İstanbul'un en önemli merkezlerinden birine adını veren Haydar Paşa, 1512 yılında o dönem Hamidabâd Sancağı olarak anılan Isparta'nın Gelendost ilçesinde dünyaya gelen, Osmanlı askeri ve mimari tarihinin en parlak dehalından biridir. Mehmet Ağa'nın oğlu olan bu büyük devlet adamı, üstün mühendislik yetenekleri ve cephelerdeki kahramanlıklarıyla imparatorluğun üç tuğlü paşalığa kadar yükselen ender şahsiyetleri arasında yer almaktadır. Hem denizlerde hem de karadaki üstün başarılarıyla tanınan askeri lider, 18 Ağustos 1595 tarihinde Bükreş önlerindeki Eflak seferinde aldığı şarapnel yarası sonucu 83 yaşındayken şehadet şerbetini içmiştir.
Dehanın Keşfi: Isparta'dan Mimar-Mühendisliğe Uzanan Yol
Çocukluk ve ilk gençlik yıllını doğduğu köyde geçiren genç Haydar, 18 yaşına kadar burada temel eğitimini tamamladı. Ardından Eğirdir ve Akşehir medreselerinde ilim tahsiline devam ederek entelektüel altyapısını güçlendirdi. Bilgiye olan açlığı onu payitaht İstanbul'a sürükledi. İstanbul'da önce Mimarağa Ocağına girdi. Kısa sürede yeteneğini kanıtlayarak Osmanlı ordusunun nitelikli kadrolarını yetiştiren Darüssanayi Odasına geçiş yaptı. Burada askeri mimarlık, tabya subaylığı ve mühendislik eğitimleri aldı. Mimarağa yardımcılığının ardından 1530 yılında darüssanayi kalfalığına yükseldi.
Üstün zekası ve çalışkanlığı sayesinde genç yaşta Yavuz Sultan Selim'in lalası Güzelce Kasım Paşa ve büyük denizci Piri Reis'in dikkatini çekti. Genç mühendise verilen ilk büyük görev, Kasımpaşa'da Haliç Tersanesi'nin bulunduğu alanda ilk Türk tersanesini inşa etmek oldu. Haydar Paşa burada havuzlar ve depolar yaparak rüştünü ispatladı. Hemen ardından Hadım Süleyman Paşa ile birlikte Cidde'ye giderek Kızıldeniz'de ilk Türk donanma üssünün temellerini attı. Bu projelerle imparatorluğun denizlerdeki gücü pekiştiren stratejik adımların mimarı haline geldi.
Savaş Meydanlarında ve İmar Projelerinde Bir Ömür
Haydar Paşa, sadece bir mühendis değil, aynı zamanda savaş meydanlarında fırtına gibi esen bir komutandır. Kazandığı başarılar vesilesiyle 1540 yılında tek tuğlü paşa unvanını elde etti. Bir istihkam alayının komutanı olarak Macaristan seferine katıldı ve Budin'in fethinde büyük rol oynadı. Budapeşte'nin ele geçirilmesinin ardından rütbesi iki tuğlü paşalığa çıkarıldı. Durmak bilmeyen devlet adamı, 1548'de Kanuni Sultan Süleyman'ın İran seferine katıldı. 1551'de Sokollu Mehmed Paşa ile Transilvanya harekatında ön saflarda yer aldı. Temeşvar kuşatması, Segetin baskını ve Zigetvar kuşatması gibi kritik çarpışmalarda dehasını gösterdi. Baboca ve Köstence kalelerini bizzat fethetti.
Seferlerde sergilediği üstün başarılar; Kanuni Sultan Süleyman, Barbaros Hayreddin Paşa, Rüstem Paşa ve Sokollu Mehmed Paşa gibi dönemin liderleri ve sadrazamları tarafından görülmemiş bir takdirle karşılanarak ordu tarihinde eşi benzeri az görülen üç tuğlü paşalık makamına yükseltilmesini sağladı. Şehzadeler arasındaki taht mücadeleleri esnasında saptırılan iddialar yüzünden, iftiraya uğrayan Sadrazam Rüstem Paşa ile birlikte bir dönem azledilen devletin bu üçüncü önemli ismi, Rüstem Paşa'nın ikinci sadrazamlığı sırasında, 1555 yılında hariciye işlerini yürütmekle görevlendirildi ve aynı yıl Osmanlı-İran barş görüşmelerine heyet başkanı olarak liderlik etti. II. Selim devrinde ise kubbe vezirliğine getirilerek devlet yönetiminin zirvesine yerleşti.
