İslam dininin kurucusu ve son peygamberi olan Hz. Muhammed, 20 Nisan 571 tarihinde Mekke'de dünyaya gelerek tarihin akışını değiştiren en önemli inanç hareketinin öncülüğünü üstlenmiştir. Henüz anne karnındayken babası Abdullah'ı kaybeden, altı yaşında ise annesi Âmine'nin vefatıyla hem öksüz hem yetim kalan bu müstesna şahsiyet, erken yaşta karşılaştığı hayat zorluklarına karşı gösterdiği üstün ahlakı ve sabrıyla dikkat çekmiştir. Mekke'de tebliğ etmeye başladığı ilahi davetle Arap Yarımadası'ndaki putperestlik düzenini kökten sarsmış, adalet ve eşitlik temelli yeni bir nizam kurmuştur. Çevresinde uyandırdığı sarsılmaz güven duygusuyla tanınan genç bir tüccarken, kırk yaşında kendisine vahyedilen ilahi kelamla insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarma vazifesini üstlenmiş ve bu kutlu mücadeleyi ömrünün son anına dek kararlılıkla sürdürmüştür.
Zorluklarla Geçen Çocukluk ve Emin Bir Şahsiyetin Doğuşu
Yetim bir çocuk olarak hayata gözlerini açan Hz. Muhammed, yaşamının ilk dört yılını sütannesi Halime'nin yanında geçirdikten sonra annesi Âmine'nin yanına dönmüştür. Altı yaşındayken babasının kabrini ziyaret etmek ve akrabalarıyla tanışmak üzere çıktıkları Medine yolculuğundan dönerken, annesinin Ebva denilen mevkide vefat etmesiyle derinden sarsılmıştır. Yardımcıları Ümmü Eymen tarafından Mekke'ye getirilerek dedesi Abdülmuttalip'e teslim edilen küçük çocuk, sekiz yaşına geldiğinde dedesini de kaybetmiştir. Vasiyet üzerine amcası Ebu Talib'in evine taşınmış ve onun zeki, asil ve alicenap kişiliğinden derinden etkilenmiştir. Amcasının yanında genç yaşta ticaret hayatına atılan ve dürüstlüğüyle nam salan genç Muhammed, ticari ortaklıklarında ve toplumsal ilişkilerinde gösterdiği doğruluk sebebiyle şehirde el-Emin yani en güvenilir kimse olarak anılmaya başlamıştır.
Henüz yirmi yaşındayken Mekke'de yaşanan gasp, hırsızlık ve zulümlere karşı durmak amacıyla kurulan Hılfulfudül cemiyetine katılarak adaleti savunma yolundaki kararlılığını göstermiştir. Yirmi beş yaşına ulaştığında, üstün iş ahlakı ve güvenilirliği sayesinde Hz. Hatice ile evlenmiştir. Bu mutlu birliktelikten altı evladı dünyaya gelmiş, ancak kızı Hz. Fatıma dışındaki tüm çocukları kendisinden önce vefat etmiştir. Otuz beş yaşında iken, sel sularıyla harap olan Kâbe'nin onarımı sırasında kutsal Haceru'l-esved taşının yerine yerleştirilmesi konusundaki anlaşmazlığı kabile reislerini bir araya getiren dâhice bir hakemlikle çözerek muhtemel bir savaşı engellemiştir.
İlahi Davet, Çetin Mücadeleler ve Medine'ye Hicret
Kırk yaşına yaklaştığında derin düşüncelere dalmak üzere Hira Dağı'ndaki mağaraya çekilen Hz. Muhammed, 610 yılının Ramazan ayında melek Cebrail aracılığıyla gelen ilk vahiyle peygamberlik vazifesine başlamıştır. Yaratanın adıyla okuması emredilen bu ilk ayetlerin ardından tebliğe en yakınlarından başlamış ve bu çağrıya ilk olarak eşi Hz. Hatice, amcasının oğlu Hz. Ali, evlatlığı Zeyd bin Harise ve sadık dostu Hz. Ebu Bekir icabet etmiştir. Bu seçkin isimler İslam tarihine ilk Müslümanlar olarak geçmiş, ardından Hz. Osman, Abdurrahman bin Avf ve Hz. Hamza ile Hz. Ömer gibi güçlü şahsiyetlerin katılımıyla inananların sayısı artmıştır. Mekke'nin ileri gelenlerinin uyguladığı ağır baskı, işkence ve boykotlar karşısında Müslümanların bir kısmını 615 yılında Habeşistan'a göndererek ilk hicreti gerçekleştirmiştir.
Peygamberliğin onuncu yılında koruyucusu olan amcası Ebu Talib ve sevgili eşi Hz. Hatice'nin vefatıyla hüzün dolu günler yaşamış, bu dönemde destek aramak için gittiği Taif'te taşlanarak ağır hakaretlere uğramıştır. Ancak inancından asla taviz vermeyerek tebliğe devam etmiş, Akabe Biatları'nın ardından 622 yılında Müslümanların Mekke'den Medine'ye göç etmelerine müsaade etmiş ve kendisi de Hz. Ebu Bekir ile hicret etmiştir. Medine'de yerel halk olan Ensar ile göç eden Muhacirler arasında kardeşlik köprüleri kurarak güçlü bir İslam devletinin temellerini atmıştır.
Medine Dönemi, Zaferler ve Veda Hutbesi
Yeni kurulan devletin savunulması amacıyla müşriklere karşı Bedir, Uhud, Hendek ve Müreysi gibi önemli askeri mücadeleler yönetilmiştir. Medine'ye saldırma planları yapan topluluklara karşı düzenlenen seferlerle sınır güvenliği sağlanmış ve nihayet 630 yılında, doğduğu topraklar olan Mekke'yi savaşsız bir şekilde fethetmiştir. Şehre girdiğinde genel af ilan ederek büyük bir hoşgörü örneği sergilemiş, bu olaydan sonra Arap Yarımadası'ndaki kabileler dalgalar halinde İslamiyeti kabul etmiştir. Bu süreçte eşlerinin vefatı gibi sebeplerle toplumsal ve siyasi bağları güçlendirmek adına Hz. Ayşe ve Hz. Hafsa ile evlilikler gerçekleştirmiştir. Nesli ise kızı Hz. Fatıma ve damadı Hz. Ali'nin çocukları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin üzerinden devam etmiştir.
Vefatından kısa bir süre önce, 632 yılında Arafat'ta yüz binden fazla Müslüman'a hitap ettiği meşhur Veda Hutbesi'ni irat etmiştir. İnsan hakları evrensel beyannamesi niteliğindeki bu konuşmada şu temel esasları vurgulamıştır:
- İnsanların can, mal ve namus dokunulmazlığı esastır.
- Faizin her türlüsü ve cahiliyeden kalma kan davaları tamamen kaldırılmıştır.
- Kadınların hakları gözetilmeli ve onlara nezaketle muamele edilmelidir.
- Bütün müminler kardeştir ve hiç kimsenin bir diğerine ırk veya renk üstünlüğü yoktur; üstünlük yalnızca takvadadır.
Kutlu vazifesini sabır, azim ve cesaretle tamamlayan Hz. Muhammed, yakalandığı humma hastalığının ardından 8 Haziran 632 tarihinde Medine'de 61 yaşında vefat etmiştir. Cenaze namazının ardından, hayata gözlerini yumduğu odasında toprağa verilmiştir.
