de Pazar
Kendisini esprili bir dille 'profesyonel geveze' ya da 'kalem işçisi' olarak tanımlayan usta sanatçı, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde diksiyon ile radyo ve televizyon jenerikleri üzerine dersler vererek engin tecrübesini genç nesillere aktardı. Çok yönlü entelektüel kişiliğiyle öne çıkan Boran, ana dili düzeyinde şu yabancı dilleri konuşabiliyordu:
- İngilizce
- Fransızca
- İspanyolca
Özel yaşamında üç evlilik yapan sanatçının, ilk evliliğinden Arzu Akman adında bir kız evladı dünyaya geldi. İkinci evliliğini 1957 yılında İngiliz Elizabeth ile gerçekleştiren Boran, yedi yıllık bir birlikteliğin ardından 1964'te boşandı. Üçüncü evliliğini ise 1973 yılında TRT bünyesinde tanıştığı Güler Hanım ile gerçekleştirdi. Çiftin Burak ve Ahu isminde iki çocuğu oldu. Oğlu Burak Boran beyin cerrahı oldu. 2002 yılında yakalandığı kolon kanserini yenmek için iki kez ameliyat masasına yattı. 10 Haziran 2005 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda BKM'nin düzenlediği büyük jübileyle sahnelere tamamen veda etti. Usta sanatçı, iki buçuk yıl süreyle mücadele ettiği ilik hastalığı nedeniyle 26 Mayıs 2012'de seksen dört yaşında vefat etti. Türk kültür çınarı arkasında doldurulamaz bir boşluk bıraktı.