Donanma Başarıları, Büyük Kanal Projesi ve şehadet
Donanma Komutanı Turgut Reis ile Akdeniz'i Türk gölü haline getiren tüm seferlerde omuz omuza mücadele eden Haydar Paşa, küresel çapta vizyoner projelere de imza attı. Don ve Volga nehirlerini bir kanalla birleştirerek Hazar ile Karadeniz'i başlama fikrini Sokollu Mehmed Paşa'ya kabul ettiren ve padişahın onayını alarak projenin koordinasyonunu üstlenen bizzat kendisidir. Kanal kazılarının ilerlediği sırada Rus birliklerinin ilerlemesi sebebiyle projeden vazgeçilince, enerjisini ve en verimli çağındaki çalışmalarını Anadolu'nun imarına adadı. Hazırladığı kapsamlı bayındırlık planıyla Anadolu topraklarında modern bir dönüşüm başlattı. Yol, sulama, köprü, konak yerleri, kışla inşası ve bataklık kurutma gibi projeleri devrinin en ileri şehircilik anlayışıyla programlayıp uygulamaya soktu.
Haydar Paşa'nın ülkeye kazandırdığı ve günümüze kadar ulaşan önemli eserlerden bazıları şunlardır:
- Anadolu-Bağdat karayolunun başlangıç noktası olan tarihi Haydarpaşa mevkii ve liman düzenlemeleri,
- Bugünkü Numune Hastanesi'nin temelini oluşturan Haydarpaşa Hastanesi planlaması,
- İstanbul'un simge yapılarından Selimiye Kışlası ile Ulukışla Büyük Kışlası'nın mimari tasarımları,
- Eğirdir Gölü havzasında yer alan Kovada bataklıklarının kurutularak tarıma kazandırılması projesi.
Hayatı boyunca durmaksızın çalışan paşa, 1571'de Kıbrıs'ın fethine ve İnebahtı Deniz Savaşı'na katıldı. Tunus Beylerbeyliği görevine getirildi ve 1574 yılında Halkulvad Savaşı'nda İspanyol ordusunu bozguna uğrattı. 15 Aralık 1574'te Sultan III. Murad'ın tahta geçmesiyle de saygınlığını koruyan paşa, yeni seferler için padişah tarafından daima taze kuvvet ve yetkilerle desteklendi. Portekizlilerin Kuzey Afrika'daki Osmanlı topraklarını ele geçirme girişimlerine karşı koyarak Fas'ı savundu. 1578 yılında 'Üst Vadi sahili' muharebesini kazanarak 'Koca' unvanıyla birlikte Tunus-Fas-Cezayir Beylerbeyi olarak ödüllendirildi. 1575 yılında ise Cezayir beylerbeyliği makamına atandı.
Sokollu Mehmed Paşa'nın 1579'daki vefatının ardından devlet idaresinde baş gösteren kargaşa döneminde merkeze geri çağrılan tecrübeli komutan, 1582'de Sivas beylerbeyliğine tayin edildi. 1583'te Özdemiroğlu Osman Paşa ile Kafkasya sınırında Safevi kuvvetlerine karşı çarpışarak 'Meşaleler Savaşı'nda ve Bakü'nün fethinde olağanüstü yararlıklar gösterdi. 1585'te Van üzerine yürüyen İran ordusunu mağlup ederek Tebriz'in imparatorluk topraklarına katılmasına zemin hazırladı. 1588 yılında Doğu Orduları Komutanı sıfatıyla Karabağ'ın Gence vilayetini Osmanlı sınırlarına dahil etti. Devlet merkezindeki çekişmelerin ortasında, 1595 yılında tahta çıkan III. Mehmed tarafından İstanbul'a çağrılarak Saray Vezirliğine getirildi. Payitahta gelir gelmez tüm gücüyle şehrin imar çalışmalarını başlattı. Yeni projeler hazırlayarak Kadıköy ve Aksaray semtlerinde hastane inşaatlarına girişti. Aynı yıl, Eflak seferine başkumandan tayin edilen Sinan Paşa'ya yardımcı olmak üzere cepheye gitti. Bükreş önlerinde, 18 Ağustos 1595 tarihinde, 83 yaşındayken yakınına düşen bir düşman güllesinden sıçrayan şarapnel parçasıyla başından yaralanarak şehadet makamına ulaştı. Doğu ve Batğ kültürlerine hâkim olan bu büyük dahi; Fransızca, Arapça, Farsça, Rumca ve Macarca dillerini akıcı şekilde bilmekteydi.